Yazar Müyesser Yıldız, bu metinde NATO Zirvesi çerçevesinde şekillenen Türkiye-ABD ilişkilerini ve Donald Trump’ın Ankara ziyaretinin yansımalarını eleştirel bir dille analiz etmektedir. Kaynakta, MİT Başkanı İbrahim Kalın ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin ittifak içindeki konumuna dair farklılaşan söylemleri karşılaştırılmaktadır. Trump’ın İran’a yönelik sert tehditleri ve komşu bir ülkeyi hedef alan açıklamalarının Türkiye’nin kalbinde dile getirilmesi, milli egemenlik ve bölgesel güvenlik açısından sorgulanmaktadır. Yazar, iktidar medyasının Trump’ın ifadelerini zafer gibi sunmasını eleştirerek, Türkiye’nin bölgesel politikalarda bir “sopa” olarak kullanılma riskine dikkat çekmektedir. Ayrıca, savunma sanayiindeki dışa bağımlılık ve nükleer silahlanma konusundaki çelişkili tavırlar metnin temel tartışma noktalarını oluşturmaktadır. Sonuç olarak yazı, emperyalist hedeflerin değişmediğini vurgulayarak Türkiye’nin stratejik özerkliğini koruması gerektiği uyarısında bulunmaktadır.
Askerleriyle değil, terör örgütleri, tehdit veya parayla gelme şeklindeki yöntem değişikliği dışında, ülkemiz üzerindeki emellerinden milim sapmayan emperyalistler, Atatürk’ün onlarla mücadele için başkent yaptığı Ankara’ya topluca gelerek yiyip içtiler, TBMM’yi kapattırdılar ve biz Seymenlerin torunlarına binbir eziyet çektirterek gittiler.
Erdoğan’ın başkonuğu Trump’ın Anıtkabir’e gitmemesini dert edenler var. Buradaki sömürge valisinin ağzından, “1919’dan beri ulus devletler tarafından engellenmiş durumdayız” şikâyetinde bulunan, bölgemiz için “hayırsever monarşi” öneren birisi, Wilson prensiplerine dayalı Sevr’i yırtıp atarak, üniter milli Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Atatürk’ün huzuruna hangi yüzle gidecekti ki?!
Açlıktan, işsizlikten kırılan milletin sırtından milyarlar harcandı da, asıl daha ne faturalar kesilecek; Türkiye mi NATO’nun merkez ülkesi oldu yoksa NATO mu Ankara’nın ortasına kuruldu ya da Trump bölgemiz için kendisine NATO içinde yeni NATO mu kuruyor; yakında göreceğiz.

MİT BAŞKANININ “KONUM” UYARISI
Türkiye’nin NATO’daki konumu demişken; zirve kapsamında düzenlenen “Müttefikler Ankara’da” programında konuşan MİT Başkanı İbrahim Kalın, uluslararası literatürde Türkiye’nin “NATO’nun güney kanadı” diye nitelendirildiğini, ama bunun sadece coğrafi olarak doğru olduğunu belirtirken, şu dikkat çekici tespiti yaptı:
“İngiltere’yi NATO’nun kuzey kanat ülkesi olarak adlandırıyor muyuz? Hayır, adlandırmıyoruz. Türkiye’nin sürekli NATO’nun güney kanat ülkesi olarak tanımlanması anlaşılmaz bir durum. NATO’nun bir tane merkezi var, o da Brüksel’de. Bunun dışında merkez-çevre ilişkisi tanımlamasını doğru bulmuyoruz. NATO’da müttefikler arasında hiyerarşiler kurulmasını kabul etmiyoruz. Eşit ilişki temelinde iş birliğini esas alıyoruz.”
Kalın bunları söyledi; ama bizatihi Erdoğan, zirvenin kapanış konuşmasında, “On yıllardır NATO’nun güneydoğu kanadının güvenliği önemli ölçüde ülkemize emanet edilmiştir. Türkiye bu emanete hakkıyla sahip çıkmıştır. İttifak bünyesindeki görevlerini her zaman layıkıyla yerine getiren, gerektiğinde bedel ödeyen bir müttefik olduk.” dedi.
TRUMP DA ÇOCUK KATİLİ
İktidar medyası, Trump’ın “hediyeleriyle” coşmuş durumda. Hediye denilen de; parasını verdiğimiz ama üzerine yattıkları uçaklar veya parasını vereceğimiz motorlar. Bizim gibi saf vatandaşların anlamadığı şu: savunma sanayisinde uçup gittiğimiz anlatılırken, bunlara bu kadar muhtaçlığın izahı nedir? Ve dahi alınacak her şeyin kumandası ABD’nin elinde olduktan sonra bize ne faydası olacak ki?!
İsrail’deki katliamlara katkısı bir yana; İran’daki 168 çocuğu bile bile katleden bir çocuk katili olan ve soykırımcı Netanyahu için, “Harika bir savaş dönemi başbakanı. Bu kadar iyi olmasaydı, İsrail bugün olmazdı” diyen Trump’ın, heybesinden çıkardığı asıl turpu, İran’ı konuşalım.
ERDOĞAN NÜKLEER KONUSUNDA NE DÜŞÜNÜYOR(DU)?
Ayağının tozuyla Türkiye’nin “sadakatini” överken, “Savaşa dahil olabilirlerdi. Çok güçlüler ama bunu yapmadılar. Belki de benim yüzümden yapmadılar.” iddiasında bulunup, “Erdoğan’ın İran’ın nükleer silaha sahip olmasını istemeyeceğinden emin olduğunu” vurguladı.
Hemen burada bir parantez açıp Erdoğan’ın bu konuda on yıllar boyunca sergilediği tavrı hatırlatalım. Dedi ki;
“İran eğer kitle imha silahı olarak yapıyorsa, ona ‘Bunu yapma.’ diyenlerin de nükleer silahlarının olmaması gerekir… Türkiye bölgede nükleer silah istemiyor. Ama sadece İran’a odaklanmamalıyız. ABD’ye yaptığım son gezide, ‘Niçin İsrail’den de söz etmiyoruz?’ dedim… Kimse İsrail’deki nükleer başlıklı silahların hesabını sormuyor… Sorulmadığı zaman bizde dürüstlük izlenimi olmuyor… Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var. Bir tane, iki tane değil. Benim elimde neden olmasın; ben bunu kabul etmiyorum.”

“ERDOĞAN İRAN’I SEVMİYOR”MUŞ
Nasıl haydut birisiyle karşı karşıya olduğumuzu görmek için Tahran’a 2 bin kilometre mesafedeki Ankara’da, İran hakkında yaptığı açıklamalarla devam edelim. Gidene kadar sırasıyla şunları söyledi:
– “Cumhurbaşkanı’na (Erdoğan) çok saygım var. Büyük ihtimalle İran’dan da bahsedeceğiz. Ordusunu büyük ölçüde yok ettik. Nükleer silahları olamayacak… NATO beni çok hayal kırıklığına uğrattı… İran konusunda yardım istemiyordum. Biz trilyonlarca para harcadık Avrupa’yı korumak için. ‘Belki de bize yardım etmek isterler’ demiştik. İngiltere savaş bittikten sonra size yardım edeceğiz demişti. Ben insanları test ediyordum.”
– “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyorum… Savaşa girmedi. İstiyordu. Girerdi. Ben olmasam girerdi ve karşı tarafta yer alırdı… Erdoğan’ın da İran’ı sevdiğini sanmıyorum.”
– “(İran’ın) Yüzlerce uçakları vardı hepsi gitti. Liderleri de gitti. Savaş kapasiteleri tamamen düşmüş durumda. Düşük bir yüzdesi kaldı ellerinde füzelerinin… İran Savaşı muazzam bir askeri başarıydı… Orduları kalmadı. 159 tane gemi denizin dibinde… Bir gün içinde bütün hava savunma sistemleri ortadan kaldırıldı. Liderleri de ortadan kaldırıldı… Pislikler ve 47 yıldır bu şekilde davranıyorlar. Durdurulmaları gerekiyor… İranlıları tanıdım. Onlarla anlaşmak istediğimi düşünmüyorum… Akıl hastalarının nükleer silaha sahip olmamalarını sağlamam gerekiyor.”
– “47 yıl önce İran için yapılması gereken şeyi biz şimdi yaptık… Venezuela’nın, İran’ın ordularını yok ettik. İran’ı imha ettik. Her şey ortadan kalktı, liderleri de gitti.”
ERDOĞAN’IN TAVRI VE “VUR” EMRİ
Peki Trump’ın komşumuzla ilgili bu hezeyan ve tehditlerine karşı Erdoğan ne yaptı; “İran krizinin çözüm yoluna girmesinde sabotaj teşebbüslerine rağmen dostum Sayın Trump’ın desteklediği kararlı tutumu takdirle karşılıyorum. Hürmüz Boğazı’nın mayınlardan temizlenmesi için gerekli katkıyı vermeye hazırız.” demekle yetindi.
Bundan sonra da Trump, İran’la ateşkesin bittiğini ilan edip Ankara’nın ortasında, komşumuzun vurulması emrini verdi… Ve beklendiği üzere NATO Zirvesi Sonuç Bildirgesinde bir kez daha, “müttefiklerin, İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini bir kez daha vurguladığı” belirtilirken, “İran’a, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisine tam anlamıyla saygı göstermesi” çağrısında bulunuldu.
Şuraya geleceğiz; ya İran da bu defa misilleme için Körfez’deki ABD üsleri yerine ülkemizden bir yerleri vursaydı?!
Erdoğan’ı çok seven Trump’ın ülkemizi ne kadar önemsediği (!) ortada.
Bu arada sadece İran’ı değil, Rusya’yı da hedef alan NATO Zirve Bildirisi için, “Altındaki imza Türkiye’nin değil, AK Parti’nin imzasıdır” diyen Doğu Perinçek’e şöyle bir katkıda bulunalım:
Erdoğan’ın Trump ve Almanya Başbakanı Merz ile yaptığı heyetler arası görüşmelere AKP Sözcüsü Ömer Çelik de katıldı.
OBAMA’NIN BEYZBOL SOPASINDAN BUGÜNE
2012’de dönemin ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’la telefonda görüşürken, elinde beyzbol sopasıyla poz vermesi ne kadar çok konuşulmuştu; hatırlıyorsunuz, değil mi?
Şimdi ise Trump Erdoğan’ı, “yerli ve milli” iktidar medyamız da Trump’ı pek çok seviyor.
Öyle baş döndüren bir sevgi ki, “Trump, Türkiye’nin gücüyle Netanyahu’yu terbiye ediyor”, “ABD, İsrail’i Türkiye ile döver… Trump adeta Türkiye’yi kullanıp İsrail’e ayar vermeye çalışıyor. Belki de kendini rehin alan cendereden bu şekilde kurtulmaya çalışıyor.” diyecek noktaya geldiler.
Netanyahu’ya, “patron benim” uyarısı ve “İsrail’i rahat bıraktı. Erdoğan, Netanyahu’nun dostu diyemem, ama anlaşıyorlar” sözlerini anlamazlıktan gelmeleri bir yana, Trump’ın bu koca ülkeyi “sopa” olarak kullandığının kabulü nasıl bir vatanseverliktir?
Bu gidişle, inşallah İran’ı terbiye etmede de “sopa” olarak kullanılmamızı önermezler!..
