Güç ve Gösteri

featured

Dr. Alper Sezener’in kaleme aldığı bu inceleme, Alejandro G. Inarritu’nun Birdman ve yeni filmi Digger üzerinden insanlığın onaylanma açlığını ve gösteriş merakını ele almaktadır. Yazıda, bireylerin ve hatta sanatçıların gerçek değer üretmek yerine sürekli bir imaj yönetimi ve alkış alma telaşı içinde kaybolduğu vurgulanmaktadır. Gerçek gücün haykırmaya veya başkalarına kanıtlanmaya ihtiyacı olmadığı, aksine bunun sessiz ve kendinden emin bir ağırlık taşıdığı ifade edilmektedir. Inarritu’nun Digger filminde eleştirdiği bu hırsın tuzağına bizzat kendisinin düştüğü belirtilirken, yönetmenin geçmişteki Amores Perros, Babel ve The Revenant gibi güçlü yapımları hatırlatılmaktadır. Son olarak, modern insanın yapay performanslardan sıyrılarak hayatı bir iddia olarak savunmak yerine doğrudan deneyimlemesi gerektiğinin altı çizilmektedir.

Alejandro G. Iñárritu’nun 87. Akademi Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Görüntü Yönetimi dallarında 4 Oscar kazanan 2014 yapımı başyapıtı Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance) (Birdman veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi), sinema tarihinin en sarsıcı varoluşçu hesaplaşmalarından biridir.

Iñárritu’nun kamerayı neredeyse hiç kesmeden, kesintisiz bir “tek çekim” illüzyonuyla tiyatro koridorlarında dolaştırdığı bu sinematik şaheserde, hayatını başkalarının onayına adamış eski bir aktörün trajedisini izleriz. Yıllar önce bir süper kahramanı canlandırarak şöhret kazanan Riggan Thomson (Michael Keaton), unutulmanın yarattığı o derin değersizlik korkusuyla yüzleşmektedir. Kendini entelektüel dünyaya ve acımasız eleştirmenlere kanıtlamak için Broadway’de bir tiyatro oyunu sahnelemeye girişir.

Ancak film boyunca izlediğimiz şey bir sanat tutkusu değildir; insanın kendi imajını kurtarma çabası, varlığını başkalarının alkışıyla teyit ettirme telaşıdır. Riggan’ın kızı sahnelerden birinde babasının yüzüne gerçeği tüm çıplaklığıyla çarpar: “Sen sanat için yapmıyorsun bunu. Unutulmaktan korktuğun için, önemli biri olduğunu hissetmek için yapıyorsun. Sen yoksun!”

Sahi, nereden doğar insanın kendini kanıtlama hırsı? Sahip olduklarının yetersizliğinden mi, yoksa başkaları tarafından görülmediği sürece bir anlam taşımayacağına duyduğu o sarsılmaz inançtan mı?

Etrafınıza bir bakın. Girdiği her ortamda ağırlığını hissettirmeye çalışan, zekâsını sergilemeden duramayan, haklılığını her fırsatta ilan eden insanlarla dolu ortalık. En küçük bir itirazı bile kişisel bir otorite krizine dönüştüren, yüksek sesle konuşmayı kararlılık sanan bir profil bu.

Çağımızın en acıklı çelişkilerinden biri tam da burada başlıyor: Kendimizi güçlü göstermek için harcadığımız çaba arttıkça, gücün ne olduğuna dair kavrayışımız zayıflıyor.

Oysa güce sahip olmakla gücü sergilemek aynı şey değildir. Gerçekten güçlü olanın her an güçlü görünmesi gerekmez. Bilgisi olan her sohbeti bilgi yarışmasına çevirmez. Yetkin olan her karşılaşmada yetkinliğini ispatlamaz. Otorite sahibi olan, her eleştiride makamını yeniden ilan etmez.

Güç, varlığın kendiliğinden taşıdığı bir ağırlıktır. O ağırlık kaybolduğunda, yerini gösteri alır. İnsan bir noktadan sonra yaptığı işi sürdürmekten çok, o işin kendisi hakkında ne söylediğiyle ilgilenmeye başlar. Birdman’deki aktör gibi; başarmanın kendisi yetmez, alkışlanmak gerekir. Bilmek yetmez, görünür olmak beklenir. Böylece kendi eylemimizin öznesi olmaktan çıkar, kendi imajımızın yöneticisine dönüşürüz.

Bu durum yalnızca bireysel hayatlarımızda kalmıyor. İş yerinde çalışanını baskıyla ezerek yetkinlik kanıtladığını sanan yöneticide de var; en küçük eleştiriyi kendisine hakaret sayan siyasetçide de… Güçlü görünmek, güçlü olmaktan daha önemli hâle geldiğinde eylem de amacından sapar. Sorun çözmek yerine gücümüzü sergilemek, güven üretmek yerine sertlik gösterisi yapmak öne çıkar.

Birdman’in finalinde Riggan, tiyatro sahnesinde gerçek bir silahla kendini vurarak burnunu uçurur. Ancak o zaman, o kanlı ve trajik gösteri sayesinde ertesi gün gazete manşetlerine çıkabilir ve sosyal medyada gündem olur. Sistem, onun canı pahasına sergilediği bu trajediyi bile anında bir gösteriye dönüştürüp tüketir.

En büyük yoksulluğumuz bu işte… Yaşamakla yaşadığını göstermek arasındaki mesafeyi kaybettik. Hayat, deneyimlenecek bir alan olmaktan çıkıp savunulması gereken bir iddiaya dönüştü. İnsan kendi varlığını başkalarının gözünde savunmaktan, var olmayı unuttu.

Hakiki güç, varlığını her gün başkalarının mahkemesinde savunmaktan kurtulmaktır. Dışarıdaki onaylara sığınmadan kendi özünü büyütmek, alkışın gürültüsünde değil kendi yolunda kararlılıkla yürüyebilmektir.

Kendini kanıtlama telaşından sıyrılan insan, enerjisini gerçekte ne yapacağına odaklayabilir. Sahneyi terk etmek, bir kaçıştan ziyade oyunun kurallarından özgürleşmektir. Riggan’ın hastane odasında yüzündeki sargıları söküp pencereden bakması tam olarak bu eylemi simgeler. Sistem ona yapay bir burun ve sahte bir itibar sunarken, o yüzünü gökyüzünün sonsuzluğuna çevirir. Bizi sürekli bir performans nesnesi gibi izleyen kalabalığı ve dar aynaları geride bıraktığımızda insan olmanın asıl ağırlığı başlar. Uçmak, başkalarının bakışlarındaki yerçekimini tamamen aşabilme cesaretidir.

***

Nitekim Alejandro G. Iñárritu’nun yeni filmi Digger, bu varoluşsal sergileme telaşının ve imaj illüzyonunun günümüzdeki en taze, ancak bir o kadar da aksayan örneği olarak karşımıza çıkıyor. Filmin merkezindeki petrol oligarkı Digger Rockwell karakterine hayat veren Tom Cruise, aksiyon şablonlarının tamamen dışına çıkarak kariyerinin en cüretkâr, katmanlı ve şaşırtıcı oyunculuklarından birini sergiliyor. Hırsının, iktidar tutkusunun ve kendini dünyaya kurtarıcı olarak kanıtlama ihtiyacının altında ezilen bir adamın narsisizmini büyük bir ustalıkla gövdelendiriyor. Tom Cruise’un performansı, o yüksek sesli kararlılık görüntüsünün arkasındaki korkuyu, onaylanma açlığını ve güçsüzlük itirafını perdede son derece ikna edici kılıyor.

Ne var ki Tom Cruise’un bu parlak oyunculuğu bile Digger’ı iyi bir film yapmaya yetmiyor. Iñárritu, insanlığın ekolojik felaketler ve güç hırsı karşısındaki çelişkilerini hicvetmek isterken metni o kadar doymak bilmez bir gösteri şovuna, o kadar hantal ve geveze bir biçimselliğe boğuyor ki, film tam da eleştirmeye çalıştığı o “kendini kanıtlama” tuzağına düşüyor. Yönetmenin perdede kurduğu dünya, tıpkı ana karakteri gibi ne kadar büyük ve sert görünmeye çalışırsa, özündeki felsefi derinlikten o kadar uzaklaşıyor. Digger, sinematik bir derinlik sunmaktan ziyade, yönetmenin kendi yetkinliğini ve büyük cümlelerini izleyiciye dikte ettiği, gösterişli ama ruhsuz bir imaj yığını olmaktan öteye geçemiyor.

İşte sinemanın ve hayatın en büyük ironisi tam da burada düğümleniyor: Iñárritu, Birdman’de sahne spotlarının altında canı pahasına alkış arayan Riggan Thomson’ın trajedisini anlatırken, yıllar sonra Digger ile bizzat kendisi o devasa bütçeli spotların cazibesine kapılıyor ve kendi hırsının kurbanı oluyor.

Yine de Iñárritu demişken, onun bizi gösteri toplumunun sahteliğinden çekip alan, insanın o en çiğ, en yaralı ve en saf gerçekliğiyle yüzleştiren diğer başyapıtlarını da es geçmeyelim. Meksika sokaklarının o vahşi ve kesişen kaderlerini yüzümüze çarpan Amores Perros (Paramparça Aşklar Köpekler, 2000)’u, ölümün ve suçluluk duygusunun ağırlığını ruhumuzda hissettiren 21 Grams (21 Gram, 2003)’ı, küreselleşen dünyanın o devasa iletişim kopukluğunu anlatan Babel (Babil, 2006)’i, ölümün gölgesinde bir babanın fedakarlığını ve Barselona’nın arka sokaklarını resmeden Biutiful (2010)’u, insanın doğaya ve ölüme karşı verdiği o ilkel direnişi iliklerimize kadar işleyen The Revenant (Diriliş, 2015)’ı ve rüya ile gerçeklik arasında kendi geçmişiyle hesaplaştığı otobiyografik şöleni Bardo, False Chronicle of a Handful of Truths (BARDO, Bir Avuç Doğrunun Yalan Yanlış Güncesi, 2022)’u yeniden, bu kez bambaşka bir gözle izleyelim. İzleyelim ki, imajların ve alkışların gürültüsü arasında kaybolan o saf insan hikayelerini, acının ve varoluşun o “gösterilmeyen”, sadece “yaşanan” o sarsıcı çıplaklığını yeniden hatırlayalım.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!