Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Karar Kimin Hikayesi

Karar Kimin Hikayesi

featured

Erol Sunat’ın bu anlatısı, tek adam yönetiminin ve aşırı yetki tutkusunun bir toplumu nasıl felce uğrattığını masalsı bir dille ele almaktadır. Hikaye, her kararı kendi elinde toplamak isteyen baskıcı bir Bey’in sebep olduğu yönetim krizini ve bu durumun şehir halkı üzerindeki olumsuz etkilerini merkezine alır. Sultan’ın ölümüyle başlayan iktidar karmaşası, Bey’in paranoyaklaşarak çevresindekilere zulmetmesine ve sonunda kendi zihinsel sağlığını yitirmesine yol açar. Süreç boyunca ortaya çıkan gizemli yeğen figürü, aslında liyakat ve adaletin tesisi için kurgulanmış bir planın parçası olarak şehre huzur getirir. Metin, yöneticilerin yetki paylaşımından kaçınmasının mutlak bir çöküş getireceğini vurgulayan ibretlik bir ders niteliğindedir. Sonuç olarak eser, adil yönetimin halkla bütünleşmekten ve sorumluluğu ehil kişilere dağıtmaktan geçtiğini etkileyici bir sonla bağlar.

 

İstediğiniz kurallara (orijinal metnin satır ve paragraf yapısına, noktalamasına ve

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin en büyük şehrinde oldukça sert bir Bey varmış. Bey, “benden habersiz kuş uçmayacak, benim onayım olmadan hiçbir şey gerçekleşmeyecek” diyormuş. Şehrin önde gelenleri, “Bey’im” demişler, “şehir çok büyük; onca danışmanınız, işinin ehli Bey’iniz, ağanız var. Yetkinizin bir kısmını devredin, şehir nefes alsın.Bey, “benden habersiz bir karara rızam yoktur” diyormuş.

Yarın “bu kararın sahibi kim, karar kimin?” dersiniz. Şehirde işler aksamış, Bey haliyle bu kalabalık ve oldukça hareketli şehirde ne yaparsa yapsın işlere yetişemiyormuş. Sultan, Bey‘e demiş: “Bey, postunu sana ben verdim. Bey postu emanettir. O post da şehir de ahali de sana emanettir, bilmez misin? Sana buyruğumdur, yetkilerini dağıt; sen o şehre lazım olduğun kadar bana da lazımsın.Bey kâğıt üstünde bazı yetkilerini en güvendiği adamlarına verse de “ipin ucu kaçıyor” diye hasta olmuş, yatağa düşmüş. Sultan, Hekimbaşı‘nı göndermiş. Hekimbaşı, “bu Bey iflah olmaz” demiş, “istiyor ki her şeyi kendi elinde bulundursun. Bunun hastalığının tedavisi yok Sultan’ım. Bey’in o şehrin başında durduğu her gün o şehre eziyetten başka bir şey değil.Hekimbaşı, Bey‘in görevinden alınacağını şehirdeki bazı dostlarına duyurmuş. Üç gün sonra Sultan aniden ölüvermiş. Ortalık birbirine girmiş. Sultan’ın kardeşi, Şehzadeler, memleketin Ecesi kılıçlarını çekmişler. Memlekette kimin ne yaptığı belli değilmiş. Şehrin Bey‘i, “beni” demiş, “bundan böyle kimse görevden alamaz. Almayı düşünecek vakitleri de olmaz. Oluncaya kadar ben bu şehirde ne istersem onu yaparım.” Tekrar bütün yetkileri tek elde toplamış. Bir aya varmadan şehir kilitlenmiş. Her şey durmuş. Kim ne yapacaksa Bey buyruğu bekliyormuş. Bey ise “buyruğumdur; kimse karışmaya, kimse dokunmaya, kimse fikir mülahaza etmeye yeltenmeye, kimse kendi başına iş etmeye; bana geline, benden sorula, benim rızam alına” diyormuş. Ahali Bey konağının önüne yığılmış. “Bey’im” demişler, “şehir memleketin en büyük şehri. Şehrin işlerini tek başına yürütemezsin. Kimseye güvenmezsin, itimat etmezsin. Yetki versen kırk kere peşine düşersin. İşinin ehli adamların çoktur, biliriz. Ver onlara yetkiyi, sana karşı mesul olsunlar. Zaten bu işin aslı astarı bildik bileli böyledir. Senin işin şehri yönetmek değil, ahaliye zulümdür. Yetemiyorsun, gör artık.Bey, “Bey’in işlerine müdahale etmek ahalinin harcı değildir” demiş. Ahalinin öfkesi büyümüş. Bey, kendine pürüz çıkaranları, ahalinin “görev ver” dediklerini “yerimde gözleri var” diye hepsini birden zindana atmış. Memleketin hali, Bey‘in şehrinden çok daha berbatmış. Şehirde zihni yorgun, herkesten şüphe eden, hiçbir talebi onaylamayan bir Bey varmış artık. Bir süre sonra, “bu makam” diyormuş, “bana Tanrı lütfudur. Kimseye vermem. Git demekle gitmem. Bu şehirde kimse benden daha üstün değil, haklı da değil. Karar da benim, hüküm de benim, Bey de benim.” diyormuş. Ahalinin sözü geçenleri, “Bey’im” demişler, “başımızdan göndermek için başvuracağımız bir Payitaht da yok.Bey‘i ortadan kaldırmayı düşünenler, Bey‘e yakın olanlar tarafından Bey‘e bildirilmiş; Bey tarafından şehirden sürülmüşler. Şehre o kargaşada bir atlı gelmiş. Bey konağını sormuş. Bey‘in adamları, “yabancı” demişler, “canına mı susadın? Bu şehirde en ölümcül soru ‘Bey nerede, Bey konağı nereye düşer?‘ diye sormaktır.” Delikanlı, “Bey” demiş, “benim emmim olur. İnsanın emmisini sorması, merak etmesi de suç mudur?” Muhafızlar, “bu dediklerin fazla tatmin etmedi amma gel bakalım” demişler. Bey‘e “yeğenin geldi” diye haber etmişler. Bey, “benim” demiş, “öyle bir yeğenim vardı.” Delikanlı gelince Bey, “uzat bakalım kılıcını” demiş. Kılıcın kabzasına bakmış. “Doğru” demiş, “bu kılıç ağabeyimin kılıcı. De bakalım yeğen” demiş, “böyle karışık bir dönemde benim şehrimde ne ararsın? Geçiyordum, uğradım falan deme. Saltanatın hangi kanadına yakınsın?” “Delikanlı, sen nereye yakınsan ben oraya yakınım emmim” demiş. “İyi kılıç kullanırım. İşittim ki şehirde çok düşmanın varmış. Seni korumak isterim. Sana nereden gelirse gelsin; ilk ok bana, ilk yumruk bana, savrulan ilk mızrak bana, sana kasteden ilk kılıç bana gelsin.Bey her nereye gitse yeğeniyle beraber gidiyormuş. Gerçekten kim Bey‘e karşı bir şeyler yapmaya niyetlense yeğen oldukça sert karşılık veriyormuş. Bir seferinde ondan fazla insan Bey‘e saldırmış, yeğen Bey‘e hiçbir şey olmadan hepsini saf dışı bırakmış. Ahaliden biri, “ben” demiş, “bu Bey yeğeni dediklerini tanırım. Gözü karadır; elli kişi olsa gözünü kırpmadan dalar içlerine ve oradan sağ çıkar.” Aynı duyumlar Bey‘e de gelmiş. Bey, “bu delikanlı” demiş, “benim yeğenim değilse?” diye bir düşünceye kapılmış, günlerce uykusu kaçmış. Derinlemesine bir araştırma yaptırdığında ise gerçekten yeğeni olduğunu öğrenmiş. Bazı adamları, “Bey’im” demişler, “bazı yetkilerini yeğenine versene. Ahaliyle arası pek iyi.” demişler. Bey ise “onun görevi yetkimi paylaşmak değil, beni korumak” diyormuş. Memleketin Payitaht‘ı çok karışıkmış. Şehir tam anlamıyla yaşanmaz bir cendereye dönmüş. Bey‘in bunaltıcı baskısı, ahalinin işine gücüne, varına yoğuna karışması, karşı çıkanı Beylik‘te gözü olduğu iddiası ile zindana attırması işten bile değilmiş. Bey‘i, Beyliğini kaybetme korkusu öylesine sarmış ki bu duygusu tedavisi olmayan bir hastalığa dönüşürken Bey de zalim biri olmuş. Halkın derdini, sıkıntısını Beyliğinde gözü olmaya çeviren bu gidişat, insanların canına tak ettirmiş. Sonunda bir gece yeğeni, “dur emmi” demiş. “Etme artık, yapma artık. Atamsın, büyüğümsün, Bey’imsin dedim amma yetti. Şu andan itibaren senin Beyliğin hem sana zarar hem bu şehre hem bu ahaliye.” Emmisini atmış zindanın tek gözlü bir odasına. Bey üç gün bağırmış, küfretmiş, zindanı yıkmış. Üç gün sonra susmuş. Ardından öyle bir uykuya dalmış ki öldü sanmışlar. Kimine göre iki gün, kimine göre üç gün deliksiz uyumuş. Uyandığında yeğenini istemiş. Yeğeni, “buyur emmi” demiş. “Hâlâ Bey’imiz sensin. Sen zindandayken, senin zindana attırdıklarının hepsini serbest bıraktım. Hatta zindanda senden başka kimse kalmadı. Memleket ne ahvalde diyorsan karışıklık sürüyor. Yalnız şehir son on gündür huzura erdi. ‘Bey’imizi zindana nasıl atarsın, yeğeni değil kim olursan ol!‘ diyen kim varsa her birini şehirden sürdüm, haberin olsun. Bu arada yengemi buldurdum. Kızın, oğlun da çıkıp geldiler.Bey tek bir kelime etmeden her şeyi sonuna kadar dinlemiş. “Yeğenim” demiş, “beni bu zindandan bir süre daha çıkarma, başka bir soru da sorma.Bey yeğeni çıkmış zindandan dışarı. Bey‘in karısı, kızı ve oğlu zindana inmişler; ne demişler, ne görüşmüşler, neler olmuş bilen de yokmuş, fazla merak eden de. En azından öyle bir hava esiyormuş şehirde. Bey‘in hatunu, “senin” demiş, “çocukluğunu bilirim. Bey, kızıyla evlenmeni ister.Bey yeğeni, “ben” demiş, “Bey değilim; sadece bu karışık durumda ahalinin önde gelenlerinin isteği ile emmime dur dedim. Bir süre sonra ortalık durulur, Bey kalkar gelir makamına kurulur. Bey kızı, ‘Ben sıradan bir muhafıza neden vardım?‘ diye düşünmekten yorulur. Evlilik bozulur. Olmaz yengem” demiş. “Karar kimin?‘ derler. ‘Bu kararı tek başına mı aldı, kime danıştı?‘ derler. Bugün sormayan ahali sorar, yarın Payitaht sorar, yeni Sultan sorar. Şehirde de bundan böyle ne olacak, Bey düzeldi mi düzelmedi mi, Beyliği yeğenine bırakacak mı soruları sorulurken…Bey konağına bir grup atlı gelmiş. Bey yeğeniyle görüşüp onu da alıp çıkıp gitmişler şehirden. Bey hatunu, Bey‘i zindandan çıkarmış, oturtmuş Beylik postuna. Bey, “ahali” demiş, “yeğenime Beyliği vermemi bekledi. Ne oldu? Aldı birileri gitti. Yarın benim elimden de alacaklar. De bana hatun, ne yapmam lazım?Bey kızı, “Bey babam” demiş, “sen değil anama, hiç kimseye böyle sualler sormazdın.” Sonra çekmiş anasını kenara, “anam” demiş, “babam aklını belli ki zayi etmiş. Baksana, duvarlarla konuşuyor. Bizi gördüğü yok. Bana kalırsa aklı gidip gidip geliyor.” Hemen Şifahane‘nin Hekimbaşı‘nı çağırmışlar. Hekimbaşı bir hekim heyetiyle gelmiş konağa. Bey, “sen” demiş, “Hekimbaşısın. Hekimbaşı benim Beyliğimde gözü olanların en başında gelir. Yakalayın şunu, atın zindana!Bey‘i yatırmışlar şifahaneye. Koca şehir kendi kendine yetmeye çalışmış, neredeyse bir sene olmuş. Payitaht‘ta sular durulmuş. Büyük Şehzade emmisini, anasını ve kardeşlerini yenip tahta oturmuş. Bu büyük şehre de yeni bir Bey göndermiş. Yeni gelen Bey, “toplanın herkes!” demiş. “Bey benim. Lafımın üzerine laf istemem. İtiraz istemem. Görüş beyanı istemem. Her karşı çıkmayı Beyliğime müdahale sayarım.” Ahali, “gelenin gidenden ne farkı var?” diye sızlanmaya, çırpınmaya başlamışlar. Payitaht‘tan bir heyet gelmiş. Ahali bunu fırsat bilmiş. Heyetin başına, “Bey’im” demişler, “Bey istedik, gelen gidenden farksız. Bu Beyler Beylik makamını babalarından kendilerine miras kaldı sanıyorlar. Yapışmışlar Bey postuna. Kim ne dese ‘Beyliğimde gözün mü var?‘ derler. Şifahanede yatan aynı sebepten aklını oynattı. Bu Bey de yakındır.” Heyet ahaliyi günlerce dinlemiş. Ahali, “Bey’im” demişler, “şifahanede yatan Bey’in yeğeni vardı. Birileri aldı götürdü. Öldü mü kaldı mı bilen yok; biz bu şehirde ondan daha adilini, ondan daha iyi halka davrananı görmedik.Bey ve heyet her söyleneni yazdıktan sonra, “o gelen” demişler, “Bey’in yeğeni değildi. Bey’in hiç kardeşi yoktu.” Ahaliden birisi, “Bey’im” demiş, “Bey hatunu ‘Ben senin çocukluğunu bilirim‘ demişti, nasıl olur? Hatta Bey kızıyla yeğeni evlensin istedi diye şehir çalkalandı. Sonra yeğenini o adamlar götürünce işin gerisi gelmedi.” Heyetin başı, “bu mesele biraz derin ağalar” demiş, “bize müsaade.” Şehir güne uyandığında, Bey konağındakiler “Bey yok” demişler. Bey‘in ne atı ne esvapları ne de kılıcı, oku, yayı var. “Bey sırra kadem bastı herhalde” diye konuşmaya başlamışlar. Bir daha ne Bey‘i gören olmuş ne de duyan.

Ahalinin önde gelenleri eski Bey‘in hatununa varmışlar. “Bey hatunu” demişler, “Bey’i anladık. Sen de mi kafayı bozdun? Kimsin sen? Bir anda nereden çıkıp geldin, kim çağırdı seni? Bu kız senin kızın mı, oğul oğlun mu? Bey gerçekten kocan mı? Bey yeğeni kim? Deyin hele, neden bekleşirsiniz bu şehirde? Kimi beklersiniz?

Tam o sırada, “beni beklerlerdi” diye bir ses duyulmuş. Bir de bakmışlar ki Bey‘in yeğeni…

Anlatırlar ki Bey yeğeni, Bey‘in yeğeni değil oğluymuş. Bey hatunu ise Bey‘in evlenemediği sevdiği kız, yani delikanlının anası. Kızı olarak bilinen kız, Bey yeğeni diye bilinen delikanlının karısı, oğul ise o kızın erkek kardeşiymiş. Tevatürler ve rivayetler sarıp sarmalamış şehri. Gerçek ne, yalan ne; her şey birbirine karışmış. Şehir aylarca dedikodularla çalkalanmış. Yine de kimse doğruyu bulamamış. Şehrin eski Bey‘i bir süre sonra ölmüş. Yeni Sultan heyetin tespitlerine uymuş, Sultanlığa giden yolda yanında olan eski Bey oğluna o büyük şehri teslim etmiş. “Karar senin, hüküm senin” demiş. Beylik postuna meyletmenin, onu her şeyin üzerinde tutmanın nelere mal olduğunu yaşayarak gören genç Bey, işinin ehli insanları getirmiş iş başına; hatunuyla birlikte karışmış ahalinin arasına. Beylik makamıyla ahali barışmış, kaynaşmış. Bey, “karar” demiş, “ahalinin. Anlaşmazlık olmadığı sürece hiçbir işe karışmayacağım.” Ve karışmamış da…

Şehir şehre; Bey postuna vurgun Bey postuna vurguna, Bey yeğeni Bey yeğenine Bey hatunu Bey hatununa, Sultan Sultana Ece Eceye Şehzade Şehzadeye ahalinin önde gelenleri ahalinin önde gelenlerine konak konağa; heyet heyete Hekimbaşı Hekimbaşına şifahane şifahaneye ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan; “her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçülisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!