Yazar Mehmet Özkendirci, Türkiye’nin mevcut siyasi atmosferinde Türklük kimliğinin sistematik bir saldırı altında olduğunu ve milli değerlerin bilinçli olarak unutturulmaya çalışıldığını savunmaktadır. Metin, devlet kademelerindeki bazı isimlerin Osmanlıcılık ve Arap hayranlığı üzerinden Cumhuriyet kazanımlarını hedef aldığını ileri sürerek tarihsel bir eleştiri sunmaktadır. “Kürt Sorunu” söyleminin aslında ülkeyi bölmeye yönelik bir araç olduğunu iddia eden yazar, bu süreçte Türk milletinin kendi öz yurdunda dışlandığını ve hakarete maruz kaldığını ifade etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemindeki etnik yapıyla günümüz siyaseti arasında paralellikler kurularak, milli bilincin korunması gerektiği vurgulanmaktadır. Son olarak eser, Türk tarihinin derinliğine ve Sümerlere kadar uzanan kökenlerine değinerek, Türklüğe karşı beslenen düşmanlığın tehlikelerine dikkat çekmektedir.
Milli Eğitim Bakanı ders kitaplarından “Kurtuluş Savaşı” çıkartılmalı diyor. Bence yetmez; Türk dili, alfabesi hepsi değiştirilsin, İngiliz vatandaşı da olan Mehmet Şimşek’in dediği gibi Arap aslımıza dönelim. Bu konuda günümüzün Abdülhamid’i Erdoğan diyen T.C.’nin İçişleri Bakanlık makamında oturan kişi, Abdülhamid’in resmini de koymuştu. Hayalinin Kudüs valisi olmak olduğunu söyleyen T.C.’nin bakanı, kendine bağlı bazı birimlerde Osmanlıca dersler verileceğini duyurmuştu.
Her gün her yerde Kürt sorunu, Kürt sorunu diye tepinenler, “analar ağlamasın” sloganıyla cani başına sözde barış sürecinde bir statü verilmesini istiyorlar. Yaptıkları toplantıda Türk bayrağını indiriyorlar, Apo’ya özgürlük mitinglerinde sözde bayraklarını ve cani başının posterlerini açıyorlar. Sunucularından biri, iki yaşında olmak üzere 12 kişiyi Çetinkaya mağazasına molotofkokteyli atarak öldüren hain. Aftan yararlanan bu zat, “yaptıklarımızdan pişmanlık duyacağımızı sananlar yanılıyorlar, hiç de pişmanlık duymuyoruz” diyor. Bu gibi “babamız Ermeni” diyenlerin sözde çok masum istekleri var. Kürdistan dedikleri Türkiye topraklarında Kürtçe eğitim dilleri olması, yerel yönetimlere daha geniş yetkiler verilip önce eyalet, sonra ayrı devlet kurmaları… Fransa’da bir Ermeni vekil “ben Fransız vatandaşıyım” derken, bunun Kürt veya başka etnik kökenlilerin “Türk vatandaşıyız” demelerini ırkçılıkla suçluyor…

Evet, “Türkiye’de Türk yoktur, Türklük bir sentezdir” diyen akıllara göre Ermenilik, Rumluk, Yahudilik, Kürtçülük bir sentez değil. Onlara göre Türkler ilk kez Anadolu’ya 1072 yılında Sultan Alparslan ile geldiler ve buraları işgal ettiler. Bu yalanın gerçek olmadığı kazılar sırasında ortaya çıkarken, durdurulan Göktepe ve Hakkâri kazılarında yıllarca görmezden gelinip kabul edilen Türk yazıt ve eserleri… Tarihte yazıyı ilk bulan Sümerler de Türklerdi. Bu kısa bilgilerden sonra, her zaman “biz Türk değil Osmanlı torunlarıyız” diyenlere Osmanlı Devleti’ni Oğuz Türklerinden Kayı boyunun kurduğunu not düşelim. Kurucusu Türk olan Osmanlı hanedan devletinin ilk zamanları hariç Türk olmak; yıllarca adını bilmedikleri ülkelerde savaşmak, esir düşmek, hasta, gazi ve şehit olmak demekti. Yavuz Selim’in halife olma arzusuyla Mısır’dan getirtilen sözde din alimleriyle Türk düşmanlığı giderek artmıştı. Onlara göre Türk demek “Etrâk-ı bi-idrâk” demekti. Yani; cahil, görgüsüz, kaba, eğitimsiz… Belli bir elit kesim kendilerine hanedanın ismi olan Osmanlı denmesini benimsemişlerdir. Selçuklu gibi Osmanlı Devleti’nin batışı, Arap kültürü ve idare anlayışının ülke yönetimine sızmasıyla başlar. Örneğin Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda padişahların ismi Alparslan, Kılıçarslan olurken; yıkılış sürecinde Alaeddin Keykubad, Alaeddin Keyhüsrev, Gıyaseddin Mesud… Tıpkı Osmanlı’yı kuran Osman Gazi’nin babasının adının Ertuğrul olduğu gibi. Yıkılma devrindeki isimlerden bazıları; Abdülaziz, Abdülhamid, Vahdettin gibi… Bunlar tesadüf olabilir mi? Abdülhamid’in Meclis-i Mebusan’ında Türk vekiller azınlıktayken devletin önemli görevlerinde Ermeniler, Rumlar, Yahudiler yer almaktaydı. Bugün durum sizce farklı mı? Gerçek kimliklerini Türk ve Müslüman isimleriyle değiştiren az mı siyasetçi var? Kürtler “Kürt sorunu” diye her gün hoplayıp zıplarken, bugün İstanbul dünyada Kürtlerin en çok olduğu kent; yine TBMM’de Kürt kökenli vekiller çoğunlukta. Kürtlerden bürokratlar, zengin iş adamları, sanatçılar varken hâlâ bölünmenin ilk adımlarından “ana dilde Kürtçe eğitim olsun” diyenler var. Son yıllara kadar bu köpürtülüp gündemden düşürülmeyen Kürt sorunu yoktu. Türkü, Kürdü, Lazı, Ermenisi, Rumu bir arada yaşıyordu. Biz yıllarca Kürtler, Türkler birbirinden kız alıp damat vermişiz… Fakat birileri BOP projesinin gerçekleşmesi için bu topraklarda yüzlerce yıl birlikte yaşayanlar arasına kin ve nefret tohumları atıyorlar. Bunun adı da demokrasi, özgürlük ve barış süreci oluyor, yerseniz…
“Sakın Türk’ü insan sayma
Bir an bile olsa birlikte olma
Türk elinden şeker olsa şeker zehir olur
Türk’ün başını kesersen sakın gam yeme baban bile olsa”
diye şiirler yazanlar, “1 Türk’ü öldürsen 70 gavur öldürmüş sevabı alırsın” diyen Şeyh Said gibi hainlerin Tunceli’de anıtı dikilirken, Türkiye’de Türk olmak ne zor şeymiş be kardeşim.
