Mehmet Emir Özkan tarafından kaleme alınan bu metin, Türk bayrağının estetik üstünlüğünü sadece duygusal bir yaklaşımla değil, bilimsel verilerle ele almaktadır. Yazıda bayrak bilimi olarak bilinen veksiloloji kriterleri çerçevesinde, bir bayrağın başarılı sayılması için gereken sadelik, tanınırlık ve kontrast gibi temel kurallar açıklanmaktadır. Türk bayrağının kırmızı ve beyaz renk kullanımı ile ay-yıldız sembolizminin bu bilimsel standartlara nasıl kusursuzca uyum sağladığı vurgulanmaktadır. Yazar, bayrağın hem küçük bir rozette hem de devasa bir direkte aynı görsel gücü koruyabildiğini belirterek tasarımındaki zamansızlığı ön plana çıkarmaktadır. Sonuç olarak eser, Türk bayrağının dünyadaki en başarılı tasarımlardan biri olduğunu teknik ve görsel analizler ışığında kanıtlamayı amaçlamaktadır.
Yine bayrağımıza saldırdılar.
Biz de her zamanki gibi her tarafı bayraklarla donattık.
Sokaklar, binalar, şehir…
Bayrağın gölgesinin, silüetinin düştüğü her yer güzelleşti.
Bayrak bizim kırmızı noktamız.
Bu güzellik için milletçe ölümü göze alırız.
Peki, bu güzellik sadece duygusal bir refleks mi, yoksa bayrağımız gerçekten mi güzel?
“En güzel bayrak” lafı genelde duygusal bir refleks gibi algılanır.
Oysa bu işin bir bilimi var: Veksiloloji.
Bayraklara “çok güzelmiş” ya da “bu bayrak çirkinmiş” diye bakmaz; neyin neden iyi, neyin de neden kötü olduğunu kural kural anlatır.
Duygusallıkla, romantizmle ilgilenmez.
Sadece tasarıma bakar.

Veksilolojiye göre iyi bir bayrağın temel kriterleri nettir: Bayrak bir çocuğun bile çizebileceği kadar basit olacak; uzaktan, dalgalanırken bile tanınacak. Az renk kullanacak; ideal olan iki ya da üç. Yazı, slogan, karmaşık arma içermeyecek. Diğer bayraklarla karışmayacak. Hem dev direkte hem küçük bir rozet üzerinde gücünü koruyacak. Çünkü kural basittir: Bayrak okunmaz, tanınır.
Şimdi bu kurallarla Türk bayrağına bakalım. İlk kriter: Basitlik.
Kırmızı zemin, beyaz ay ve yıldız. Hepsi bu. Bir çocuğa kâğıt kalem verin, on saniyede çizer. Ne yazı var, ne arma ne de “buraya bir şey daha ekleyelim” özgüvensizliği. Veksiloloji açısından bu doğrudan 10/10.
İkinci kriter: Renk ve kontrast.
Kırmızı–beyaz kontrastı ders kitaplarına girecek düzeyde nettir. Uzaktan da görünür, sisli havada da kaybolmaz, dalgalanırken formunu yitirmez. Birçok ülke bayrağı bu aşamada elenirken Türk bayrağı hâlâ dimdik ayaktadır.
Üçüncü kriter: Yazısız tanınırlık.
Üzerinde tek kelime yoktur ama ay-yıldızı görenin aklına otomatik olarak “Türk” gelir. Bayrak okunmaz, tanınır demiştik. İşte bunun karşılığı budur.
Dördüncü kriter: Anlamlı ama açıklama gerektirmeyen sembol.
Ay ve yıldız evrenseldir. Herkes bir şey anlar ama kimseye sunum yapmaya gerek kalmaz. Veksilolojinin sevdiği sembol de tam olarak budur: Hikâyesi olan ama anlatmaya ihtiyaç duymayan.
Beşinci kriter: Ayırt edicilik.
Türk bayrağını silüetinden bile tanırsın. “Başka ülkelerde de ay-yıldız var” diyenlere kısa bir not: Türk bayrağı o kadar güçlü bir tasarımdır ki geçmişte birçok eski eyalet ya da coğrafya bu estetikten etkilenip benzer sembolleri kullanmıştır. Ama benzetmek, orijinal olmak değildir.
Son kriter: Ölçek.
Küçük bir rozet mi? Taş gibi durur. Dev bir bayrak direği mi? Etkisi katlanarak artar. Dünyada ölçeği büyüdükçe etkisi artan bayrak sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Sonuç
Veksilolojiye göre tablo nettir:
Sade.
Anlamlı.
Ayırt edici.
Zamansız.
Dünyada güzel bayrak çoktur ama kusursuza yakın bayrak azdır.
Türk bayrağı ise o azınlığın en önündedir.
Bu bir duygu meselesi değil, romantizm hiç değil.
Türk bayrağı dünyanın en güzel bayrağıdır.