Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kötünün Hikayesi

Kötünün Hikayesi

featured

Bu hikâye, kötü namlı bir adamın etrafında gelişen olaylar aracılığıyla, bir toplumdaki yozlaşmayı ve gerçek kötülüğün kaynağını sorgulamaktadır. Başkahraman, toplumun ileri gelenlerinin aslında kendisinden çok daha riyakâr ve kötü niyetli olduğunu kanıtlayarak, bir asilzadenin kızıyla evlenip şehrin yönetiminde söz sahibi olur. Şehir halkının bitmek bilmeyen fitne ve fesatları sonucunda Sultan duruma müdahale eder ve asıl suçluları cezalandırarak adaleti sağlar. Sert tedbirler ve sürgünler vasıtasıyla şehir, kötü unsurlardan tamamen arındırılarak huzurlu bir yer hâline getirilir. Anlatı, bireysel etiketlerin ötesinde, toplumsal dönüşümün ancak kararlılık ve bilgelikle mümkün olabileceğini zarif bir dille vurgular. Sonuç olarak, “kötünün iyisi” olarak görülen liderin ve ona yardım edenlerin sayesinde, şehir karanlık geçmişinden kurtularak iyilikle anılan bir merkeze dönüşür.

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde, namı kötü, “kötü” diye anılan, hakkında “kötüden başka ne beklenir” diye anlatılan biri yaşarmış. Bu kötü, az kötü değilmiş hani. Kötülüğü yapar, hiç alakası olmayan ya da onun üzerine çok gelen birinin üzerine atar, bir de “bana kötü derdiniz” diye zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkarmış. Ahali, kalbinde zerre kadar da iyilik yok mu bunun diye merak edermiş. Kötüye kimse uymaz, kimse onunla dalaşmaz, şaka yapmaz, takılmazmış. Kötünün şerrinden diye insanlar onu gördüklerinde yollarını değiştirir olmuşlar. Kötü bu durumdan ziyadesiyle memnunmuş. “Ben” diyormuş, “ne istesem bu şehir yapar.” Şehrin eşrafından tanınan ve sevilen biri, çıkmış Beyin huzuruna. “Beyim” demiş, “bu kötüden rahatsız değil misin? Bana dokunmayan yılan falan deme ha. Bu kötünün ne yapacağı belli değil. Kime çatar, kime takar, kime omuz vurup geçer, kime sataşır, kime laf atar belli değilmiş.” Şehrin eşrafından olan adam Beyle konuşurken, kötü girmiş Beyin huzuruna. “İyi adam lafının üzerine gelir diyeceksin Beyim de” demiş, “ben kötüyüm. Adım kötüye çıkmış bir kere. Şimdi siz diyeceksiniz ki, bu kötü sebepsiz niye çıktı geldi Bey makamına. Elbet bir sebebi var. Sebep, yanınızdaki beni günahı kadar sevmeyen bu zat. Şimdi beyim, ben kötü, senin de iznin ile, bu zatın kızına talibim. Bende ana yok, baba yok, akrabam çok, hiçbiriyle selamım sabahım yok. Onlar beni sevmez, ben onları; geriye bir sen kaldın Beyim. Hazır kız babası da burada.” Bey, “Kötü” demiş, “bakalım kız seni isteyecek mi?” Kötü, “Aman Beyim” demiş, “bu zatın ikna üzerine şehirde kimse eline su dökemez. Benim adım çıkmış kötü diye. Kimse durup dururken kötü olmaz derler ya, her neyse. Bu zat; kızını, kızın anasını, belalı ağabeylerini, dedikoducu ablalarını tek bir lafıyla ikna edebilir. Senden talebim, benimle konuşmayan şu zata de ki, git kızını ikna et. Ardına buyruğumdur falan da dersen makbul olur.” Bey, “İhtimal vermiyorum amma” demiş, dönmüş eşraftan zata: “Sor bakalım kızına, kötüye varmak ister mi? Yarına bir cevap isterim.” Kötü, “Sağ ol Beyim” demiş, “sen sana yakışanı yaptın. Sana bir süre kötülüğüm dokunmaz, hatta aleyhinde dahi konuşmam, emin ol.” Kötü, ertesi gün öğleden sonra varmış Beyin huzuruna. Bey, “Kötü” demiş, “kız kabul etmiş.” Kötü, “Beyim” demiş, “demek ki benden çok daha kötüler varmış ki, kız bana, yani kötünün iyisine rıza gösterdi.” Kötünün eşraf kızıyla evleneceği haberi şehirde dalga dalga yayılmış. Bey, haftasına varmadan düğünü yapmış. Kötü ile eşraf kızı evlenmiş. Kötü, kıza, “Ben” demiş, “olmayacak duaya âmin dedim amma, nasıl olduysa kötüye hatun oldun” demiş. “Bu seni üzmeyecek mi?” Kız, “Ben” demiş, “seni bilirim. Sen hakikaten çok kötü bir adamsın. Lakin bu şehirde öyle kötü huylular ve kötüler var ki, sen onların yanında masum bile kalırsın. Kötü lakabını vurdular senin sırtına, baktılar ki hiçbir şikâyetin yok; devam ettiler kötülüklerini icra etmeye, hem de çok daha fazla.” Kız, kötü diye bilinen Beyim demiş, “Kötü arıyorsan çok uzaklara gitme; kötü, Beyin ta kendisi; kötü, kendi babam, hem de kötünün önde gideni. Kötü emmilerim. Kötü, seni büyüttüklerini söyleyen dayıların. Hele bir büyük dayının karısı var, bu şehrin en kötü kadını o. Gerçi benim anam da az değildir. Ben öyle kötülerin arasından geliyorum ki, senden evlenme teklifi geldiğinde düşünmeden kabul ettim. Ne dedi ahali biliyor musun? Tencere yuvarlandı, kapağını buldu. Kötünün kızının varacağı yer iyi olacak değildi ya. Sen kötülerin bu şehirde sembolüsün.” Kötü, “Madem” demiş, “ben kötülerin önde geleniyim. Madem aldığımız kız da kötü. O zaman şanımıza uygun bir şeyler yapalım şu iyilik denen duygunun sokaklarında gezemediği şehre.” Kötünün karısının babası, toplamış bazı arkadaşlarını. “Benim damat” demiş, “şehri bilmem amma bize bir kötülük yapacak. O harekete geçmeden biz bu gece bir şeyler yapalım.” Kötünün dayısı, “Ben” demiş, “kötüyü sevmem. Rahmetli ablam bana emanet etti. Eniştem savaşa gitti. Ölü mü sağ mı bilen yok, senelerdir kayıp. Kötü gerçekten pek fenadır. Mutlaka bir şeyler düşünmüştür. Beyi yanımıza almazsak olmaz.” Beyi de almışlar yanlarına; Beyin adamları, basmışlar kötünün evini. Evde kimse yokmuş. Kötüyü ve karısını gören de yokmuş, nereye gittiklerini bilen de. Kötünün kaynanası, kızını ve damadını şehirde kimsenin tahmin edemeyeceği izbe bir eve saklamış. Kötünün karısı, “Anam” demiş, “senin kimseye yardım ettiğini bilmem. Bize neden yardım edersin?” Anası, “Ben” demiş, “kötünün hiç tanımadığı, şehirde kimsenin bilmediği halasıyım. Ağabeyim ‘oğlumu uzaktan da olsa koru, gözet’ demişti. Kısmet bugüneymiş.” Kötü, “Sana” demiş, “halam mı diyeyim anam mı bilemedim. Kötülere de yardım eden bir kötü çıkıyormuş demek ki.” Kadın, “Bu izbenin altında bir geçit var” demiş. “Izbe babamdan kalma. Bey bilmez, baban bilmez. İzbe diye kimse gelmez. Ancak izbeleri aramaya başlamışlar diye duydum. Hiç vakit geçirmeden inin o geçitten, çıkın gidin şehirden.” Kötü ve karısı geçide girmişler. Geçitte bir saate yakın yürümüşler lakin bir çıkış bulamamışlar. Karısı, “Benim anam, doğruysa senin halan, bizi ele verebilir” demiş. “Geri dönelim, çıkalım şu izbeden.” İzbeden çıkmışlar; karısı, “Son bir umudum var” demiş, “bu şehirde bizi satmayacak tek bir insan var.” Hava kararmaya yakın varmışlar bir konağa. Çalmışlar kapıyı. Konak kapısını açan, “Hemen girin içeri” demiş, “her yerde ikinizi arıyorlar, buraya da geldiler.” Kötü ve karısı, konağın hanımının karşısına çıkmışlar. Kadın, “Kötü” demiş, “şehir seni kötü bilir. Gör bak daha ne kötüler varmış. Bu şehirde güvenebileceğin iki kişi kaldı. Biri ben, biri de karın. Kızın anası, senin de yalnızca benim bildiğim halan, sizi ihbar etti. İzbeyi yerle bir ettiler. Dua et akıllı bir karın var. Sen şimdi kötüsün ya, bize olmadık bir kötülük yapacak diye korkularından seni ve karını buldukları yerde ya öldürecekler ya da uzak bir yere sürecekler. Sen mademki kötüsün, yanıltma şunları. Başta dayın, sonra kaynanan, tabii geri planda akıl hocaları Bey var.” Kötü, “Anam” demiş, “bu şehir hep mi kötü, hiç mi iyi insan yok?” Yaşlı kadın, “Kötünün iyisi diyorsun” demiş, “senin gibi yani. Sultanın yerinde olsam, bu şehrin ahalisinin tamamını sürerim bu şehirden; geri dönmeye kalkanın da kellesini alırım gözümü kırpmadan.

Şehir zaten fitne ve fesat yuvasıymış. Kötü ortadan kaybolunca yeni kötüler çıkmış ortaya. Şehre gelen kervanlar, şehre gelen ziyaretçiler kötülerden nasibini almaya başlamışlar. Bir sene sonra “kötülerin şehri” diye anılan şehre gelen giden kalmamış. Ahali birbirine girmiş. “Senin yüzünden, onun yüzünden, şunun yüzünden” diye bir tutturmuşlar; olayların önüne geçmeye çalışan Beyi, “sen hepimizden daha kötüsün” diye, atmışlar şehrin surlarının üzerinden. Sultan, olayları bastırmak için bir Bey göndermiş. Şehre gelen Beyi, şehrin kapısında ok yağmuruna tutmuşlar. Yeni Bey ve yanındakilerden şehre sağ giren olmamış. Sultan, bir gece yarısı ordusuyla girmiş şehre. Elebaşıları eliyle koymuş gibi bulmuş. Sabaha kadar şehirde ne isyancı ne bozguncu ne asi ne de kötülük yapacak mecali olan biri kalmış. Sultan, Bey konağına girmiş, konağı işgal edenlerin birini dahi sağ bırakmamış. Ardından o herkesin “Ana” diye çağırdığı yaşlı kadını buldurmuş. Yaşlı kadın, yanında kötü ve karısıyla çıkıp gelmiş Sultanın huzuruna. Sultan, “Kötülükler şehrinin kötülerinin tek iyisi anam” demiş. “Bana haber etmeseydin, kötü diye anılan ve bilineni bana göndermeseydin, bu şehir kötülerin cehennemi olacaktı. De bakalım nedir tavsiyen.” Yaşlı kadın, “Sultanım” demiş, “münasip olursa kötü bilinen, şehre Bey olsun. Karısı da sağ kolu. Ben de yanlarında durayım. Bu şehrin kötü olan adını iyiliklere mudil ve güzelliklere çevirelim.” Sultan, “Hiç umudum yok amma” demiş, “Anam dedim, bende hatırın çok büyük.Kötünün iyisi Bey olmuş. Sultan ordusunu almış gitmiş. Şehirde kalanlar, “Kötü” demişler, “yapacağını yaptı; onca yakınımız, hısım akrabamız öldü. Kendi dayısı, karısının anası, babası akrabalarından hayatta kalan yok. Bunların sebebi olan da başımıza Bey oldu.” Kötü, bu dedikodu yapanları toplamış. “Yalan mı?” demişler. “Sen, hepimizi Sultana satan o anam dediğin kadın, kendi anasının babasının ölümüne seyirci kalan karın bunun cezasını çekmeyecek mi sanırsın?” Kötü, ileri geri konuşanları atmış zindana. Bu sefer fitne zindandan yayılmaya başlamış. Zindancıları değiştirmiş, olmamış. Öylesine bunalmış ki, tam bu karmaşada Bey konağına upuzun kılıçlı, saçları ak, kapılardan sığmayan bir adam girmiş. “Beyim” demiş, “bana Uzun Kılıç derler. Kılıcım normal kılıçlardan daha uzundur. Konağında otur, ardımda dur, şehrin ahvalini bana bırak. Çünkü bu buyruk Sultan buyruğudur.” Kötüye bir de ferman uzatmış. Kötü, “Beyim” demiş, “yetki senin.” Uzun Kılıç yanında adamlarıyla şehre dalmış, zindancıların tamamını kendi adamlarıyla değiştirmiş. Ardından basmış haneleri, hatta şifahaneden dahi birilerini aldı demişler. Yolculardan, kervancılardan, aşhanelerden, hanlardan, kervansaraydan şüpheli kimi bulduysa atmış içeri. Ahaliden bazıları, “Kötü” demişler, “durdur şu Uzun Kılıç denen kötüler kötüsünü.” Uzun Kılıç, “Beyi tehdit etmek de nedir?” diyerek onları da atmış zindana. Zindandan şehri karıştırma işleri bitmiş. Uzun Kılıç pazar yerlerini basmış, Bedestende kötü avına çıkmış. Aradan bir ay geçmiş. Beyim demiş, “kötülerin kökünün kazınması neredeyse imkânsız derlerdi, bu şehri görünce inandım. Kadınlar bu şehirde tam bir baş belası. İznin olursa, onların kocalarıyla olan irtibatlarını koparacağım.” Uzun Kılıç, şehir kadınlarından haddini aşanları yanında çocuklarıyla birlikte memleketin en ücra köşesine sürgüne göndermiş. Sonra da zindandakileri çıkarmış zindandan. Evlerinde karılarını ve çocuklarını göremeyenler koşmuşlar Beyin kapısına. Bey, kötü olmaktan vazgeçmeyen karısının ve çocuklarının yüzünü göremez demiş, dinlememiş kimseyi. Kötüler kesmişler Uzun Kılıcın yolunu. Kim elini kılıcına attıysa ya elinden olmuş ya kolundan. Kim kaçmaya kalktıysa da o da yolundan olmuş. Şehri derin bir sessizlik kaplamış. Ahali içine kapanmış. Kimsenin ağzını bıçak açmıyormuş. Yine de “Biz de ne yaptık ki?” diye kendilerinin hatalarını kabul etmiyor, için için Beye ve Uzun Kılıca diş biliyorlarmış. Tam bir isyana daha kalkıştıklarında, Uzun Kılıç memleketin ters istikametindeki ücra bir yere de onları göndermiş. Şehirde evlerin yüzde sekseninden fazlası boşalmış. Kalanlar özünde iyi olan, kötülerden ve kötülüklerden kurtulduklarına bir türlü inanamayanlarmış. Sürgüne gidenler, gittikleri yerlerde “kötü şehrin kötüleri” olarak anılmışlar. Ahali onlara ne karışmış ne kız alıp vermiş.

Anlatırlar ki; Kötünün iyisi, karısı ve kötü şehrin kötülerinin iyi anası el ele vermişler. Şehre diğer şehirlerden iyi olarak bilinen aileler gelip yerleşmiş. Şehirde kalanlar o iyilerle kaynaşmışlar. Şehrin üzerinden kötü yaftası bir süre sonra kalkmış; şehirde başta Bedesten olmak üzere; şifahane, hanlar, kervansaraylar ve aşhaneler el değiştirmiş. Hatırnaz, güler yüzlü, anlayışlı, hoşgörülü insanlar gelenleri karşılamaya başlamışlar. Uzun Kılıç, “Kötünün iyisi Beyin babası” diyenler olmuş; kötü şehrin kötülerinin iyi anası, “babası değildir” dememiş, susma hakkını kullanmış. Sultan, bir süre sonra o şehri parmakla göstermeye başlamış. “O şehir” diyormuş, “eğer kendine gelmeseydi, oraya koyduğum görevliler başarılı olmasaydı, o şehri tamamen yıkacak, kötülerin hali budur diye ibret vesikası yapacaktım.

Şehir şehre, Kötünün iyisi kötünün iyisine, kötünün karısı kötünün karısına, eşraftan zat eşraftan zata, kötü şehrin kötülerinin iyi anası kötü şehrin kötülerinin iyi anasına, uzun kılıç uzun kılıca, Kötülerin Beyi kötülerin Beyine, Sultan Sultana, han hana, şifahane şifahaneye, aşhane aşhaneye, kervansaray kervansaraya, Bedesten Bedestene, ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan; “her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!