Bu kısa yazı, vefat eden savaş muhabiri Vedat Yenerer’in onurlu meslek hayatını ve Ergenekon kumpas davaları sürecindeki dik duruşunu saygıyla anmaktadır. Yenerer’in en zor şartlarda bile hakikati savunduğu vurgulanırken, dönemin etkili figürlerine karşı sergilediği sarsılmaz cesaret ön plana çıkarılmaktadır. Yazar, gazetecinin haksız yere hapsedilmesine rağmen geri adım atmadığını ve kendisini hedef alan savcıların kaçacağına dair isabetli öngörüsünü hatırlatmaktadır. Metin genelinde, Yenerer’in kişisel menfaatleri elinin tersiyle iterek vatansever bir aydın portresi çizdiği ifade edilmektedir. Sonuç olarak bu yazı, dürüst bir gazetecinin karanlık dönemlerde verdiği onur mücadelesine sunulmuş duygusal bir saygı duruşu niteliğindedir.
“Sayın Başkan, bu savcılar bu kirli tezgâhın hesabını yüce Türk mahkemelerinde er geç vereceklerdir. Bağımsız, tarafsız, dürüst ve liyakat sahibi bir savcının asla suça konu etmeyeceği saçma iddialarla hükümet ve irtica muhaliflerini susturmak için iftira atmak, tertip düzmek yargımız adına utanç vericidir. Benim bir gazeteci olarak öngörüm; bu savcılar kaçacaklar…”
Vedat Yenerer Ergenekon yıllarında, Zekeriya denilen FETÖ’cü savcının yüzüne baka baka mahkemede söyledi bu sözleri. Hem de herkesin onun karşısında hazırolda beklediği, tek kelime etmeye cesaret edemediği günlerde…
Kimi gazeteci vardır…
Mürekkebiyle değil, omurgasızlığıyla manşet atar. Güce yaslanır, iktidarın kayığına biner, rüzgâr nereye eserse oraya yelken açar.
Vedat Yenerer öyle değildi.
O, savaş muhabiriydi. Plaza katlarında, klimalı stüdyolarda masa başı kahramanlığı yapmadı. Kuzey Irak’ın dağlarında, Güneydoğu’nun ateş hattında, ölümle burun buruna görev yaptı. Kalemini de cesaretini de hiçbir zaman saklamadı.
Sonra bu ülkenin en karanlık dönemlerinden biri geldi…
Vatanseverler, aydınlar, askerler ve namuslu gazeteciler sahte dijital delillerle, gizli tanıklarla, tiyatroya dönen mahkemelerle hedef alındı.
Vedat Yenerer’i de aldılar.
Hakkını yediler.
Hem de öyle böyle değil…

Bir gazetecinin sadece özgürlüğünü değil, ömrünün en güzel yıllarını çaldılar. Meslek onurunu kirletmeye çalıştılar. Bugün utanmadan demokrasi nutukları atan, özgürlük dersi veren liboş tayfası ise o gün ekran ekran dolaşıp Vedat Yenerer’i linç etmek için yarışıyordu.
Ama o…
Zindanda bile eğilmedi.
Herkesin korkudan sustuğu, yorganın altına saklandığı o karanlık günlerde, kumpasçı savcıların gözlerinin içine baka baka tarihe geçen o cümleyi kurdu:
“Bu savcılar kaçacaklar.”
Ve dediği çıktı.
Kaçtılar.
Sahte pasaportlarla yurt dışına firar ettiler. Arkalarına bile bakmadan kaçıp gittiler.
Vedat Yenerer ise başı dik, alnı ak, onurlu bir Türk gazetecisi olarak bu dünyadan göçüp gitti.
Geride korkusuz bir duruş, eğilmeyen bir omurga ve unutulmayacak bir cümle bıraktı.
Güle güle Vedat Ağabey…
Mekânın cennet olsun.
