Bu makale, Suriye’deki Halep operasyonu sonrası Türk devlet kurumları ve siyasi aktörler arasında ortaya çıkan stratejik görüş ayrılıklarını ve yeni bir çözüm süreci ihtimalini ele almaktadır. Kaynak, MİT tarafından paylaşılan notlarda SDG ve Mazlum Abdi ile diyalog zemini aranmasına karşın, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu isimleri sert bir dille hedef alarak muhatap olarak sadece İmralı’yı işaret etmesindeki çelişkiye dikkat çekmektedir. İktidar kanadında SDG’nin terör unsurlarından arındırılarak meşrulaştırılması tartışılırken, DEM Parti’nin ise Suriye meselesini Türkiye’deki süreçten ayırmaya çalıştığı vurgulanmaktadır. Yazar, devletin farklı kademelerinden gelen birbiriyle uyumsuz mesajları sorgulayarak, yaklaşan İmralı ziyareti sonrası terör örgütü elebaşının bu karmaşık denkleme nasıl müdahil olacağını irdelemektedir. Sonuç olarak yazı, Türkiye’nin dış politikası ile iç siyasetteki terörle mücadele söyleminin Suriye düzleminde nasıl bir yol ayrımına geldiğini analiz etmektedir.
Yok, büyük oyuncu merhum Kemal Sunal ile Dinçer Çekmez’in meşhur Şark Bülbülü filminden değil, İmralı-DEM-PKK/YPG/SDG bülbüllerinin çevirdiği, millete yutturulmaya çalışılan filmden bahsediyoruz.
Şam ordusunun PKK’nın Suriye kolu SDG’ye yönelik geçen haftaki Halep operasyonundan başlayalım.
Kimi iktidar yazarları, Türkiye’nin bu sürecin bir parçası olmadığını öne sürse de operasyonlar devam ederken başta TRT, Anadolu Ajansı, NTV, DHA, Sabah Gazetesi, beraberinde çok sayıda yazar, “güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre” diyerek, neredeyse kelimesi kelimesine aynı şeyleri yazdı.
Tek merkezden gönderildiği besbelli olan açıklamada; operasyonların hangi hassasiyetler dikkate alınarak yapıldığı anlatılmakla kalınmadı, şu ifadeler kullanıldı:
- “Sivil kayıpların önüne geçilmesi için azami gayret sarf edilmiştir. Söz konusu çabaların bir ayağı olarak da SDG tarafıyla çeşitli kanallardan irtibat kurulmuştur. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed ve bazı isimler uzlaşıya açık bir tavır sergilemiştir… YPG’nin uzlaşı yerine çatışmayı önceleyen tavrı neticesinde, tüm kayıpların sorumluluğu Kandil’indir.”
- “Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, olayların başladığı ilk andan itibaren uzlaşı ve diyalog yolu ile çatışmaların sonlanması için yoğun çaba göstermiştir.”
- “Tüm bu yaşananlar, eli silahlı bir terör örgütünün kendi çıkarları için temsilcisi olduğunu iddia ettiği Kürt halkının güvenliğini hiçe saymaktan başka bir şey değildir… Çatışmaların esas sebebi YPG’nin Suriye’nin geleceğini ve kaynaklarını sömürme kaygısıdır. YPG’nin SDG üzerindeki baskısı da Suriye’de siyasi bir uzlaşı zeminine zarar vermektedir.”
- “Yaşanan tüm bu olaylara rağmen, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlayan Terörsüz Türkiye süreci devam etmekte olup, söz konusu bu olaylar süreci akamete uğratamayacaktır.”
Yeni açılım sürecinin “devlet aklını” temsil eden MİT’in bu notundaki ifadeleri Türkçeleştirelim:
- Teröristbaşı bildiğimiz Mazlum Abdi (Kobani), aynen Trump’ın da yaptığı gibi “SDG genel komutanı” sayıldı…
- İlham Ahmed için, “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı” unvanı kullanılıp sözde yönetim tanınmış oldu…
- “SDG, Mazlum Kobani ve İlham Ahmed iyi, YPG-Kandil kötü” algısı yaratıldı…
- “Merak etmeyin, süreç zarar görmeyecek”..
Sürecin zarar görmeyeceği müjdesi ile SDG, Mazlum Kobani ve İlham Ahmed’in “iyi” olması iktidar yazarlarını da pek sevindirdi ve “SDG’ye müzakere etmek için yeni bir fırsat sunulacağı”, “Halep’teki yaklaşımı nedeniyle uzlaşma ihtimalinin göz ardı edilmediği” yorumları yapıldı.
Peşi sıra AKP Sözcüsü Ömer Çelik’e, DEM’lilerin aylardır dillendirdiği, “SDG’yle görüşün, Mazlum Kobani ve İlham Ahmed’i Türkiye’ye davet edin” çağrısı soruldu.
Çelik şu karşılığı verdi:
“Biz bunun yolunu söyledik. SDG 10 Mart Mutabakatı’na uyar, içindeki terör unsurlarından arınır, Suriye toplumunun bir parçası olarak hareket eder. Sonrasında bir siyasi parti olan meşru Suriye siyaseti zeminde faaliyetini gösterir, o çerçevede Türkiye’yi de ziyaret edebilirler.”
Suriye PKK’sının yöneticileri ne kadar “iyi” imiş; operasyondan sonraki açıklamalarına bakalım.
Sözde Rojava özerk yönetimi; “uluslararası teklifi kabul ederek” Halep’ten çekildiklerini bildirdi… Mazlum Kobani, “uluslararası tarafların arabuluculuğuyla anlaşmaya vardıklarını” söyledi… İlham Ahmed ise, “Savaşa karşıyız, ama kendimizi savunmaya da hazırız.” dedi.

MİT’İN O NOTU MHP’YE GİTMEDİ Mİ?
AKP kulislerinin nabzını çok iyi tutan, Nefes’ten Nuray Babacan’ın aktardığına göre;
“‘Halep kalkışmasından’ Mazlum Abdi’nin haberinin olmadığı”, “SDG yönetiminden bağımsız gerçekleştiği” şeklindeki istihbarat bilgilerinin Cumhur İttifakı mensuplarına da ulaştırılmış ve bunun sonucunda; “Abdullah Öcalan’ın daha aktif devreye sokulması, akla karanın ortaya çıkarılması” görüşü ortaya çıkmış!..
MİT’in o notu Cumhur İttifakı mensuplarına da gittiyse, açılımın mimarı MHP Lideri Devlet Bahçeli neden geçen Salı günkü grup toplantısında; SDG ile YPG’yi bir tutup Mazlum Kobani’yi yerden yere vurdu? Söylediklerini hatırlatalım:
“SDG/YPG yanlış üstüne yanlış yapmıştır… Özellikle Mazlum Abdi isimli terörist Siyonizm’in yandaşıdır, İsrail’in kuklasıdır, PKK’nın kurucu önderliğine saygısız ve sadakatsizdir.” dedi.
SDG/YPG’nin Ankara’ya davet edilmesi talebine ise şöyle tepki gösterdi:
“Ya aceleye getirilmiş bir açıklama veya meseleyi kavrayamayan ve gerçekleri göz ardı eden bir akıl tutulmasıdır. İsrail’in güdümündeki terör örgütüyle pazarlık nasıl olacaktır? Türkiye Cumhuriyeti böylesi bir zillete nasıl onay verecektir? Muhatap bellidir, PKK’nın kurucu önderinden başkası asla değildir… SDG/YPG’nin muhatabı Suriye Cumhuriyeti devletidir, nihayet 10 Mart Mutabakatının zamanı dolsa da karşılıklı uzlaşma, yapıcı görüşme ve müzakerelerle İmralı’nın da çağrısı olan entegrasyon süreci tamamlanmalıdır.”
Mazlum Kobani İsrail kuklası da İmralı’daki teröristbaşı sanki “milli ve yerli”… “SDG/YPG’nin muhatabı, Suriye Cumhuriyeti Devleti’dir” denirken İmralı’nın çağrısına uyulmasının istenmesi gibi çelişkiler bir yana;
MHP’nin gazetesinin başyazısında da, “Mazlum Abdi’ye o tehditleri yedirilmelidir” denildiğine göre; özellikle SDG ve Mazlum Kobani konusunda iki “devlet aklı” arasında çatlağın sebebi neydi?
Sağ olsun, Nuray Babacan AKP’lilerin ağzından bunun da cevabını verdi;
“Kimse bunu MHP’deki tavır değişikliği olarak görmüyormuş. MHP yönetiminin ve devletin kullandığı dil, bir nevi müzakere imiş. Karşı tarafa kendi açısından kırmızı çizgilerini gösteriyormuş.”
İMRALI’DAKİ TERÖRİSTBAŞI NE DİYECEK?
Halep operasyonu ve sonrasında KCK ile DEM’lilerin hezeyanları malûm; Hakan Fidan ve Yaşar Güler’i hedef aldılar.
DEM eşbaşkanı Tuncer Bakırhan da Fidan ve Güler hakkında KCK ağzıyla konuşurken; İmralı’daki teröristbaşının çağrısının SDG’yi kapsamadığını, İmralı’dan yapılan açıklamanın dünyadaki tüm Kürtleri ilgilendirmediğini, SDG’nin Suriye’nin meselesi olduğunu ve buna Suriye devletinin karar vermesi gerektiğini söyledi.
Bu arada silah bıraktığı öne sürülen teröristlerin kamplarına geri döndüğünü itiraf etti.
Bakırhan, tüm bunların İmralı’ya gidilerek teröristbaşına sorulmasını da istedi.
İyi de 1 yıldır, “Kurucu önderin çağrısı PKK’nın tüm bileşenlerini kapsıyor” diyen Bahçeli’yi niye hiç itiraz etmediler?..
Doğru, teröristbaşının 27 Şubat çağrısında SDG falan yok. Bahçeli’nin ısrarlı taleplerine rağmen SDG’ye çağrı yapmadığı gibi, sırf bu yüzden ayağına gönderilen milletvekillerine de bir şey söylemedi veya ne söylediyse açıklanamadı.
Ancak, “Suriye’de yaşanan gelişmelerin sadece Suriye halklarını değil, Türkiye’yi ve tüm bölgeyi yakından ilgilendirdiğini” vurgulayıp Selahaddin Eyyubi’den teröristbaşına uzanan bir mücadeleden söz eden bizzat Tuncer Bakırhan değil miydi?..
Keza teröristbaşı; PKK’nın Mayıs’taki sözde fesih kongresi için yazdığı perspektifte; “Irak, İran ve Suriye içinde benzer süreçler devreye girecek” demedi mi?..
Teröristbaşının açıklaması dünyadaki tüm Kürtleri ilgilendirmiyor idiyse; PKK elebaşları Duran Kalkan ve Helin Ümit’in, “Öcalan 60 milyon Kürt’ün temsilcisi” iddiasını nereye koyacağız?..
Sadede gelirsek;
Suriye’deki taraflarla “diplomatik temasını” yoğunlaştıran ABD’nin bölge valisi Tom Barrack’ın yarın teröristbaşı Mazlum Kobani ile Barzanilerin Erbil’inde bir araya geleceği bildirilirken, bir başka sürpriz gelişme yaşandı.
Halep operasyonu sürecinde ve sonrasında Bahçeli’nin ifadesiyle “SDG/YPG’yi aklama ve arkalama niyetine” girip, “sorunlu dil” kullanan DEM’e dün İmralı vizesi çıktı.
Sorumuz şu: bu ziyarette teröristbaşı, “Mazlum’u getirin bana!..” derse, ne olacak?!