Bu köşe yazısı, Amerika Birleşik Devletleri ve eski Başkan Donald Trump’ın dış politikalarını sert bir dille eleştiren ve bu politikaları haydutluk ile katillik olarak nitelendiren bir bakış açısını yansıtmaktadır. Yazar, Büyük Ortadoğu Projesi üzerinden İslam coğrafyasının parçalandığını, yeraltı kaynaklarına el konulduğunu ve bölge liderlerinin etkisiz hale getirildiğini savunmaktadır. Türkiye’nin NATO üyeliği ve Batı ile olan ilişkileri, ülkenin bağımsızlığına zarar veren ve onu dış güçlere bağımlı kılan bir unsur olarak tasvir edilmektedir. Özellikle F-35 programı ve askeri üsler gibi stratejik konular üzerinden mevcut siyasi yönetimin kararları sorgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Batı ittifakının Türkiye için bir tehdit oluşturduğunu ve bu “tek taraflı aşkın” ulusal onuru zedelediğini iddia etmektedir.
Silahlı soygun yapan kişiye haydut, dağda, yolda yol kesene eşkıya, insan öldürene katil denir.
Buna göre Amerika Başkanı Trump yaptıklarıyla haydut ve eşkıya, Amerika yönetimi katildir.
Son yıl ve günlerde Kuzey Afrika, Ortadoğu ülkeleri ve Venezüella’da yaşananlar bunu gösteriyor. Bakın:
Amerika 1990’lı yıllarda Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) hazırladı. Projeye göre 22 İslam ülkesinin rejim, yönetici ve haritalarını değiştirecek, buraların yeraltı zenginliklerine el koyacak, Irak, Suriye ve Türkiye’den koparacağı topraklarda yeni bir devlet kuracak.
Amerika bu amaçla 2000’li yılların başından beri Kuzey Afrika ülkelerinde “Arap Baharı” adıyla ayaklanmalar çıkarttı. Mısır ve Tunus’u karıştırdı.
Irak ve Libya’yı böldü. Suriye ve Türkiye’yi bölünmenin eşiğine getirdi. Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi Amerikalılar tarafından öldürüldüler.
Beşar Esat Rusya’ya kaçmak zorunda kaldı. Amerika ve İsrail birlik oldular İran ve Filistin’in birçok üst düzey yöneticisini öldürdüler.
Amerika, Türkiye dahil, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden bazı üst düzey yönetici ve bürokratı “BOP Eşbaşkanı” yaptı.
Abdullah Gül ve Recep Erdoğan, Irak ve Saddam Hüseyin’e çökmesi sürecinde Amerika’nın yanında oldular, Irak’a saldıracak Amerika askerlerinin Güneydoğu Anadolu Bölgemize konuşlanmaları için TBMM’den tezkere çıkarmaya çalıştılar.
Olmadı, Abdullah Gül limanlarımızı Amerikan askerlerine açtı. Recep Erdoğan döneminde, Amerika askerlerinin en büyük gözü-kulağı olacak olan Kürecik Radar istasyonu açıldı.

Libya’nın bölünmesinde, Kaddafi’nin öldürülmesinde rol alan Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya gibi NATO ülkelerinin savaş uçakları Libya’yı vururken, Türk NATO uçaklarını korudu.
Libya savaşı İzmir’den yönetildi.
Amerikan güçleri Trump’un isteğiyle, 2 Ocak 2026 günü Venezüella Devlet Başkanı Modura ve eşini yatak odasından aldı, Amerika’ya getirdi, yargılamaya başladı.
Gerekçe “uyuşturucu ticareti” ama Trump asıl amacının, “Venezüella’nın petrol ve kıymetli madenlerine el koymak” olduğunu açıkladı.
Türkiye NATO’ya girdikten sonra, Atatürk döneminde başlattığımız millî egemenlik, tam bağımsızlık, sanayileşme gibi alanlarda elde ettiği kazanımlarını kaybetmeye, Amerika ve Batılılara bağlanmaya başladı. Atatürk döneminde yapılan uçak ve diğer fabrikalarımız elden çıkarıldı. Ardından Amerika’ya bağımlı hâle geldik. Parasını peşin ödemiş olmasına karşın Amerika Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarını vermedi. Gördük ki, başta Amerika olmak üzere hiçbir NATO ülkesi Türkiye’nin dostu değil düşmanıymış. Gelin görün ki Türkiye Amerika-NATO dairesinin içinde sıkışıyor, özgür davranamıyor, esir gibi. Bu onur kırıcı bir gerçek.
Basın yayın organlarının verdiği haberlere göre T.C. Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan 04 Ocak 2025 günü yaptığı bir açıklamada: “Türkiye’nin F-35 programına dönmesi NATO’nun güvenliği için gerekli ve önemli…” diyor. [1]
NATO’nun güvenliğini sağlamak bize mi düştü? NATO demek Amerika demektir. Amerika katil olduğu kadar gaspçıdır.
Amerika Türkiye’yi bölmek, topraklarımızın bir kısmı üzerinde kukla Kürdistan kurmak istiyor. Bu açık düşmanlığa karşı Türkiye’yi yönetenlerin NATO aşkı nedendir?
Aşırı aşk bağımlılık ve kölelik getirir.
Eşkıya Trump’tan “dost” olmaz. Katil Amerika’dan Türkiye’ye hayır gelmez. Bunlar, NATO ve Amerika’nın güdümüne girdiğimiz yıllardan beri bilinen gerçeklerdir.
O halde bu karşılıksız aşkın, defalarca aldatılmışlığımızın nedeni nedir? Bu sorunun cevabını düşüneduralım. Yazıma devam edeceğim.