Lütfullah Kaleli’ye ait olan bu metin, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu jeopolitik tehditleri ve küresel güçlerin bölge üzerindeki karanlık emellerini analiz etmektedir. Yazar, Karadeniz ve Orta Doğu’da artan askeri hareketliliği, Türkiye’yi vaktinden önce bir savaşa çekme çabası olarak nitelendirmektedir. Bu tehlikelere karşı milli savunma sanayiinin stratejik tesislerini yer altına taşıyarak korumanın ve uzun vadeli savaş hazırlıkları yapmanın hayati önemini vurgular. Devlet aklının bu operasyonlara karşı dirençli olduğunu belirterek, Türk ordusunun teknolojik bağımsızlığı ve caydırıcı gücüyle gurur duyulması gerektiğini ifade eder. Sonuç olarak metin, ulusal güvenliğin ancak üstün bir öngörü ve kesintisiz bir çalışma disipliniyle sağlanabileceğine dair bir çağrı niteliği taşır.
Türkiye’de haber, yorum ve analizleri değişik kaynaklardan izlediğimizde karşımıza bilgi kirliliği çıkıyor.
Kirlenmiş bilgileri süzgeçlerden geçirdiğimizde karşımıza acı gerçekler çıkıyor. Gerçekleri sınıflandırdığımızda, yaşam bizlere bir dizi yapılması gerekenleri sıralıyor.
Rusya–Ukrayna savaşı; bizlere perde arkasında oynaşan Küresel Siyonist aklı işaret ediyor.
MSB.ca, Karadeniz’de çok sayıda bulunan serseri mayın, İHA, SİDA ve benzeri araçlardan bahsediyor.
Bunların küçük bir kısmının deniz kuvvetleri tarafından yok edildiğini haber veriyor.
Bu arada Karadeniz’de, bir tankerimizin daha münhasır ekonomik bölgemizde saldırıya uğradığı haberi ajanslara düştü.
Bu haberle ilintili olarak, İran’da İsfahan–Tebriz gibi Türk coğrafyalarında sivil hedeflerin ağır bombardımana tabi tutulduğu haberleri gelmeye devam ediyor!
Küresel Siyonist akıl; 1. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, Türkiye’yi vakitsiz bir savaşa sokma aşkıyla yanıp tutuşuyor.
Değişik noktalarda sahte bayrak operasyonu düzenliyor; Karadeniz, Irak, İran ve Körfez ülkelerinde…
Karadeniz’de ticari gemilerimizin saldırıya uğraması, kimliği belirsiz SİHA, İHA ve DİHA’ların, mayınların sahillerimize vurması, sınırlarımızın içinde düşürülmesi!
Irak’ta, Suriye’den geçenlerle birlikte bölücü Kürt unsurların İran sınırında toplanması, Barzanilerin evine saldırı düzenlenmesi, bazı Körfez ülkelerinde istenmeyen hedeflere çok sayıda saldırı düzenlenmesi…
Türk hava sahasında yok edilen üç füze ve Azerbaycan’a atılan füze…

İran’a yapılan saldırıların yön değiştirip Türk şehirlerinde yoğunlaşması, lanetli Siyonist aklın birçok devletin içine sızdığını bizlere anlatıyor!
Devlet aklımız bu türden kahpeliklere karşı şerbetlidir. Elbette gerekli önlemleri almış, alıyor, alacak!
Ancak son İran saldırıları bizlere göstermiştir ki; savaş hukuku yok! İnsan hakları yok! Demokrasi yok! Uluslararası hukuk yok!
Acıma yok. Bir tek şey var: Güç, Kudret, Vahşet! Tıpkı yüz küsur yıl evvelinde olduğu gibi!
Çanakkale’de hastaneler vurulmuş, Suriye’de hastanelerimiz, mabetlerimiz saldırıya uğramış; eşi görülmemiş bir vahşetle Anadolu’da soykırımlar dört yıl sürmüştü.
Günümüzde Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta, İran’da, Bosna Hersek’te, Karabağ’da yapılanların dünkünden pek farkı yok! Hatta bir tık ileride!
Türkiye’de PKK tarafından işlenen cinayetler de tipik örnekler oluşturuyor.
İran bu gerçeği gördüğü için savunma sanayisinin hayati bölümlerini dağların altına çekmiştir. Bugün bunun yararını görmektedir. Görünen o ki;
Bize yapılabilecek olası saldırıların boyutu; çevremizdeki ateş çemberinde yaşananlarla ölçülemez halde olacaktır.
Almanlar bunu 2. Dünya Savaşı’nda uygulamışlardı. Görünen o ki! Bizler de savunma sanayimizi ve yaşamsal tesislerimizin tamamını bilinen silahların etki edemeyeceği derinliklerde inşa etmeliyiz.
Bu istek benim devletimden temennimdir. Bir dilekçe gibidir. Ben düşünüyorsam, devletim çoktan düşünmüş ve uygulamıştır.
Bizim savaş hazırlıklarımız, on yıllarca ihtiyacımızı karşılayacak düzeyde olmalıdır. Ben gücümüzün kırılamayacak düzeyde ve hazırlıklarımızın on yıllarca sürebilecek bir savaşı kazanabilecek bir güçte olduğuna inananlardanım.
Bence; Türk ordusunun kapasitesi çok büyük, dünyanın ilk beşi arasındadır. Tüm yazılımlarımız yerli ve millidir.
Bu hal hepimiz için gurur vericidir. Biz Türkler için yükselmenin hududu yoktur. O halde yükselmeye ara vermemek bizlerin şiarıdır.
Ulus olarak tüm alanlarda gelişmenin, yükselmenin mücadelesini vermek durumundayız. Adam gibi çalışmak, üstün öngörüye sahip olmak;
Her zaman geçerli bir laf!
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; vaktinde adam gibi çalışanların, ülkesinin geleceğini düşmanın insafına terk etmeyenlerin, düşman karşısında zafer gülücükleri dağıtanların, zor işleri başarıp yüzleri gülenlerin üzerine olsun. Vesselam!