Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yapay Zekâyı Yasaklamak Değil, Doğru Kullanmayı Öğretmek

Yapay Zekâyı Yasaklamak Değil, Doğru Kullanmayı Öğretmek

featured

Atsız Burucu’nun kaleme aldığı bu metin, yapay zekânın yükseköğretimdeki yerini yasakçı bir zihniyetle değil, stratejik bir entegrasyonla ele almanın önemini vurgulamaktadır. Yazar, bu teknolojiyi hesap makinesi veya internet gibi kaçınılmaz bir araç olarak tanımlarken, üniversitelerin görevinin ezberi ölçmek yerine bilgiyi anlamlandırma yetisini geliştirmek olduğunu belirtmektedir. Akademik değerlendirme süreçlerinin, öğrencinin yapay zekâ desteği alsa dahi kendi analitik yorumunu ve eleştirel düşüncesini katmak zorunda kalacağı şekilde yenilenmesi gerektiği savunulmaktadır. Etik kullanım ve kişisel sorumluluğun ön plana çıkarıldığı yazıda, geleceğin başarılı bireylerinin bu teknolojiyi akılcı bir yaklaşımla yönetebilenler olacağı ifade edilmektedir. Sonuç olarak kaynak, eğitim sisteminin teknolojiyle çatışmak yerine onu üretken bir yardımcı olarak kabullenmesi gerektiğini anlatan ileri görüşlü bir perspektif sunmaktadır.

 

Yapay zekâ artık hayatımızın dışında kalan bir teknoloji değil. Üniversite kapılarından içeri çoktan girdi. Kimileri bunu bir tehdit olarak görüyor, kimileri ise eğitimin sonu olarak yorumluyor. Bana göre ise asıl sorun yapay zekânın varlığı değil; bizim onu nasıl konumlandırdığımızdır.

Yazılım bilen, uzun zamandır kendi asli alanım kadar dijital teknolojiyle de uğraşan bir akademisyen olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Yapay zekâyı öğrencilere yasaklamak, hesap makinesini matematikten, interneti bilimsel araştırmadan çıkarmaya çalışmak kadar gerçek dışıdır. Yasaklar, teknolojiyi ortadan kaldırmaz; yalnızca onu görünmez hâle getirir.

Üniversitelerin temel görevi bilgiye erişimi zorlaştırmak değil, bilgiyi anlamlandırmayı öğretmektir. Bundan otuz yıl önce bilgiye ulaşmak büyük bir emek gerektiriyordu. Bugün ise birkaç saniye içinde milyonlarca kaynağa ulaşabiliyoruz. Yapay zekâ bu süreci daha da hızlandırdı. Artık öğrencinin bir tanımı ezberleyip ezberlemediğini ölçmek, gerçek akademik yeterliliği göstermeye yetmiyor.

Asıl soru değişti. Öğrenci bilgiye ulaşıyor mu sorusundan çok, ulaştığı bilgiyle ne yapıyor sorusunu sormamız gerekiyor.

Yapay zekâ bir öğrencinin yerine düşünemez. Düşünüyormuş gibi görünen metinler üretebilir; fakat sorgulama, muhakeme, eleştirme, ilişki kurma ve yeni fikir geliştirme hâlâ insana aittir. Üniversitenin görevi de tam burada başlar.

Bu nedenle sınavlarımızı ve ödevlerimizi yapay zekâdan kaçacak biçimde tasarlamaya çalışmak yerine, yapay zekâ kullanılsa bile öğrencinin kendi katkısını ortaya koymak zorunda kalacağı biçimde yeniden düzenlemeliyiz. Gerçek yaşam da bunu gerektiriyor. Hiçbir mühendis, hekim, hukukçu, işletmeci veya akademisyen mezun olduktan sonra dijital araçlardan uzak çalışmayacak. O hâlde üniversite neden öğrenciyi gerçek hayatta kullanacağı araçlardan mahrum bıraksın?

Yapay zekâyı yasaklamak yerine etik kullanımını öğretmek çok daha doğru bir yaklaşımdır. Öğrenci hangi aşamada yapay zekâdan yararlandığını açıklamalı, aldığı yanıtları doğrulamalı, kaynak denetimi yapmalı ve ortaya koyduğu ürünün sorumluluğunu üstlenmelidir. Yapay zekâ yardımcı olabilir; ancak sorumluluk her zaman öğrencide kalmalıdır.

Bugün dünyanın önde gelen üniversiteleri de tartışmayı “yasaklayalım mı?” noktasından “nasıl kullandıralım?” noktasına taşımış durumda. Çünkü teknolojiye sırt çeviren eğitim sistemi, öğrenciyi geleceğe hazırlayamaz. Yapılması gereken, değerlendirme ölçütlerini değiştirmektir. Ezberi değil analizi, tekrarı değil üretimi, sonucu değil düşünme sürecini puanlayan bir anlayış geliştirmeliyiz.

Ben kendi derslerimde öğrencilerime yapay zekâyı bilinçli biçimde kullanmalarını öneriyorum. Bir kavramı sadeleştirmek, yabancı dildeki bir makaleyi ilk kez anlamaya çalışmak, alternatif görüşleri karşılaştırmak veya yazdığı metindeki eksikleri görmek için yapay zekâ oldukça yararlı bir yardımcı olabilir. Ancak son değerlendirme her zaman öğrencinin kendi aklına, yorumuna ve akademik dürüstlüğüne dayanmalıdır.

Yükseköğretim yeni bir eşikte duruyor. Ya eski ölçme anlayışını korumaya çalışıp teknolojiyle sürekli kavga edeceğiz ya da yapay zekâyı eğitimin doğal bir parçası kabul edip öğrencilerimize onu doğru kullanmayı öğreteceğiz.

Ben ikinci yolun daha gerçekçi olduğuna inanıyorum. Çünkü geleceğin başarılı insanları yapay zekâ kullananlar değil; yapay zekâyı eleştirel akıllarıyla yönetenler olacaktır.

 

Atsız Burucu (Mehmet Hoca), Camcı Çeşme, İstanbul – 12.07.2026

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!