Nasıl Besleniyoruz, Ne Yiyoruz?

featured

Yazar, geleneksel beslenme alışkanlıklarımızın zamanla nasıl bozulduğunu ve bunun halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ele almaktadır. Geçmişte tüketilen doğal siyez ve kavılca buğdayının yerini, yabancı ülkelerden ithal edilen genetiği değiştirilmiş cüce buğdayın almasıyla birlikte toplumda kronik hastalıkların hızla arttığı vurgulanmaktadır. Özellikle endüstriyel beyaz ekmeğin bir zenginlik simgesi olarak sunulması ve halka dayatılması, beslenme kültürümüzü ve sağlığımızı derinden sarsmıştır. Bunun yanı sıra, kimyasal katkı maddeleri, tarım ilaçları ve nişasta bazlı şekerler gibi zararlı bileşenlerin gıdalarda yaygınlaşması yeni nesillerin geleceğini tehdit etmektedir. Bu tehlikeli gidişatın önüne geçmek için ata tohumuyla yapılan geleneksel üretime geri dönülmesi ve organik gıdaların tercih edilmesi hayati bir zorunluluk olarak gösterilmektedir.

 

Bu, bu konuda bu ikinci yazım olacak. Daha önce de yazmıştım. Halkımızın sağlığı için bir kez daha yazma gereksinimi duydum.

Eskiden analarımız ekmek yaparken mis gibi kokusu taaa uzaklardan duyulurdu. Çünkü:

1948 yılına kadar Türkiye’de fırından satın alıp yediğimiz ekmek esmer ekmekti.

Hamurda kullanılan maya, ekşi maya olarak evlerde üretilirdi, organikti, doğaldı. Sofrada doyduğumuzu bilirdik.

Ama ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri, Anadolu’nun 14 kromozomlu siyez buğdayı ile 28 kromozomlu kavılca buğdaylarının genleriyle oynayarak 48 kromozomlu “cüce buğday” türü geliştirinceye kadar…

Sapının kısalığından dolayı bu buğdayımsı “cüce buğdaylar” Pakistan ve Hindistan’a da ihraç edildi; üretim rekoru kırıldı! Ticari idi.

Daha sonra dünyanın verimli topraklarının ve buğdaylarının kimyasal gübrelerle, zehirli ilaçlarla tanışma dönemi başladı. Artık tarlalar gübresiz ürün vermez oldu.

Hiç kimse gelecek olan tehlikenin farkında değildi. Oysa tehlike çok büyüktü.

Çünkü buğdayın genetiği ile sürekli oynanıyordu.

Ortaya çıkan buğday değil “buğdayımsı” bir şeydi! Anadolu’nun topraklarına uygun Kavılca ve Siyez artık tanınmaz hâle gelmişti. Buğdaydılar ama buğday değillerdi.

ABD, 1950’den sonra “ihtiyaç fazlası” ve “yardım” adı altında bu buğdayımsı ürünü Türkiye’ye kabul ettirdi…

Türkiye kurak geçen yıllarda ucuz buğdayımsı “cüce buğday” adını verdiği, genetiğiyle oynanmış GDO’lu bu buğdayı ithal etmeye başladı. Ne mi oldu?

Ülkemizde gluten, çölyak, diyabet, her türlü otoimmün hastalıkları, obezite, alzheimer, demans, dikkat eksikliği vb. nörolojik hastalıklar ve romatizmal hastalıkların nüfusa oranı ve sayısı adeta patladı! Tehlikenin farkında mısınız?

Siyaset yapmıyorum, bir hakikati ve gerçeği anlatmaya çalışıyorum. Menderes’in liderliğini yaptığı DP iktidarının vaadi, 10’dan fazla katkı maddesi içeren endüstriyel beyaz undan yapılan *“beyaz ekmek”*ti.

Dalkavuk medya, beyaz ekmeği kalite, refah ve zenginlik göstergesi olarak vatandaşa sundu. Halk beyaz ekmek yedikçe acıktı. Acıktıkça beyaz ekmek yedi. Tereyağını sattırıp Vita yağı aldırdıkları gibi.

Beyaz ekmek, kısa bir süre sonra “Ekmeksiz doymuyorum.” durumuna getirdi vatandaşı. Tehlike artık sofralarımızda, midelerimizdeydi: Tıka basa ekmek yemenin sonucu insanların sağlığı bozuldu tabii. Şeker hastası olduk, alerji olduk, erkeklerin sperm sayısı azaldı, kadınlarımız hamile kalmakta zorlanıyor, hamile kalanlar sezaryenle doğum yapabiliyor ve hastalıklar ardı ardına sıralanmaya başladı.

Fiyatı çok daha pahalı olan kara ekmeğin, aslında hem bütçe hem sağlık açısından çok daha ucuza geldiğini, birkaç kişi dışında hiçbir beslenme uzmanı halka anlatmadı!

Biliyor musunuz bugün artık, dünya ekmek tüketim ortalamasının beş katı kadar ekmek tüketiyoruz! Dünyada çöpe en fazla ekmek atan ülke Türkiye. Peki neden dünyadaki 195 ülke insanlarından daha fazla ekmeği çöpe atıyoruz? Biz çok mu açgözlüyüz, çok mu savurganız, biz çok mu şımarık olduk, biz tasarruf etmek ne demek unuttuk mu?

Bir önemli konu da beyaz ekmek, dünyanın en çabuk bozulan ekmeğidir. Yıllardan sonra “Marshall Yardımı” ile beyaz ekmek yemeye başlayan Avrupa ülkeleri, sonunda beyaz ekmek yemeyi bıraktı. Ama biz Türkiye’de hâlâ beyaz ekmek yemeye devam ettik, ediyoruz!

Hiç düşündük mü neden?

Beyaz ekmek ile tam buğday ekmeği arasındaki farkı daha yeni yeni anlamaya başladık. Hastalıklardan korunmak için ilaçlara değil, sağlıklı besinlere sarılmamız gerekiyor. Sağlıklı içecekler içmek gerekiyor; NBŞ (nişasta bazlı şeker) -ABD bile kullanım oranını düşürürken biz neden artırdık?-, endüstriyel tatlandırıcı (600.000 kat tat veren ürünler) kullanarak yapılmış her türlü şekerli, asitli, gazlı içeceklerden uzak durmak gerek.

Sağlıklı beslenmek, bozulan sağlığımızı geri kazanmak için yaptığımız masraftan çok daha azdır.

Yine NBŞ kullanılarak yapılan gofret, çikolata, bisküvi vb. abur cubur ürünlerden mutlak şekilde uzak durmak gerek. (Türk neslinin geleceği için sağlıklı beslenmesi şarttır.)

Tüketici artık parasını neye verdiğini bilmeli:

Yerli ata tohumu ve geleneksel tarım ile üretilmiş, GDO’suz, kimyasal ilaç ve gübre kullanılmayan, kimyasal katkı maddesi içermeyen gıda talep etmelidir. Ata tohumu ile üretim yapan çiftçiler devlet tarafından desteklenmelidir. Kimi belediyelerimiz halkımıza ATA tohumları üretip dağıtmaktadır. Bu, güzel bir hizmettir; desteklenmeli ve ben de destekliyorum.

Son söz olarak:

Sağlıklı bir hayat, sağlıklı bir gelecek ve sağlıklı bir nesil için doğal, GDO’suz, organik gıdalar ve sağlıklı içecekler seçmek ZORUNDAYIZ! Var mısınız?

Esen kalınız.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!