Av Özcan Pehlivanoğlu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kara Gün Sakın Ola ki, Tekrar Etmesin!.

Kara Gün Sakın Ola ki, Tekrar Etmesin!.

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Fransız Generali d’Esperey’in 1919 yılında İstanbul’u işgali sırasında sergilediği incitici tavırları ve yazar Süleyman Nazif’in bu duruma tepki olarak kaleme aldığı meşhur “Kara Bir Gün” makalesini konu almaktadır. Yazar, işgal kuvvetlerinin Türk milletinin onurunu zedeleyen gösterişli yürüyüşünü ve yerel halkın bir kısmının bu duruma verdiği üzücü desteği derin bir kederle eleştirmektedir. Milli hafızayı tazelemeyi amaçlayan bu kaynak, geçmişte yaşanan aşağılanmaların ve zorlukların unutulmaması gerektiğini vurgulayarak bugünkü nesillere bir tarih bilinci aşılamaya çalışır. Metin genelinde, en ağır yenilgilerde bile milli onuru korumanın önemi ve sabırla gelen bir direniş ruhu yüceltilmektedir. Sonuç olarak bu eser, Türkiye’nin zor zamanlardan geçerek bugünlere ulaştığını hatırlatan vatansever bir uyarı niteliği taşımaktadır.

 

Günümüzde olan bitenlere bakınca aklımıza bunlar geldi… İyi okuyun ama! Belki bir şeyler çağrışım yapabilir.

8 Şubat 1919’da işgal kuvvetleriyle birlikte İstanbul’a gelen Fransız General Franchet d’Esperey, İstanbul’dan Beyoğlu’na doğru bir zafer alayı tertiplemiş, kendisini karşılayan Osmanlı bandosunu, üzerine bindiği atı ürküttüğü için kırbacını sallamak ve susturmak suretiyle rencide etmişti.

Bu olayı 9 Şubat 1335/1919 Hâdisât gazetesinde eleştiren Süleyman Nazif’in de tevkif edilmesini, bir iddiaya göre kurşuna dizilmesini emretmişti.

F. d’Esperey’in gösterdiği tepki makalenin popülerliğini daha da artırmış, “Kara Bir Gün” el yazılarıyla binlerce kez kopya edilmiş, dağıtılmış ve sokaklara afiş olarak asılmıştı.

“KARA BİR GÜN” Makalesi

“Fransız generalinin dün şehrimize gelişi dolayısıyla bir kısım vatandaşlarımız tarafından yapılan gösteriler, Türk’ün ve İslam’ın kalbinde ve tarihinde sonsuza kadar kanayacak bir yara açtı. Aradan asırlar geçse ve bugünkü hüznümüz ve bahtsızlığımız sevince ve mutlu bir talihe dönse bile, yine bu acıyı hissedecek ve bu hüzünle üzüntüyü çocuklarımıza ve soyumuzdan gelecek olanlara nesilden nesile ağlanacak bir miras olarak terk edeceğiz.

Almanya orduları 1871 senesinde Paris’e girdikleri sırada, Büyük Napolyon’un zaferlerini kutlamak için dikilmiş olan zafer takının altından geçerlerken bile Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişti.

Bizim dün sabah saat dokuzdan on bire kadar hissettiğimiz üzüntüyü ve azabı duymamıştı.

Çünkü ‘‘Fransız’’ namını taşıyan her kişi, yalnız Hristiyanlar değil, Yahudi Fransızlarla Cezayirli Müslümanlar, o millî matem karşısında aynı keder ve utanç ile ağlamış ve kızarmışlardı.

Biz ise millî varlıklarının ve dillerinin devamını bizim âlicenaplığımıza borçlu olan bir kısım halkın hay-huy şamatasıyla bu aziz matemimize en acı hakaretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük.

‘‘Buna müstehak değildik’’ diyemeyiz. Müstehak olmasaydık, bu felakete düşmezdik. Her milletin hayat sayfalarında birçok talihler ve bahtsızlıklar vardır.

Fransa Kralı Birinci Fransuva’yı Şarlken’in zindanından kurtarmış ve koca Viyana şehrini defalarca kuşatmış bir ümmetin kader defterinde böyle bir kederli satır da gizli imiş.

Arapların güzel bir sözü var: ‘Isbır feinne’d-dehre lá yesbır’ (Sen sabret, çünkü zaman sabretmez) derler.”

Süleyman Nazif / 9 Şubat 1919 İstanbul

 

Bugün kuzu postuna bürünmüş çakalların bu sefer Türkiye’nin dört bir tarafını durmadan aşındırdığını görüyoruz… Onun için Süleyman Nazif ve o kara günler geldi aklıma ve bunları hatırlatayım dedim…

Unutmayın biz o günlerden bu günlere geldik!

Yine başarırız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!