Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Apo’cular Barzani’ciler!..

Apo’cular Barzani’ciler!..

featured
0
Paylaş

Bu makale, Mesut Barzani’nin Türkiye ziyaretiyle başlayan diplomatik gerilimleri ve Suriye’nin kuzeyindeki karmaşık siyasi dengeleri ele almaktadır. Yazar, Ankara’nın terörle mücadele stratejisi ile Barzani ailesinin PKK/YPG yapılanmasına yönelik korumacı tavrı arasındaki çelişkilere dikkat çekmektedir. İmralı, Kandil ve Suriye ekseninde yürütülen müzakere arayışları, bölgedeki aktörlerin değişen rolleri üzerinden sorgulanmaktadır. Özellikle İsrail’in etkisi ve Suriye’deki yeni yönetimle kurulan temasların, Türkiye’nin egemenlik hakları ve güvenlik politikaları üzerindeki olası riskleri vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazı, Türkiye’nin Kürt meselesi ve Suriye politikasındaki belirsizlikleri sert bir dille analiz etmektedir.

 

Mesut Barzani 29 Kasım’da bir konferans için Cizre’ye geldiğinde olanları hatırlıyorsunuz, değil mi?

Bordo bereli peşmerge korumalarıyla şov yaptı. Herkes bir yana Cumhur İttifakı’nın ortağı Devlet Bahçeli’nin tepkisi önemliydi; “Rezalet… Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hak ve hukuku çiğnendi” dedi.

Barzani’nin ofisinin, Bahçeli’ye, “şovenist zihniyet” karşılığını vermesi üzerine tartışmalara katılan Erdoğan ve AKP’liler, bu açıklamanın düzeltilmesini istedi. Dışişleri Bakanlığı, Barzanistan yönetimine, “Sorumlulardan hesap sorulsun” çağrısında bulundu, İçişleri Bakanlığı konuyla ilgili inceleme başlatıp iki müfettiş görevlendirildi.

AKP’nin Barzani ile nasıl “gurur duyduğunu” biliyoruz. Nitekim Cizre’deki o konferansta da Barzani’ye yine övgüler yağdıran AKP’liler, yaşanan tartışmalarda ise Barzani’ye sahip çıkıp İçişleri Bakanı veya mülki amirleri suçlayarak, Şırnak Valisi Birol Ekinci’nin derhal görevden alınmasını istedi.

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan Valiler Kararnamesi’nde Şırnak Valisi yerinde kaldığına göre, sadece şunu soracağız; 42 gün geçti, İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin yaptığı soruşturmadan ne çıktı?!

Barzani’nin Suriye Politikası

Şuraya geleceğiz: Mesut Barzani gibi, Barzanistan’ın başı ve yeğeni olan Neçirvan Barzani de Erdoğan’ın yakın dostu.

Ama Suriye PKK’sının akıbeti konusunda Ankara’dan farklı düşünüyor; terör örgütünün Şam’a entegrasyonunu değil, adem-i merkeziyetçi yönetimi savunuyorlar… Suriye PKK’sının başı Mazlum Kobani’yi “Suriye Demokratik Güçleri komutanı” olarak görüyorlar… Çünkü onlara göre, “Kürt milletinin, Kürt davasının ve birliğinin hamisi” Barzani.

İşte Barzanilerin Suriye PKK’sı konusundaki bu tavrı, iktidar medyası yazarlarını bile kızdırdı. Kimi, “İsrail’in daha iki kuşak öncesinden MOSSAD kamplarını da açarak Barzani ailesini ağırladığını” hatırlatıp “Barzani’nin Öcalan’ı tasfiye etmeye çalıştığını” vurguladı.

Kimi; “Terörsüz Türkiye idealinde, çevre ülkelerdeki tüm Kürt nüfusu, nüfuzu altına almaya çalışan Barzani kurgusu doğru okunmak durumunda. ABD himayesinde, Erbil’de kurduğu sahte cenneti örnek yönetim olarak ihraç etmeye hevesli Barzani ailesinin özünde, İmralı-Kandil-SDG eksenini aşan hâkim güce erişme hırsını da hafife alamayız.” uyarısında bulundu.

İlk açılımın tam gaz sürdüğü günlerde, bu işin koordinatörlüğünü yapan dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın da AKP milletvekillerine, “Beni en çok üzen olay kuzey Irak istihbarat teşkilâtını İsrail’in kurması ve eğitmesidir.” dediğini kaydedip önemli bir başka ayrıntının altını çizelim.

Hani Trump, bin, iki bin yıl sonra Suriye’yi Erdoğan’ın kurtardığını söylüyor ya, Esad’dan sonra İsrail’in burada at koşturmaya başladığını, yeni yönetimin, Trump’ın Golan tepelerini İsrail’e “hediye” etmesine ses çıkarmadığını, son olarak İsrail’le “ortak mekanizma” anlaşması imzaladığını görüyoruz.

Eski Suriye, İsrail gibi Barzani’ye de karşıydı. Onu “Kürdistan bölge başkanı” olarak görmedi, ne zaman Suriye’ye gitmek istese, “KDP başkanı” unvanıyla davet etti, ama Barzani buna yanaşmadı.

“Kurtarılmış” Suriye’de ne oluyor; Barzani, PKK/YPG/PYD’ye hamilik yapmakla kalmıyor, ülkenin içişleri ve egemenliğine müdahale ediyor!..

 

Colani-Şara İmralı’daki Teröristbaşını da Arar mı?

Malûm, Türkmen şehri Halep’in birkaç mahallesinde Suriye ordu güçleri ile Mazlum Kobani’nin sözde “asayiş güçleri” arasında çatışmalar yaşandı.

Çatışmalar üzerine bu mahallelerdeki Kobani’ye bağlı sözde meclis eş başkanları, Mesut Barzani’ye kendilerini desteklemesi, ayrıca uluslararası toplum ve uluslararası koalisyona Suriye ve Türk hükümetlerine baskı yapmaları çağrısında bulundu.

Mesut Barzani de “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla”; Şam yönetimine saldırıları durdurma çağrısı yapıp şunları söyledi:

“Suriye’deki siyasi değişimler, Suriye’deki Kürt halkının meşru haklarının gözetilmesi ve tüm sorunların çözülmesi için uygun bir çözüm yolu bulunması adına iyi bir fırsattı. Bu amaçla tüm taraflarla; her türlü sorun ve anlaşmazlığın diyalog ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerektiği yönünde büyük çaba sarf ettik. Ancak Halep’te hüküm süren tehlikeli durum, savaş ve şiddet büyük bir endişe kaynağıdır; masum sivillerin hayatı üzerinde tehdit oluşturmakta ve bölgedeki Kürtlere yönelik bir etnik temizlik tehlikesi barındırmaktadır. Suriye yetkililerinden, siyasi anlaşmazlıkların ulusal (etnik) bir çatışmaya dönüştürülmemesini; Halep bölgesindeki sorunlarda Kürt vatandaşların baskı, şiddet, ata topraklarından sürülme ve etnik temizliğe maruz kalmasına izin verilmemesini talep ediyorum. Ayrıca Kürt taraflardan ve özellikle DSG’den (SDG) savaş ve çatışmaların durdurulması, daha fazla kan dökülmesinin önlenmesi için ellerinden geleni yapmalarını; her iki tarafın da sorunların çözümü için diyalog ve görüşme yoluna başvurmasını istiyorum.”

Barzanilerin rakibi olan ve PKK’lı teröristlere helikopter tahsis eden KYB’nin başı Bafıl Talabani de fırsatı kaçırmayarak, “bu zorlu zamanda kalbinin Rojava’daki halkla birlikte olduğunu” bildirip, “sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesini” istedi.

Sonrası mı?

Suriye’nin başı Colani-Şara, Mesut Barzani’yi telefonla aradı. Görüşmede; Colani-Şara’nın, “Kürt halkının Suriye’nin asli ve temel bir bileşeni olduğunu” vurgulayarak, “tüm ulusal, siyasi ve medeni haklarını garanti altına alma konusundaki kararlılığını” ilettiği, Barzani’nin de, “Şara’nın bu yaklaşımından memnuniyet duyduğunu” iletip, “toplumsal barışın korunması ve herkesin çıkarının gözetilmesi için istişare ve koordinasyonun sürdürülmesinin önemine dikkat çektiği” açıklandı.

Barzani, Colani-Şara’nın ardından ise Trump’ın “bölge valisi” gibi davranan Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la, “güvenlik, istikrar ve barışın sağlanması adına ciddi adımların atılıp bu doğrultuda her türlü çabanın gösterilmesi gereğini” görüştü.

 

Devletin “Umudu” Teröristbaşı

Ankara, teröristbaşı, PKK ve DEM’in gidişatına bakalım.

Yeni açılımı başlatan Devlet Bahçeli, İmralı’daki teröristbaşını “kurucu önder” ilân etti.

Ama “kurucu önder” tüm ricalara, ayağına milletvekili gönderilmesine ve yılbaşı mesajı yayınlattırılmasına rağmen Suriye’deki terör örgütüne, “Silah bırakıp Şam yönetimine entegre olun.” çağrısında bulunmadığı gibi, “Suriye ve Rojava’nın kırmızı çizgisi olduğunu” tekrarladı. Çünkü elindeki en büyük koz bu!..

Eylül’dü; PKK elebaşlarından Duran Kalkan “önder Apo’nun özgürleştirilmesini” isterken, “Önder Apo’ya doğru yaklaşılmalı. 60 milyon Kürt’ün önderi, siyasi temsilcisi, baş müzakerecisi olarak orada. Herhangi bir kişi değil.” dedi.

Kasım’da bir başka PKK yöneticisi Helin Ümit de, teröristbaşının “60 milyon Kürt’ün temsilcisi olduğunu” öne sürdü.

Sanki hiç görüşmemişler, mektuplaşmamışlar gibi; sürecin başından beri teröristbaşının Mazlum Kobani’yle görüştürülmesini, ardından Ankara’nın sözde Suriye Demokratik Güçleri’ni muhatap almasını ve Mazlum Kobani’yi davet etmesini isteyen DEM’liler, Halep’teki çatışmalardan sonra da aynı talepleri dillendirdi.

Besbelli; milletvekilleri ayağına gönderildikten sonra, teröristbaşının “tüm Kürtlerin temsilcisi ve müzakerecisi” olduğu iddiasını güçlendirmek için yeni bir adımın daha peşindeler.

Trump’ın Türkiye’ye istediklerini yaptırıp tüm istediklerini alana kadar PKK işini İsrail’e havale ettiğini anlamazdan, Barzanilerin rolünü de görmezden gelip sadece İsrail’i döven (!) Ankara’nın halini ise Suriye politikasının mimarlarından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 10 Mart anlaşmasından bu yana yaptığı açıklamalardan özetleyelim.

Önce, “Bizim için önemli olan silahlı terör unsurlarının bölgede olmaması” denildi… YPG’nin, PKK’nın uzantısı olduğu, içinde 2 binden fazla PKK’lının bulunduğu ve bunların Suriye’den ayrılması gerektiği savunuldu… Ardından PKK/YPG/PYD, “SDG”ye dönüştürüldü… Şimdilerde, o PKK’lıların Suriye’yi terk etmesi unutuldu, sadece Şam yönetimine entegrasyonu isteniyor.

Dışişleri Bakanı Fidan son olarak önceki akşam yine bölge ülkeleri ve ABD’nin istediği resmin “örtüştüğünü”, sadece İsrail’in “böl, parçala, yönet” taktiği uyguladığını savunup “SDG”ye, “Adada da Öcalan’ın talimatları var. Bunu yerine getirmeleri gerekiyor.” çağrısında bulundu.

Ez cümle; bu gidişle, son bir umut, Mazlum Kobani’nin Ankara, hatta İmralı’da ağırlanması veya Suriye’nin başındaki Colani-Şara’nın, Mesut Barzani gibi teröristbaşıyla da görüşüp güvence vermesi gündeme gelirse, şaşırır mıyız?!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!