Bir de At Borcu Varmış

featured

Nazım Peker’in kaleme aldığı bu hikâye, saf bir kadının iyi niyetinin kurnaz bir dolandırıcı tarafından nasıl kötüye kullanıldığını gözler önüne serer. Kendisini öte dünyadan gelmiş gibi tanıtan sahtekâr, kadının merhum kardeşinin borcu olduğu yalanını söyleyerek ondan altınları koparmayı başarır. Eve dönen eşi, kadının kandırıldığını anlayarak hemen dolandırıcının peşine düşer. Ancak zeki yankesici, kılık değiştirerek bu kez kadının kocasını da kandırmayı ve onun atını alarak kaçmayı başarır. Aldatılan adam, evine eli boş ve öfkeli bir şekilde dönerken karısına at borcunu da ödediğini söyler.

Ülkede saflar olmasa, üçkâğıtçılar nasıl geçinecek.

Bugün sizlere sıra dışı bir mesel anlatacağım. Düşünmek serbest, gülmek kısıtlı. İlle de düşünelim. “Düşünmeyenlerin başına pislik yağar.” (Yunus: 100)

Vakti zamanında, üçkâğıtçının biri, bir köyün içinden geçiyormuş.

Avlunun birinde bir hanımı ekmek yaparken görmüş, ekmeğin mis gibi kokusuna dayanamayıp kadının yanına varmış.

– Kolay gelsin, bereketli olsun hanım teyze.

– Sağ ol gardaşım!

– Teyze çok açım, bir ekmek verir misin?

Teyze sactan sıcacık ekmeği alır, tereyağıyla yağlayıp adama verir ve sorar:

– Kimsin, necisin, nerelisin; sen yabancısın galiba gardaş?

Üçkâğıtçı bu sözlerden kadının saf olduğunu anlar.

– He be bacım. Ben buralardan değil, çok uzaklardan, ahiretten geliyorum. Birkaç gün gezip ahalinin halini görüp geri gideceğim.

Teyze bu sözleri duyunca gözleri parlar.

– Ah be gardaş, seni buraya Allah gönderdi.

– Evet abla, Tanrı gönderdi.

Kadın işi bırakır ve ciddiyetle:

– Gardaş be! Benim Hüseyin adlı gardaşım öldüydü üç sene önce. Onu gördün mü, tanır mısın?

Bizim üçkâğıtçının gözleri parlar, jetonu düşer.

– Tanımaz olur muyum hiç!

Kadın hemen sorar:

– Ne yapıyor, durumu nasıl?

Üçkâğıtçı şöyle bir duraklar.

– Nasıl desem, nasıl söylesem bilmem ki.

Teyze meraklanır.

– De hele Tanrı aşkına, durumu nasıl?

Üçkâğıtçının fırsat ayağına gelir.

– Deme be abla! O Hüseyin senin gardaşın mı? Onun halini hiç sorma.

Teyze meraklanır.

– De hele, ne var durumunda?

Üçkâğıtçı başlar:

– Abla, senin gardaşının beş altın borcu varmış, ödemeden ölmüş. Bunun için Hüseyin’i her gün bir posta dövüyorlar.

Buna çok üzülen saf kadın, koşarak içeri gider, sandıktan beş altın getirir, adamın avucuna koyar ve:

– Ne olur bunları götür ver. Gardaşımı artık dövmesinler.

Altınları alan üçkâğıtçı:

– Tamam, hemen götüreyim, der ve oradan hızla uzaklaşır.

Kadın gayet mutlu ve huzurludur. Ekmek işini bitirir sevinçle, etrafı toparlar.

Bir iki saat sonra kocası gelir.

Kadın olup biteni anlatır:

– İşte böyle herif! Gardaşımı dayak yemekten kurtardım, çok hayırlı bir iş yaptım değil mi?

Adam: “Allah iyiliğini versin benim saf hanımım, seni kandırmış. Ne tarafa gitti o adam?”

Kadın adamın gittiği yönü gösterir. Adam acele atına atlayıp o yöne doğru sürer.

Atlının geldiğini gören ve kendisini aradığını hisseden üçkâğıtçı, oradaki çobanın yanına varır:

– Sana bir altın vereyim. Şu elbiselerini bana ver, sen de şu taşın altına saklan. Gelen benim kanlım, beni öldürecek.

Çoban, üçkâğıtçının dediğini yapar.

Atlı, üçkâğıtçı çobana yaklaşır:

– Hey çoban, buradan bir yabancı geçti mi?

Üçkâğıtçı çoban, parmağını ağzına götürür:

– Aman sus, ta şu taşın arkasına saklandı.

Adam attan iner, atın başlığını üçkâğıtçının eline verir, taşın arkasına doğru yavaş adımlarla ilerler.

Adam bir ara arkasına döner bakar ki üçkâğıtçı ata binmiş dolu dizgin kaçmakta.

Yayan, eli boş eve dönen adama hanımı sorar:

– Ne yaptın herif, bulabildin mi?

Adam öfkeyle:

– Deyyus kardeşinin bir de at borcu varmış, onu da ben ödedim.

Esen kalınız.

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!