Bu makale, 18. yüzyılın ortalarında Rus İmparatorluğu’nun baskıcı politikalarına ve zorunlu din değiştirme uygulamalarına karşı bayrak açan milli kahraman Batırşa (Bahadur Şah) ve liderlik ettiği 1755 isyanını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Batırşa’nın mücadelesi, yalnızca askeri bir kalkışma değil, aynı zamanda İdil-Ural Türklerinin kimliklerini, inançlarını ve dillerini koruma amacı güden tarihi bir varoluş savaşı olarak tasvir edilir. Yazar, isyanın başarısız gibi görünmesine rağmen Rus hükümetini geri adım atmaya zorladığını ve Müslüman tebaaya yönelik dini baskıları hafifleterek Orenburg Mahkeme-i Şeriyesi gibi kazanımlara zemin hazırladığını vurgular. Kaynaklarda, Batırşa’nın düşüncelerinin edebi eserlerden akademik araştırmalara kadar geniş bir yelpazede nasıl yaşatıldığı ve modern dönemde dahi bağımsızlık ülküsü için bir ilham kaynağı olmaya devam ettiği belirtilir. Ayrıca, Batırşa’nın ünlü eseri Arz-Name üzerinden yürütülen bilimsel çalışmalar ve hatırasını yaşatmak için açılan müze gibi kültürel miras unsurlarına dikkat çekilir. Sonuç olarak metin, Batırşa’yı Türk-Tatar tarihinde boyun eğmeyen direnişin ve milli bilincin sönmez bir sembolü olarak selamlar.
SONUÇ
Batırşa’nın hayatı hazinle sonuçlanmış olsa da, onun yükselttiği milli bağımsızlık savaşımı kendi döneminde, ondan sonraki yıllarda ve bugün de nice acı, işkence, sürgün, hüzün ve ölümlerin tanığı olan İdil-Ural Türklerine cesaret ve ilham vermektedir. XVIII. yüzyıl ortasında Çar’a karşı kılıcını çeken Batırşa, Rus hükümetinin bir dönem geri adım atmasına, milletinin bir nebze olsun rahat nefes almasına neden olmuştur. Aslında Batırşa amacına tam olarak ulaşamazsa da, milletinin çektiği zorlukları yazarak tarihte bırakmıştır. Batırşa Ayaklanması’nın sonucu ile ilgili Zeki Velidi Togan şunları yazmıştır: “Batırşa hareketi zahiren muvaffak olmuş görünse dahi, müspet neticeler vermiştir. Bundan sonra Müslüman camilerinin yakılması, subaylar refakatinde Müslüman köylerine gidip dinde ‘ikrah’ işini açıkça tatbik eden papaz ve misyonerlerin çalışmaları son bulmuştur. Bu iş bir sene sonra Başkurt ve Tatarlar için özel bir ‘Orenburg Mahkeme-i Şeriyesi’ tesisi ile neticelenmiştir.” (Togan 2003: 97). Batırşa Ayaklanması yenilgiyle sonuçlanmış olsa dahi, bu isyan Rus Hükümeti’ni tedirgin etmiş, korkuya kapılmasına neden olmuş, ayrıca büyük maddi zarara uğratmıştır. Diğer yandan bölgedeki Türklere cesaret aşılamış, içlerinde sönmek üzere olan milli ateşi yeniden alevlendirmiş, canlandırmıştır.
Batırşa Ayaklanması ve ayaklanmanın önderi Batırşa birçok tarihçi tarafından araştırılmıştır. Bazı tarihçilere göre 1755 yılındaki ayaklanma “çiftçi ayaklanması” olarak nitelendirilmiş olup, bu olay sadece ekonomik zorluklarla sınırlandırılarak ayaklanma basitleştirilmek istenmektedir. Bilhassa Rus tarihçiler, Batırşa’yı kararsızlık ve beceriksizlikle suçlamış ve aşağılayıcı tespitlerde bulunmuştur. Bertolt Brecht’in “Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, mücadele etmeyen zaten yenilmiştir.” şeklindeki sözleri bunlara en iyi yanıttır. Ayaklanmanın başarısızlığını tamamıyla Batırşa’nın üzerine atan bu tarihçiler o dönem yaşananlardan söz etmek istememiştir. Söz konusu ayaklanma, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan bir milletin var olma, milli benliğini koruma mücadelesidir; devlet, millet ve din için ortaya çıkan bir savaşımdır. Bu nedenle bölge Türkleri için Batırşa, kararlılığın, dik ve vakur duruşun simgesi haline gelen bir milli kahramandır. Dayanılmaz acı içinde kıvranan milleti uğruna ateşten gömlek giymekten çekinmeyen Batırşa, Türk-Tatar tarihçilerinin araştırmalarına da konu olmuştur. Batırşa Ayaklanması ve Batırşa ile ilgili, yazar ve gazeteci Rizaeddin Fahreddin (1858–1936), tarihçi Gaziz Gobeydullin (1887–1938), Abdullah Battal Taymas (1882–1959), Zeki Velidi Togan (1890–1970), Sovyet Dönemi tarihçileri Selam Alişev, Mesgut Gaynetdinov, Raif Emirov, günümüzde Mesgut Gaynetdinov, Feyzelhak İslayev (1946) vb. tarihçiler bunlardan bazılarıdır. Tarihçi Mesgut Gaynetdinov, 1970’li yıllarda arşivlerde yoğun çalışmalar yapmış ve Batırşa’nın Arz-Name’sini Tatarlara kazandırmıştır. Arz-Name’yi dil bakımından da inceleyen Gaynetdinov, 1985 yılında “Batırşa’nın Arz-Name’si – XVIII. Yüyıl Tatar Edebiyatı’nın Bir Anıtıdır” başlıklı makalesini Kazan’da yayımlatmıştır. Ayrıca Gaynetdinov, Arz-Name’yi günümüz Tatarcasına uygun olarak hazırlamış ve ‘Miras’ Dergisi’nin 2000 yılının 11. ve 12. sayılarında ve 2001 yılının 1. sayısında yayımlayarak geniş okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Arz-Name 2004 yılında “İman” yayınevi tarafından ayrı bir kitap olarak basılmıştır. Mesgut Gaynetdinov’un 1997 yılında yayımlanan ‘Batırşa’ adlı eserinde Batırşa’nın yakalanması sırasındaki tutanaklar, eşinin ve yakınlarının sorgulanması ile ilgili bilgiler ilk kez gün ışığına çıkartılmış ve okuyucunun beğenisine sunulmuştur. Gaynetdinov bu eserinde siyasi yorumlarına da yer vermiştir: “Görünen o ki, Rusya’nın imparatorluk olarak oluşmasında Tatarları yok etme siyaseti tüm keskinliğiyle genel devlet siyaseti şeklinde tekrar gündeme gelmiştir. Batırşa, milletinin bu tarihi cinayet-soykırım ve alçaklığın acıklı protesto sesi ve göstergesi olarak tarih meydanına çıkmıştır.”

Batırşa ile ilgili kapsamlı çalışmalar yapan diğer isim de tarihçi Feyzelhak İslayev’dir. O, Batırşa ayaklanması konusunda birçok bilimsel makale hazırlamıştır. Örneğin ‘Argamak’ dergisinin 1997 yılının 12. sayısında yayımlanan “Bahadurşah”, ‘Yüzyılların Yankısı’ (Gasırlar Kaytavazı) dergisinin 1999 yılının 1. ve 2. sayılarında yayımlanan “Batırşa’nın Silah Arkadaşı – İsmail Apkin” gibi yazıları bunlardan bazılarıdır. Tarihçi İslayev, arşiv kaynaklarını incelemesi sonucu edindiği bilgileri kitap haline getirmiştir. Bu yazıyı yazarken İslayev’in 2005 yılında Kazan’da yayımlanan “Batırşa Ayaklanması 1755. yıl” adlı kitabı kaynaklarımdan biri olmuştur. İslayev kitabında Batırşa’yı ve ayaklanmayı bir tarihçi olarak yorumlamıştır. Batırşa’nın millete müracaatında Türk Birliği fikrinin temellerini tespit eden İslayev, ayaklanmanın programında milli bağımsızlık düşüncelerinin bulunduğunu vurgulamış ve şöyle demiştir: “Rusların sömürgeciliği var olduğunda, talepleri yerine getirmenin olanaksız olduğu açıktır ve daha iyi düşündüğümüzde, bu taleplerin gerçekleşmesi için Müslümanların Rus Emperyalizminden bağımsız olması gerektiğini anlatmaktadır.” (İslayev 2005: 77). Batırşa’nın İslam dinini güçlendirme, zorlama ve kısıtlamalardan kurtarma gibi din özgürlüğünü savunma fikrinin Fransızların özgürlük arzusu fikri ile örtüştüğünün altını çizmiştir.
Bunların dışında Batırşa’yı konu edinen romanlar, şiirler ve rivayetler de bulunmaktadır. Cemit Rehimov’un “Batırşa” (1992) romanı, Tatar şairi Eduard Mostafin’in “Batırşa” şiiri, destanların yanı sıra Batırşa’nın adı ninnilere de konu olmuştur. Örneğin Sibirya Tatarları arasında yaygın olan bir ninni:
Nuh Peygamber’in soyundansın sen, Batırşah!
Sahabelerin neslindensin sen, Batırşah!
Evliyalar zatındansın sen, Batırşah!
Kahraman Tatar evladı, Batırşah!
Milletine özgürlük ver, Batırşah!
Bağımsız devletini kur, Batırşah!
Batırşa ile ilgili yapılan araştırmalar, yazılan kitaplar, romanlar, şiirler, rivayetler, ninniler dışında ilmi toplantılar gerçekleştirilmiş, broşürler hazırlanmıştır. Batırşa’nın destansı hayatı ressamların da ilgisini çekmiş ve N. Haciehmetov’un “Batırşa”, T. Haciehmetov’un “Batırşa”, K. Nefiyev’in “Batırşa’nın Son Günü”, R. Şemsetdinov’un “Batırşa” gibi resimleri ortaya çıkmıştır.
Başkurdistan’ın Baltaç bölge merkezinde Batırşa’nın müze evi açılmıştır. Müzede o dönemin tarihi ile ilgili önemli belgeler mevcuttur. Batırşa’nın millete müracaatı ve Arz-Name’sinin tıpkıbasımı bu belgelerden bazılarıdır. Müzede bulunan 80 ciltten ibaret olan kütüphanenin Batırşa’nın kitaplarından oluştuğu tahmin edilmektedir. Kitapların her biri 600–700 sayfa el yazmasıdır ki, bunlar bugüne kadar araştırılmamıştır. Batırşa’nın adı, kitaplarda, müzelerde ve en önemlisi milletinin kalbinde yaşatılmaktadır. Kim bilir belki bir gün Batırşa’nın köyü Karış’ta da böyle bir müze açılır…
2012 yılı, Batırşa’nın şehit olmasının 250. yıl dönümüdür. ‘Azatlık’ Kazan Tatar Gençleri Birliği 2012 yılını “Batırşa Yılı” ilan etmiş ve bir takvim hazırlamıştır. Takvimde 2012 yılının önemli tarihi olaylarına yer verilmiştir. “2012 Yılı – Batırşa Yılı” başlığı altındaki takvimde şu ifadeler bulunmaktadır: “Dilsiz bırakılan Batırşa’nın (Gabdulla Aliyev) Schlüsselburg Kalesi’nde, zincire vurulmuş elleriyle dört muhafızı öldürdükten sonra kahramanca şehit olmasının 250. yıl dönümüdür. 1755 yılının 15 Mayıs’ında milli bağımsızlığı ve dini menfaatleri savunmak için Tatarları isyana çağıran ve Rusya’daki zorla Hristiyanlaştırmanın durdurulmasına, Müslüman Tatarların Dini Nezareti’nin kurulmasına vesile olan Batırşa Hazret’e şan ve şerefler olsun! Amacımız Batırşa’ya heykel!”
İnsanlık tarihi savaşlar, acılar, kıyam ve kıyımlarla doludur. Mücadelede liderlik üstlenen şahıslar ise yüzyıllar geçse de unutulmamaktadır. Onların adı tarihte “milli kahraman” olarak anmaktadır. Batırşa da bir milli kahramandır ki, milleti var olduğu müddetçe yaşamaya devam edecektir. Tıpkı Moğol imparatoru Cengiz Han’ın (1155/1162–1227) ‘Ulusum yaşadıkça, kendi ölümümden korkmuyorum’ sözünü kanıtlarmışçasına (Kurban 1995: 41). Batırşa, canından çok seven milletini uçurumun kenarından çekip almak, milletinin kaderini değiştirmek için mücadele etmiştir. İdil-Ural Türklerinin gasp edilen haklarını arayan, güneşin peşinden giden, özgürlüğü ve cesareti yücelten Batırşa, geleceğe bir destan bırakmıştır. Millet için savaşım veren bağımsızlık savaşçılarının sonu ya ölüm, ya zindan ya da sürgündür. Batırşa ve silah arkadaşlarının sonu da hazin olmuştur. Sonunu düşünen kahraman olamaz derler; Batırşa milletinin girdaba kapılmasına göz yummamış, hayatı pahasına Rus zulmü ile mücadeleye girmiştir. İnat ve inancın getirdiği cesaret Batırşa’yı millet kahramanı yapmıştır. Batırşa’nın ödünsüz duruşu, bağımsızlık ve Türk Birliği fikri İdil-Ural Türkleri için bugün de günceldir. Zulüm ve zalim günümüzde de değişmemiştir. İdil-Ural Türkleri dün olduğu gibi bugün de “dilsiz” bırakılmaya çalışılmaktadır. 1755 yılındaki kanunlar Putin Rusya’sında da mevcuttur. Tatar okullarının yasaklanması, kapatılması, okullarda zorunlu Hristiyan dini derslerinin Türklere okutulması, küçücük çocukların papaz tarafından okullarda vaftiz edilmesi, lise ve üniversite sınavlarının Rus dilinde yapılması, Latin alfabesine geçişin yasaklanması bunlardan bazılarıdır. Gün geçtikçe daha da çekilmez hale gelen durum karşısında İdil-Ural Türkleri çaresiz, fakat umutsuz değildir. Batırşa gibi milli kahramanlar bu savaşımda milletine ilham kaynağı olmaya, 1755 yılında Batırşa’nın yükselttiği bayrak yere inmeden dalgalanmaya ve Türk-Tatar milliyetçilerini bayrağı altında birleştirmeye devam etmektedir. Batırşa, milli kimliği, dik duruşu, değerleri ve temsil ettiği ölümsüz düşünceleriyle milletinin belleğinde saygın yerini almıştır. Değil Ruslar, yüzyıllar bile Batırşa’nın anıları karşısında çaresizdir. Çünkü adı asla silinmemek üzere kalplere yazılmış bir kere…
Kaynakça:
- Abzalova-Salmanova, Roza, Ahmet Timer: Vozvraşçeniye, Kazan 2012.
- Hisamova, Fagima, Tatarskiy Yazık V Vostoçnoy Diplomatii Rossii (XVI-naçala XIX vv.), Kazan 1999.
- Hudyakov, Mixail, Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar, Rusçadan Türkçeye çeviren Roza Kurban, İklil Kurban, Berlin 2009.
- İslayev, Feyzelhak, Batırşa Vosstaniyese 1755 yel, Kazan 2005.
- Öztekten, Özkan, Bahadur Şah’ın Arz-Namesi (Batırşa Aliyev’den Çariçe Elizaveta Petrovna’ya), Konya 2010.
- Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı: Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti, İstanbul 1998.
- Kurban, İklil, Doğu Türkistan İçin Savaş, Ankara 1995.
- Rudenko, Sergey, Başkurtlar, Rusçadan Türkçeye çeviren Roza Kurban, İklil Kurban, Konya 2001.
- Togan, Zeki Velidi, Başkurtların Tarihi, Ankara 2003.
- Vafin, Tafkil, Otpavşiye, ili Nasilstvennoye Kreşçeniye Tatar, Kazan 2011.
