Lütfullah Kaleli
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Zirve ve Hedef

Zirve ve Hedef

featured

Lütfullah Kaleli tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin dış politikadaki stratejik konumunu ve yakın dönemde gerçekleşen NATO zirvesinin yansımalarını eleştirel bir dille değerlendirmektedir. Yazar, Batılı devletlerin ve komşu ülkelerin Türkiye’ye karşı yürüttüğü ikiyüzlü siyaseti, tarihi olaylar ve güncel yaptırımlar üzerinden analiz etmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve İran’ın Türk varlığına yönelik düşmanca tutumları, savunma sanayisinden Kıbrıs meselesine kadar geniş bir yelpazede ele alınmaktadır. Metinde, Türkiye’nin dışa bağımlılıktan kurtularak milli gücünü tahkim etmesi ve küresel baskılara karşı dik bir duruş sergilemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazar, devletin güvenlik ve bağımsızlık hedefleri doğrultusunda kendi yolunu çizmesinin hayati önem taşıdığını savunmaktadır.

 

Zirve: herhangi bir şeyin en yüksek veya uç noktasına denir. Hedef ise, birey, toplum veya devletlerce herhangi bir eylemi gerçekleştirme ya da amaca ulaşma şekline denir. Geçtiğimiz günlerde, başkentimizde NATO zirve toplantısı gerçekleştirildi.

Toplantı öncesi, sırası ve sonrasında birçok yorum ve habere rastladım. Özetle devletimiz tarafından verilen mesajlar; zirvenin programlanmasının kusursuz olduğu ve bazı ayrıntıların öne çıkarılması şeklinde özetlenebilir.

T.C.’nin gücü; bazı devlet yöneticilerine yürüyüşü bile unutturdu. Adamlar kinlerinden, fesatlıklarından, düşmanlıklarından çatlamaya yüz tuttular! Ne yapacaklarını şaşırdılar. NATO’nun kuruluşu, Türkiye’nin NATO’ya alınışı ve hemen akabinde Savunma sanayii tesislerinin başına gelenler belli! Peşi sıra Marshall yardımı bahanesiyle ABD hurdalarından kurtulmuştu.

Her şeye rağmen “Amerika’ya yağ yerine su satanın” diye bir vakitler türküler yaktırılmıştı. Biz tarım ülkesiyiz diye nutuklar attırılmış, 6. Filo gelecek diye genel evler beyaza boyatılmıştı. Benzer bir tutumu yorumlarda, Trump’ı karşılama törenleri yorumlarında da gördük. Devlet kimi nasıl karşılayacağını bilir; vakti geldiğinde, intikamını nasıl alacağını da unutmaz!

Süleymaniye’de askerlerimizin başına geçirilen çuvalları unutmadık! Yorumcuların da unutmamasını salık veririm. Yorumcular kafayı F-35’lere, F-16 motorlarına takmışlar! ABD verecek mi, vermeyecek mi? Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihine ve bize karşı düşmanca tutumuna ve ısrarına niye bakmazlar ve basit bir sıralama yapmazlar, anlamıyorum. Adamlar zaten kafalarında T.C.’yi düşman konumuna yerleştirmişler! CAATSA yaptırımlarını boşuna mı uyguluyorlar!

Liderlerin dostluğundan dem vuruyorlar! Gülesim geldi. Adamlar iç mücadelelerinde başarıya ulaşmak için güzel sözler söylüyorlar. Küreselcilerle ulusalcıların birbirleriyle uğraşmalarını seyrediyoruz. Biz de işimize gelen ve doğru olan yerde konumlanmışız.

Aynı kişi, hem saldırıp hem de hakaret edebiliyor! Örneğin; İran’a saldırıyor, fırsatını bulunca barbar ve kaba olduklarını sıkılmadan söylüyor. Sanki 187 kız çocuğunu İranlılar öldürmüş gibi davranıyor. Utanmaz İsevi dünyası, ikiyüzlü davranışlardan, kendi suçlarını başkalarına yüklemekten bir türlü vazgeçmiyor!

Zirve sırasında AP (Avrupa Parlamentosu) Türk askerini Kıbrıs’ta işgalci ilan etti. Bunun anlamını doğru dürüst merak eden olmadı. Yüzeysel değerlendirmelere tanık olduk. Adamlar! Türkleri önce Avrupa’dan, sonra da Anadolu’dan sürmeyi kendilerine hedef seçmişler! Türkiye’nin güçlenmesinden elbet rahatsız olacaklar, elbet kuduracaklar. Bunlardan biri de Mark Rubio’dur. Hollanda’da bakanlarımıza yaptıklarını unutmadık! Dediklerini de unutmuş değiliz!

Avrupalının Kıbrıs üzerinden T.C.’yi tehdit etmesinden doğal başka ne olabilir; AB kapısında bıkmadan, usanmadan 50 yıldır bizi bekletiyorlar! “Alın birliğinizi başınıza çalın” demenin vakti yaklaşıyor. Adamlar ambargo uyguluyor, Yunanistan’ın yanında yer alıyor, her fırsatta düşmanlıklarını pekiştiriyorlar. Bizim kalın kafalı batıcılara anlatmak için daha ne yapsınlar!

Yine zirve sırasında; İran’da (cenaze töreninde) Pezeşkiyan’ın saldırıya uğraması, Kalibaf’ın aynı kaderi paylaşmasını düşündürücü buldum. İran’da savaş isteyenlerin asıl istedikleri, İran’da yaşayan 45 milyon Türk’ün imha edilmesi, zarar görmesi, zayıflatılması olmasın! İran’da yaşayan her iki kişiden en az biri Türk. Tarih boyu, tıpkı İsevi dünya gibi Pers asıllı Farisiler de Türk düşmanıdırlar. Bir fırsatla Türk yurtlarını işgal etmişler, işgallerini Şialığı kullanarak sürdürüyorlar! Düşmanlıkta Avrupalılarla yarışıyorlar, yöntemleri de benzer.

Amaçları, Türk yurtlarını ABD’ye, İsrail’e bombalatarak viraneye çevirmek, Türklere soykırım yaptırmak, taş üzerinde taş, omuz üzerinde baş bırakmamak olarak görünüyor. Pezeşkiyan’ın, Reisi’nin Türk olmaları kanlarına dokunmuş! Belirtiler bu yönde!

Devletimiz bunları çoktan beri görüyor ve önlemini alıyor! İran PKK’yı destekliyor, Ermeni yayılmacılığını destekliyor, tekerimize taş koymaktan vazgeçmiyor! Başarısız oldukları noktalardan birisi de düşman olduklarını bizim siyasal İslamcılara ve bazı kesimlere anlatamamış olmalarıdır.

Emperyalist İsevi dünyayı çatlatmaya devam edenleri, İran’daki Perslerin devamı olarak kendilerini gören, tanımlayan Farsları çıldırtmaya ne dersiniz! Kutlu yolda Kızıl Elma’ya yürüyüşümüz sürecektir. Cumhurbaşkanlığı makamınca, “Güvenliğimiz kimseye emanet edilemez!” dendi. Daha ne densin!

Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; yurdunu, ulusunu özünden (kendinden) çok seven, doğudaki ve batıdaki düşmanlarımızı kudurtan-durduran, güzel ülkemi daha da ileriye taşıma uğraşı verenlerin üzerine olsun vesselam.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!