Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Türkiye’nin Ruh Yapısı

Türkiye’nin Ruh Yapısı

featured
0
Paylaş

Yazar Yusuf Dülger, Türkiye’nin mevcut siyasi ve ruhsal durumunu eleştirerek ülkenin Amerika Birleşik Devletleri’nin baskıları karşısında stratejik bir kuşatma altında olduğunu savunmaktadır. Metin, iktidarın milli değerlerden ve Atatürk ilkelerinden uzaklaşarak dış güçlerle kurduğu bağımlılık ilişkisinin toplumsal yapıda derin bir kirlenmeye yol açtığını öne sürer. Mevcut yönetim anlayışının milli birliği sağlamak yerine iç cephede ayrışmaya neden olduğu belirtilerek, bu durumun ancak tam bağımsızlıkçı bir iradeyle aşılabileceği vurgulanır. Akademisyenlerden gazetecilere kadar geniş bir kesimin topluma korku aşıladığı ifade edilirken, çözümün geçici çıkarlar yerine devleti yücelten erdemli değerlere dönmekte olduğu hatırlatılır. Sonuç olarak, Türkiye’nin bekası için tüm siyasi partilerin birleşerek dış müdahalelere karşı ortak bir milli duruş sergilemesi gerektiği çağrısı yapılmaktadır.

 

Trump önüne geleni, bütün ülkeleri tehdit ediyor. Genelde dünya sessiz, korkak. Ama “korkunun ecele faydası yok.” Biz başkalarına değil kendimize bakalım.

Türkiye’yi bir süredir T.C. ve Atatürk’e karşı soğuk duran slogancılar, gelenekçiler yönetiyor.

“Osmanlı dindardı, büyüktü. Cumhuriyet ve Atatürk bizi kökümüzden kopardı. Biz büyük ve mutlu bir Türkiye kuracağız” diyerek yola çıkanlar Türkiye için talihsizlik oldular.

Bunlar iktidarları öncesi ve sonrasında Amerika’daki bazı kişi ve oluşumlarla temasa geçtiler; destek verip aldılar.

Daha Lozan’ı tanımayan Amerika bundan yararlandı, Türkiye’nin maddi, Türk halkının kültürel ve ruhsal yapısı kirlenmeye başladı.

Amerikalılar bunlara “ulus devlet modelini bırakın” derken bunlar, “milliyetçilik ırkçılıktır, günahtır” diyerek Amerikalılarla aynı safa düştüler.

Halkımızın bir yarısı bunlara inandı. Ardından millî egemenlik ve millî yapımızdan tavizler vermeye, gevşemeye başladık.

Amerika bizimkilere “dostluk” odasında diyor ki: “Ortadoğu’yu birlikte dağıtacağız. Kendi başına hareket etme, dostluğumuz sürsün, seni destekleyeyim. Yoksa seni ifşa ederim. Benden, son model savaş uçağı isteme, öncekilerden vereyim. Akıllı ol. Mursi’yi, Maduro’yı hatırla…”

Bu şartlar altında biz gülerek, oynayarak yaşıyoruz. İnsan kahroluyor. Amerika’nın T.C. ve yöneticilerini tehdit etmesi, baskı altına almaya çalışması, devlet yapımıza karışması, İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan hattıyla bizi kuşatmaya kalkması çok acı veriyor.

Peki biz koloni miyiz, esir miyiz, başka bir canlı yerine mi konuyoruz?

Hiçbiri değiliz ama dört dörtlük bir insan, ulus ve devlet de değiliz. Sebep?

 

İnsanı insan, ulusu ulus, devleti devlet yapan değerlere sahip olmamak. En büyük hatamız; koltuk, mal, şöhret, para gibi geçici değerleri yüceltmemiz, umursamaz olmamızdır.

Sıradan insanlarda bu eksiklikler olabilir ama üst düzey yöneticilerde olamaz, olmamalıdır.

Bizim birçok akademisyen, gazeteci, bürokrat, meclis üyesi insanımızda millet ve devletimizi uyutma hastalığı var.

Bir avuç “gazeteci, yorumcu, uzman” da millet ve devletimizi çürütüyor.

Bir TV programında Amerika’nın haydutluğu eleştirilirken, Cem Küçük denen bir küçük akıllı: “Dünyanın süper gücüyle uğraşıyorsunuz. Süper güce karşı gelmek kolay mı” diye parladı, hepimize korku aşılamaya kalktı, Amerika karşıtlarını “Çin, Rus komünisti” diye suçladı.

Esasen Amerika korkusunu sırf Küçük Cem aşılamıyor, “Prof., Müslüman, milliyetçi, uzman, büyük” diye bilinen, bir kıblesi de Amerika olan kişi ve kuruluşlar da aşılıyor.

Bu gerçek karşısında hükmümüz şu olacak: Bize böyleleri değil, tam bağımsızlıkçı, Mustafa Kemal özellikli lider, öncü, kişi, örgüt ve kitleler lazım.

Ruhumuzun arınması için bizimle birlikte yukarıdakilerin de ruhen arınmaları, “Müslümanım, milliyetçiyim, devrimciyim” diyenlerin gerçekçi olmaları, birlik ve bütünlüğümüzün sağlanmasında öncü olmaları gerekiyor.

Yukarıdakiler diyorlar ki: “İç cepheyi sağlam tutalım (Devlet Bahçeli), “AKP olarak biz, Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP ile Türkiye’yi koruyoruz, koruyacağız” (Recep Erdoğan). Biliyoruz ki, bu sözler gerçekçi değil. Bu sözlerin sahipleri iç politika hesabıyla diğer partileri suçluyor, iç cephenin bozulmasına sebep oluyorlar. Bu bozma Türkiye’yi dış cepheden sıkıştırmaya, “beka sorunu” endişesini ağırlaştırmaya başladı.

Türkiye bunları millî birlikle aşabilir. Tek başına AKP ve MHP millî birliği sağlayamaz.

AKP ve MHP Türk milletinin tamamı değil, birer parçasıdır. Parça bütün olmaz, parça bütünü temsil edemez.

Millet ve devletimiz bütünlükle güçlü olur ve korunur. Erdoğan ve Bahçeli bunu unutmamalılar, sorumlu ve erdemli davranmalılar.

Örnek bir adım olarak; AKP-CHP yöneticileri diğer partileri de davet ederek, Amerika’nın Türkiye ve dünyaya karşı yaptığı haydutlukları lanetleyen bir MİLLÎ BİRLİK, MİLLÎ KIYAM mitingi yapmalılar, yaparlarsa çok yararlı ve anlamlı olur.

T.C. parti değil, partiler üstüdür, devlettir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!