Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Laf Aramızda Fena Düştü Enflasyon

Laf Aramızda Fena Düştü Enflasyon

featured

Erol Sunat tarafından kaleme alınan bu metin, resmi enflasyon verilerindeki düşüşün toplumsal gerçeklerle örtüşmemesini eleştirel ve iğneleyici bir dille ele almaktadır. Yazar, kağıt üzerindeki düşük rakamların aksine kira artışları ve hayat pahalılığının dar gelirli vatandaşlar üzerindeki ağır yükünü vurgulamaktadır. Özellikle asgari ücretli ve emekli kesimin bu süreçte görmezden gelindiği, ekonomik vaatlerin ise ancak “balık kavağa çıkınca” gerçekleşecek birer hayal olduğu ifade edilmektedir. Geçmişle yapılan kıyaslamaların güncel yoksulluğu gidermediği belirtilirken, halkın hissettiği ekonomik daralma trajikomik bir üslupla gözler önüne serilmektedir. Metin genelinde, resmi söylemler ile çarşı pazarın gerçekleri arasındaki derin uçurum ironik bir perspektifle sorgulanmaktadır.

 

Enflasyon düşmelere doyamadı. Başımıza düşme kompetanı kesildi. Sıfırla bir arası bir noktada düşmenin tadını fena çıkardı….

Düşmenin cılkı çıktı diyenler olduysa da düşme temmuz ayının bu ilk günlerine damgasını vurdu. Bu düşmeden asgari ücretli nasibini alamadı.

Fakir fukara neredeyse hiçbir şey anlamadı…

SSK, Bağ-Kurlu ve memur emeklileri, bu yeni maaşlar ve enflasyon farkları ellerine geçinceye kadar el elde, baş başta kalacakları yeni bir temmuz ayı macerasına adım attılar.

Bizde her temmuz ayrı bir maceradır. Nedense “emeklinin, asgari ücretlinin bahtı sürekli karadır” diyenlere yine bir bakan, bir aldıran, bir kulak veren olmadı.

Laf aramızda enflasyon fena düştü…

Enflasyon düştü diye düşme sendromlarına girecek değiliz herhalde diye diretenler, yeni güncellemelere yelken açtılar.

Ortada düşen ne mi var?

Kiralar yüzde 32 oranında zamlandı mesela…

Meğer “düşmek demek zamlanmak demekmiş” diyenleri neden kimse dinlemez?

*****

Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovmuyorlar artık; dinlemiyorlar, görmezden, duymazdan geliyorlar, yalnız bırakıyorlar.

“Bırakın konuşsun dağlara taşlara, yollara bellere, çiçeklere böceklere” diyorlar…

Sonrasında…

Enflasyonun düşmesi… Ferahlık verdi deniyor… Piyasalar rahatladı deniyor…

Sebze ve meyve fiyatlarına önümüzdeki günlerde çok daha olumlu yansıyacak deniyor.

Enflasyon düşüyor.

Elinden geleni yaptı… Hakkı ödenmez… Sıfır olacak hali de yoktu ya…

Enflasyon bu…

İnsanımızın dostu… Çarşı pazara serdi postu… Gel vatandaş, sürer gider bu düşme, yeter ki ayağın kaymasın, sen düşme…

Bu hal, “enflasyonun bizi düşünen hali mi?” diyenlere kızıyorlar, “ne yaptı size bu kadar bu enflasyon” diye.

“Düştü diyoruz, tamam işte ne güzel” diyorlar. Ağzınla söyledin, düşmüş işte enflasyon.

Neredeyse enflasyonla birlikte halay çekip bu düşüşün keyfini çıkaracağız.

O düşüş var ya o düşüş, bizim düşüşümüzü anlatıyor aslında dememek için…

Bir de “büyük resme bakmak lazım” demiyorlar mı?

Bundan büyük resim mi var?

Trajikomik bir düşüş hikayesi yaşadığımız yalan değil, sır değil. Neticede bilen bilir, çeken bilir…

Bu trajikomik hikâyeyi “yok öyle bir şey” diye savunmaya kalkanların devirdiği çamlar hesaba katılırsa, enflasyon az kalsın “ben bile inanıyordum düştüğüme” demesinde ne desin?

*****

“Herkes mutlu hayatından” derler ya… O mutlu olan herkes, bir başka herkes; bizim herkes değil.

Bizim herkes; emekli, asgari ücretli, fakir fukara, atanamayanlar, Demirel’in “benim işçim, benim çiftçim, benim köylüm” dediklerinin tamamı.

Bu herkes, enflasyonun mutlu edemediği o bilindik herkes… Bizim herkes, mutlu olmak için dört gözle umutsuzca Temmuz’un yolunu gözleyen, Ocak’ta hayal kırıklığına uğraması adetten olan bir herkes… Anlayacağınız mutsuz herkes.

Enflasyon “düştüm” diye yeminler etse inanmam diyen herkes bu herkes.

Keyfi yerinde olmayan, olamayan, sürekli mağdur çizgisinde çakılıp kalan herkes…

Lakin, enflasyon pek mutlu…

Onun herkes dediği, mutluluktan ayakları yere değmeyen herkes…

Her neyse…

Enflasyon düştü düşmesine de biz neden hissedemedik meselesi derin bir mesele…

Örnek verenler doksanlı yıllara atıfta bulunuyorlar.

Neymiş, o yıllarda maaşlar sekiz on gün geç yatıyormuş hesaplara…

Efendim bendeniz o tarihlerde devlet memuruydum. Böyle bir olay hatırlamıyorum.

Bu türden örnekler düşen enflasyona ve düşük gelen rakamları teselli edebilecek örnekler değil.

Bundan otuz küsur yıl öncesi dile getirilerek en azından düşük zamlı da olsa maaşınız hesabınıza gününde yatıyor anlamına gelen, ancak şık olmayan söylemler, bir kira etmeyen, kiraya yetmeyen 23 bin 552 liraya yükselen en düşük emekli maaşının hazin durumunu düzeltmiyor.

*****

“Telgrafın tellerine kuşlar mı konar” diyor ya o güzel şarkı.

Telgrafın tellerine balık konacak değil ya…

Şimdi durup dururken ne teli ne telgrafı?

Balık ne alaka diyenleriniz çıkabilir.

Ne diyorlardı bir zamanlar?

Alakaya maydanoz…

Öyle olunca da…

Balık ne mi yapar?

Kavağa çıkar mesela…

Balık kavağa çıkınca ne mi olur?

İhtimal hesapları ortaya dökülür.

“Bir ihtimal daha var” şarkısı dillerden düşmez.

İhtimaldir ki…

Balık kavağa çıkınca bir şeylerin telafisi olur…

Yanlışlar düzeltilir.

Farkında olunmayanların farkına varılır.

Görülmeyenler görülür.

Duyulmayanlar duyulur.

Koşulmayanlara koşulur.

Elinden tutulmayanın eli tutulur.

Ne zaman mı?

Balık kavağa çıkınca tabii ki.

*****

Hem neden bu kadar şaşırdınız ki?

Ne yapmış balık?

Kavağa çıkmış…

Çıkacak tabii…

Telgrafın tellerine kuşların konması gibi…

Kuşlar konar da ne olur?

Seni beni çekiştirir…

Tepeden bakmak nasıl oluyor diye, aşağıları temaşa eyler…

Kuşlar, hazır telgrafın tellerine konmuşken, dünyanın öbür ucuyla haberleşirler.

Patagonya, Curaçao, Papua Yeni Gine falan her bir yer yani…

Ne diyorduk, balık ve kavak…

“Olur mu canım” diyen varsa…

Ne diyelim?

Battı balık yan gider…

Ne yapalım yani…

Balık kavağa çıkmadı diyecek halimiz yok.

Bal gibi de çıktı…

Hem öyle hızlı çıktı ki göremedik; bir de baktık, kavağın en ucundan sesleniyor, “böyle bir manzara yok” diye…

*****

Son veri yüzünden duygularımız depreşti yine…

Sıfır virgül doksan dokuz…

Bu veri bize bir hayli soğuk… Bir hayli mesafeli…

Sonradan vuracak belli ki yeli…

Ne mi demeli?

Yeminle bilemedik…

Zam bize, zamlar bize, daha enflasyon farkı bile geçmeden elimize…

Ne zaman mı rahatlayacağız?

Balık kavağa çıkınca…

Dalga falan geçtiğimiz yok.

Hem dalga dediğiniz denizde olur.

Üç tarafımız deniz, yarımada Türkiye’miz.

Bizim ayaklarımız karada, balık yanı başımızda kavakta…

Balık bu, bize soracak değil ya… Canı sıkılmıştır, çıkmıştır kavak ağacının başına.

Rahmetli Erkin Koray, “Fesuphanallah…” deyip geçmiş… Rahmetli Barış Manço, “Dere Boyu Kavaklar” deyip geçmiş… Rahmetli Müslüm Baba, “Paramparça…” deyip geçmiş.

Orhan Baba, “Batsın Bu Dünya…” deyip geçmiş. İbrahim Tatlıses, “Bu Da Geçer…” deyip geçmiş…

*****

Hasılı…

Balık kavağa çıktı… Hayaller gemileri yaktı… Şunun şurasında yılbaşına kaldı altı ay…

Biz buna benzemez ne altı aylar gördük.

Derdimiz geçim… Geçin efendim geçin…

İşte düştü enflasyon…

Bir de bakmışsınız on liraya kadar düşmüş gelmiş birçok şey…

Maydanoz, roka, tere, marul…

Savrul on liraya doğru salatalık savrul…

Mis gibi yeşillik, şöyle yapın koca bir tabak çoban salatası… Enflasyon sıfır virgüllerde, bırakın güller açsın yüzlerde…

Balık kavağa çıktı mı, çıktı… Düşmeye başlar artık paldır küldür her şey.

Düşen düşene… Kim düşer, kim şaşar bilinmez; düştü kavramının eline su dökülmez…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!