1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Fazıl Çetiner
  4. Bilgi – Beyin Yüzyılında Nelerle Meşgulüz?

Bilgi – Beyin Yüzyılında Nelerle Meşgulüz?

featured

Bu makale, insanlık tarihini bilgi ve zeka ekseninde ele alarak, toplumlar arasındaki mücadelenin temel belirleyicisinin beyin kapasitesi olduğunu savunmaktadır. Yazar, biyolojik verilerle desteklediği açıklamasında, sadece veri depolamanın değil, bilgiyi analiz etme ve organize etme becerisinin üstünlük sağladığını vurgular. Batı medeniyetinin 21. yüzyılı “Bilim ve Beyin Yüzyılı” ilan ederek nöro-teknolojiye odaklandığı, bu sayede diğer toplumlar üzerindeki hakimiyetini kalıcı hale getirmeye çalıştığı ifade edilir. Geçmişin yöntemlerine veya sadece ideolojik unsurlara takılıp kalmanın günümüz dünyasında yetersiz olduğu belirtilerek, çağdaşlaşmanın ancak teknoloji ve zeka üretimiyle mümkün olacağı anlatılır. Sonuç olarak, milletlerin bekasının artık fiziksel güçten ziyade, zihinsel sıçrama ve bilimsel üstünlük kurma kabiliyetine bağlı olduğu kanaati paylaşılmaktadır.

 

İnsan genetik programı dolayısıyla yaşama isteğiyle doğar. İnsan yaşamak için ihtiyaçlarını karşılamak, tehlikelerden korunmak zorundadır. Bunu yapabilmek için ise karşılaştığı engelleri aşmak, sorunları çözmek, dostlarıyla yardımlaşmak, rakipleriyle yarışmak, düşmanlarıyla savaşmak zorundadır. İhtiyaçlarını karşılayamayan, karşılaştığı engelleri aşamayan, dostlarıyla dayanışmayan, düşmanını alt edemeyen, yarıştığı rakiplerini mağlup edemeyen bireyler ya da toplumların yaşama şansı azalır, neslinin devamı tehlikeye girer; yetersiz beslenir, daha ağır işlerde daha uzun süre çalışır, sağlığı ve genleri bozulur. Nihayetinde acı dolu bir hayatın sonunda gelecek nesillere bıraktığı maddi, manevi, genetik olumsuz miras nedeniyle genlerinin devamı da tehlikeye girer.

Bilimsel verilere göre insanoğlu günümüzden yaklaşık iki milyon yıl önce alet kullanmaya başladı ve diğer hayvanları domine etti. Hayvanları domine eden insanoğlu sırasıyla Antik Çağ’da kabileler ve krallıklar, Orta Çağ’da din temelli imparatorluklar, Yeni Çağ’da millî devletler, Soğuk Savaş döneminde siyasi bloklar olarak birbiri ile yarıştı, çekişti ve savaştılar. Tüm bu mücadelelerin amacı başkalarının malını mülkünü, topraklarını, enerji kaynaklarını, ticaret yollarını ele geçirmek; başkalarını kontrol ederek daha fazla insan gücü elde etmek, kontrol edemediklerini domine etmekti. Tüm bu mücadelenin yegâne amacı ise hayat şartlarını iyileştirmek, daha rahat bir hayat yaşamak ve genlerin emanetçisi olan gelecek nesillere olumlu miraslar bırakmaktı.

Tarihî sürece baktığımız zaman bireyler veya toplumlar arası mücadelede her dönemde farklı silahların ve yöntemlerin kullanıldığını görüyoruz: insan gücü, kas gücünden başlamak üzere ok-yay, kılıç-kalkan, ateşli silahlar, toplar, tüfekler, füzeler ve nihayetinde nükleer silahlar. Yani bilgi birikimi arttıkça, insan zekâsı ilerledikçe buna paralel olarak mücadelede kullanılan araç, gereç, silah ve taktikler de değişmiştir. Ancak insanoğlu tarih boyu devam eden bu mücadelenin kazananını ve kaybedenini belirleyenin bilgi ve zekâ olduğunu yakın zamana kadar anlayamamıştır.

İlk Çağlarda bilge ve zeki liderler etkili konuşma ve etkili taktiklerle daha fazla orduya sahip olmuşlar. Orta Çağ’da zeki ve bilge din adamları daha fazla taraftar toplamışlar. Zeki ve bilgili kişiler daha işlevsel ok, yay, kılıç, kalkan, top, tüfek icat etmişler. Etkili propaganda yapan siyasi bloklar daha fazla uydu devlet edinmişler. Rönesans’tan başlamak üzere zeki ve bilge toplumlar eğitim sisteminde yaptıkları reformlarla mucitler, kâşifler yetiştirerek bilimde ve teknolojideki üstünlüğü ele geçirmişler ve diğer toplumları domine etmişlerdir.

Zekâ ve bilginin önemini erken fark eden Batı Medeniyeti bu yüzden 21. Yüzyılı “Bilim ve Beyin Yüzyılı” olarak belirlemiştir. Beyin ile bilgi yakın ilişki içindedir. Beyin bilgi edinen, bilgiyi hafızalayan, organize eden, edindiği bilgiyi kullanarak yeni bilgiler edinen, icatlar yapan, teknoloji üreten, keşifte bulunan biyolojik bir organdır.

Beynin bilgi edinen, hafızalayan, organize eden ve kullanan, yani zekâ üreten kısmı beynin en dış kısmı olan serebral korteks (cerebral cortex) denilen bölümüdür. Düşünme, analiz etme, olaylar arasında bağlantı kurabilme, mantıklı akıl yürütme, yargılama, planlama ve karar verme gibi işlemleri yapan bölüm ise serebral korteksin alnın arka kısmındaki frontal lob alanıdır.

Beyin bütün memeli hayvanlarda vardır. Hatta fil, balina, goril gibi hayvanların beyni insan beyninden daha büyüktür. Ancak önemli olan beynin büyük olması değil işlem yapabilme kapasitesi, yani ürettiği zekâdır. İnsan beyninde yaklaşık 85 milyar hücre (nöron) vardır. Bu 85 milyar nöronun 16 milyarı serebral kortekste, yani zekâ üreten bölümde bulunmaktadır. Fillerin ve balinaların beyin hücreleri insan beyninden daha fazladır. Ancak fillerin zekâ üreten serebral korteksteki nöron sayıları insanınkinden daha azdır. Mesela insan beynindeki 85 milyar nörona kıyasla fillerin beyninde yaklaşık 250 milyar nöron vardır. Ancak zekâ üreten serebral korteksteki nöron sayısı insanda ortalama 16 milyar iken fillerde yaklaşık 5,6 milyar civarındadır.

Ayrıca zekâ kapasitesi açısından beyin hücrelerinin sayısından ziyade nöronlar arasındaki iş birliği ve bağlantılar önemlidir. Her bebek ortalama 85 milyar nöron ile doğar. Bebek doğduğunda beynindeki nöronlar arasında çok az bağlantı vardır. Bu bağlantılar sayesinde bebek anne memesini emer, elini kolunu hareket ettirir, ihtiyaçları karşılanmadığında huzursuzlaşır, çırpınır, ağlar; ihtiyaçları karşılandığında sakinleşir, rahatlar. Beyin hücreleri/nöronlar arasındaki bağlantılar bebeğin genetik programı ve edindiği bilgi, beceri ve hayat tecrübesi sonucu gittikçe artar, karmaşıklaşır. İnsan beynindeki her nöron diğer nöronlarla ortalama 10.000, özel görevli nöronlar ise 100.000 bağlantı yapabilme kapasitesine sahiptir. Bir beyindeki nöronlar arası iş birliği ve bağlantı ne kadar yoğunsa o beynin zekâ üretme kapasitesi o kadar yüksektir. Beyni insan beyninden büyük olan fil, balina, goril gibi hayvanların hem serebral korteksteki nöron sayıları insanlarınkinden azdır hem de nöronlar arasındaki bağlantı insanlarınki gibi yoğun değildir.

Nöronlar arası bağlantılardaki farklılık bireyden bireye değişir. Her ne kadar her insanın serebral korteksinde ortalama 16 milyar nöron olsa da bu nöronların arasındaki bağlantıların yoğunluğu farklıdır. Ayrıca kişinin inancı, tecrübesi, eğitim alanı farklılaştıkça beyindeki “yapı” değişir. Yani bir matematikçi ile bir marangozun nöron bağlantıları aynı yoğunlukta olsa da hangi nöronun hangi nöronla bağlantı yaptığı farklıdır. Yani nöronlar arası bağlantıları bir ulaşım ağına benzetirsek sebze meyve taşıyan kamyonlarla maden taşıyan kamyonların sayısı eşit olsa da kullandığı güzergâh birbirinden farklıdır. Bu yüzden bir bilim insanının beynindeki nöronlar arası bağlantılar ile bir müzisyenin, bir şairin, bir din insanınınki farklıdır.

Benzer şekilde sürekli bilgi öğrenip hafızalayan bir beyin ile hafızaladığı bilgiyi yeni durumlar için kullanan beynin yapısı farklıdır. Yani çok bilen bilgedir ama çok bilmek zekânın göstergelerinden sadece biridir. Zekânın asıl göstergesi beynin bildiklerini organize edebilme ve yeni durumlar için kullanabilme —yani bilimsel alanda işlem hafızası olarak adlandırılan— “eldeki verilerle işlem yapabilme kapasitesidir”. Mesela kişinin ev yapmak için yeterince veya yeterinden fazla tuğlası, çimentosu, demiri, hatta çekici, şakülü olabilir ama inşaat tecrübesi, bu malzemeleri kullanma yeteneği yoksa kişi ev yapamaz. Yani eğitimin amacı öğrencileri “ayaklı kütüphane” hâline getirmekten ziyade öğrendiklerini organize edebilme, bu bilgileri yeni durumlar için kullanabilme yeteneğini kazandırma olmalıdır.

Özetleyecek olursak: Beyin insanoğlu dâhil bütün memelilerde vardır. Ancak insan beyninin zekâ üreten kısmındaki nöron sayısı diğer hayvanlardan daha fazla, nöronlar arasındaki bağlantılar daha yoğundur. Bütün bebekler 85 milyar nöron ile doğar, bütün bebeklerin beyinlerinin zekâ üreten bölümünde ortalama 16 milyar nöron vardır. Ancak bu nöronların arasındaki bağlantılar, hangi nöronun hangi nöronla ne şekilde bağlantı yaptığı bireyden bireye farklılaşır. Bu farklılık sonucu insanlar hayvanlardan, bazı bireyler bazı bireylerden, bazı toplumlar da bazı toplumlardan daha bilge ve daha zekidirler. Bu farklılık insanlık tarihi boyunca ve hâlen devam eden bireyler arası ve toplumlar arası mücadelenin kazananını ve kaybedenini belirlemektedir.

14. yüzyıldan sonra beynin ve bilginin önemini fark ederek beyne yatırım yapan Batı, hayatın her alanında diğer toplumları domine etmiştir. Bu avantajını korumak ve ebedîleştirmek isteyen Batı, 21. Yüzyılı bilgi ve beyin yüzyılı olarak belirlemiş ve bu konu üzerindeki araştırmalarını yoğunlaştırmıştır. Beyin konusunda felsefe, nöroloji, psikiyatri, psikoloji, bilgisayar disiplinleri iş birliği içinde çalışmaktadır. Çalışmalar özellikle nöro-teknoloji, yani bilgisayar ile beynin iş birliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bilgisayarın beyinle iş birliği sağlanırsa beynin bilgiyi hafızalama, hatırlama, organize etme, karar verme, yeni bilgi üretme, icat ve keşifte bulunma kapasitesi artacak; sonuçta zihinsel bir sıçrama ortaya çıkacaktır.

Elbette bilgi ve beyin üzerinde atılan her yeni adım insanlık için bir kazanımdır. Birileri motor, araç, bilgisayar, ilaç, aşı ürettiğinde bundan bütün insanlık faydalanmaktadır. Ancak icat eden/üreten satıcı, diğerleri ise alıcı konumundadır. İcat eden, keşfeden, üreten her zaman avantajlı ve dominant konumdadır. Ancak 21. Yüzyılı bilgi ve beyin yüzyılı olarak belirleyen Batı’nın asıl amacı elinde bulundurduğu avantajlı konumu korumak ve ebedîleştirmektir.

Çağdaşlaşmak ve muasırlaşmak, Türk Milliyetçiliği’nin temel ilkelerinden biridir. Çağdaşlık hayatın her alanında içinde bulunulan zamanın koşullarına ayak uydurmaktır. Peki, biz gerçekten çağdaşlaşma ilkesine uygun hareket ediyor muyuz? Din gereklidir; ancak siyasallaşmış din, Orta Çağ’ın değerlerinden biridir. Bir dinin mensuplarının çoğunlukta olduğu, vatan için seve seve canını verdiği, dolayısıyla güçlü ve dominant olduğu dönem geride kalmıştır. Zamanın silahı bilgi ve teknolojidir. Suriye İç Savaşı’nda gördük ki Rusya, cihat uğruna savaşan imanı bütün DİŞİD/DEAŞ mensuplarını 1500 kilometre uzaktaki Hazar Denizi’nden attığı füzelerle vurdu.

Benzer şekilde bir milletin varlığını ve bağımsızlığını koruyabilmesi için milliyetçilik gereklidir. 17. yüzyılda başlayan siyasi milliyetçilik hareketi sonunda dini temelli imparatorluklar yıkılmış, milliyet temelli devletler kurulmuştur. Geçmişte çağın şartlarına uygun düşünen, çağın gereklerine uygun davranan Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının önderliğinde atalarımız bizlere millî, bağımsız bir ülke emanet etmiştir. Yani millî uyanış gerçekleşmiş ve meyvesi toplanmıştır. Siyasi milliyetçilik bir amaç değil, milletin bekası için bir araçtır. Millî uyanışta takılıp kalmak doğru değildir. Köklü bir geçmişe sahip olmak övünç kaynağıdır; ancak çağı yakalamaya yetmez. Orta Asya’da ataların izlerini aramak, geçmişle gereğinden fazla övünmek çağdaş bir yöntem değildir. Bugün dünyayı domine eden birçok toplumun geçmişi sadece birkaç yüzyılla sınırlıdır. Ama çağın silahlarıyla silahlandıkları için dominant durumdadırlar. İnsanlık tarihi boyunca devam eden toplumlar arası mücadelede galip durumdadırlar.

Sonuçta Batı’nın 21. Yüzyılı bilim ve beyin yüzyılı olarak belirlediği, beyinle teknolojiyi entegre etmeye çalıştığı yüzyılda siyasi din ve siyasi milliyetçilik ile uğraşmak; nükleer yakıtla çalışan motora karşı Orta Çağ’daki öküz arabası veya Yeni Çağ’daki buhar gücüyle çalışan motorla yarışmak gibidir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!