Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Güvence Demişken

Güvence Demişken

featured

Yazar Erol Sunat, güvence kavramının toplumsal hayatta nasıl istismar edildiğini ve içinin boşaltıldığını eleştirel bir dille ele almaktadır. Metin, bireylerin ve kurumların verdikleri tutulmayan sözler nedeniyle insanların yaşadığı hayal kırıklıklarını, özellikle konut kooperatifleri ve ekonomik vaatler üzerinden örneklendirmektedir. Abartılı teminat söylemlerinin gerçeklikten uzaklaştığı vurgulanırken, bu durumun halk nezdinde yarattığı derin güven sarsıntısına dikkat çekilmektedir. Yazar, maddi ve dünyevi güvencelerin geçiciliğini hatırlatarak, asıl dayanağın devlet geleneği ve toplumsal birliktelik olması gerektiğini savunmaktadır. Sonuç olarak eser, içi boş vaatler silsilesine karşı mesafeli durulmasını öğütleyen edebi bir yergi niteliği taşımaktadır.

 

Adam ya da kadın diyor ki…

Bana bak benim bir ton güvencem var…

Az uz değil hani…

Üstelik bir ton…

Övünmeyi oldum olası severiz…

Bayılırız demek daha doğru.

Şimdi efendim bir ton güvencesi olanın sırtı yere gelir mi?

Gelmez amma…

Yalandan kim ölmüş derler…

Güvencenin de böylesi derler…

Abartmanın cılkını çıkardılar derler…

Buna düpedüz güvence edebiyatı derler…

Güvencenin yazılı bir edebiyatı olmasa da sözlü edebiyatı var.

Bir ton güvencesi olduğunu iddia edenler olduktan sonra, edebiyat ne desin?

Şapka çıkarır, geçer kenara selam bile durur.

***

Neydi güvence?

Teminat…

Başka…

Garanti…

Başka…

İnandırıcı söz…

Güvence veriliyor ya hani…

Güvence kavramı pek de hafife alınamayacak bir kavram olarak anılsa ve tanınsa da elimize düşmüş bir kere…

İflah olmaz bundan böyle…

Bizim sayacağımız ve saydığımız güvenceler karşısında ne yapsın güvence?

Ya düşer bayılır…

Ya yarı yolda neydi o başıma gelenler diye ayılır.

***

Güvenceyi dilimize dolamışız, yetmemiş laflara bulamışız…

Dolaşmış kalmış biçare… Açan yok… Açmaya niyeti olan yok. Öyle olunca da güvence denen kavram, insanın ayağına bile dolanır.

Güvenceyle meseleniz varsa, kapaklanır kalırsınız da haberiniz olmaz. Benim güvencem vardı dersiniz de duyan olmaz sesinizi… Gören olmaz halinizi… Tutan olmaz elinizi…

Ne diyorlar?

Teminatın benim… Bana güven, gerisini merak etme sen…

Hatırlarsanız bana güven diyen bankerlerden, holdinglerden fena canımız yanmıştı.

Hele bir de başımızın püsküllü belası kooperatifler vardı. Sözüm ona, ev sahibi olacaktık.

Yıkılan hayallerle defalarca baş başa kaldık.

Ben alacağımı huzur-ı mahşere bıraktım diyen tanıdıklarımız kahrederek, ah ederek toprak oldular. Onlara güvence verenler de çekti gitti bu dünyadan…

İnsanların içinde aldatılmışlığın ve kandırılmışlığın sızısı ve acısı kaldı.

İnanın güvence verenler bu kadar açgözlü olmasalardı, bugün evi olmayan tek bir insan kalmayabilirdi.

Söz verenler, güvence verenler sözlerinde durmadılar.

Kazandık sandıklarını öbür tarafa götürebildiler mi?

Kim götürebildi ki onlar götürebilsin… Götürürüz sanıyorlardı herhalde…

Var mı kefenin cebi?

Yok amma, gözü doymayana gelin de anlatın…

***

Güvenceyi insan hayallerine alet edenler, bir ton güvencemiz var diye insanların karşısına çıkanlar, kırdıkları kalpleri, tarumar ettikleri hayatları zerrece umursamadan yollarına devam ediyorlar…

Ne istediler insanların umutlarını ve hayallerini boşa çıkarmaktan sorusu ise bugün hâlâ sorulup duruyor.

Güvence edebiyatı insanlara çok yara açtı.

Siyasilerimiz de bizim hatırlayabildiğimiz yarım asrı aşkın zamandan beri bize çok sözler verdiler.

Güvence dediler,

Garanti dediler…

Bize güvenin, inanın dediler…

Sandıkları oylarla patlattı benim vatandaşım.

Kendi üzerine düşeni her defasında yaptı…

Güldü mü yüzü?

Gülseydi böyle olur muydu?

Evi olurdu mesela…

Kirayı dert edinmezdi…

Aylığı yeterdi çarşı pazara, manava kasaba…

Beklemezdi halk ekmek kuyruklarında…

Kırmızı et görürdü ayda en az bir defa mutfağı…

Düşünüp kalmazdı sokağa her adım attığında…

Oysa yarım asrı aşkın o kadar çok sözler verildi, güvenceler verildi ki benim insanıma…

Ne oldu, o sözlere?

Aramıza nasıl bir kara kedi girdi?

El mi olduk bir anda?

Neden güvence verile verile geçen bir ömre sahibiz biz?

***

Atıp savuranlara, bir ton güvencesi olduğunu söyleyenlere bakmayın siz…

Ya neşelerinden…

Ya böbürlenmeye bayıldıklarından…

Ya da birilerine üstünlük taslamalarından kaynaklanıyor bir ton güvence kelamları…

Güzel Türkiyem çok acılar çekti.

Bir gece önce şehrin en zengini olan, ertesi gün kalktığında enkazların arasında açabildi gözünü. Bir kaşık çorbaya muhtaç kalmıştı.

Bugün varsınız, yarın yoksunuz.

İnsanlara tepeden bakmak da boş, gurura ve kibre takılıp kalmak da…

Güzel ülkemiz nice badirelerden geçti. Sellerin, heyelanların alıp götürdüğü caddeler, sokaklar, mahalleler, depremlerin bir gecede yıktığı enkaza dönüştürdüğü şehirlerin o hazin halini, insanların o çaresizliklerini unutmadık… Hele yangınları hiç…

Güvencelerle dolu insanları yok muydu o şehirlerin, ilçelerin, kasabaların, köylerin?

Rabbim o acıları bir daha Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yaşatmasın.

Biz, devlet geleneği olan, yaralarını sarmaya muktedir bir devletiz.

En büyük güvencelerimiz, sırtımızı yasladığımız, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti…

***

İnsan olarak, birilerine güvenmek, birilerine inanmak, birilerine sırtımızı dayamak isteriz.

Bu kardeş olur, hısım akraba olur, dost olur, arkadaş olur, bir kurum olur.

Netice itibarıyla…

Biz kimlere güvenmedik ki…

“Güvendiğim dağlara kar yağdı” lafı durup dururken söylenmiş bir laf değil…

İnsanların hayat boyunca yediği kazıkların bileşkesi gibi bir şey…

Adam ya da kadında var olduğunu söyledikleri bir ton olan güvenceden bizde ne kadar var?

Bir ton bin kilo…

O güvenceden var mı bizde bir kilo?

Gram yok yeminle diyene ne diyeceksiniz?

Güvence ve biz… Kışın ayazda donan, yazın sıcakta kavrulan bir şey… Güvence yenir mi, içilir mi bilemedik…

Gramını göremediğimiz nesnenin bir ton olanı nasıl oluyor, hayalimize dahi sığmadı.

Var mı bir güvencemiz?

Yarımız emekli… Daha fazlası asgari ücretli… Güvencemiz devletimiz…

Şeyh Edebali, Osman Bey’e nasihat eylemiş. O da öpmüş elini, dileğin başım üstüne demiş.

Beyliğimin de kuracağım devletimin de ahalinin de güvenceleri benim…

O güvence o gündür bugündür bizim de başımızın tacı…

***

Bir ton güvencesi olduğunu söyleyenler neredeler mi?

Her taraftalar…

At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin demişler ya hani…

Bir ton güvencesi olduğunu söyleyenler dağı taşı inletiyor, herkese de anlattıklarını dinletiyorlar.

Ne demişler?

“Kem söz sahibine aittir…”

Kem sözle, oynayan kaşla gözle, aldatmayla, kandırmayla, yalanla dolanla bizim işimiz olmaz. Bize bu bir ton güvence hikayesi sökmez sökmesine de…

“Bana bak benim bir ton güvencem var…” diyenlere inanıp inanmamak da size kalmış…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!