Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. PKK 10 yıl önce başkentin kalbinde 36 canı katletti… Ama ne açılımcılar ne açılım karşıtları hatırladı…

PKK 10 yıl önce başkentin kalbinde 36 canı katletti… Ama ne açılımcılar ne açılım karşıtları hatırladı…

featured
0
Paylaş

Bu makale, Ankara Güvenpark’ta gerçekleşen terör saldırısının onuncu yıl dönümünde düzenlenen anma törenini ve kurban yakınlarının adalet arayışını ele almaktadır. Katliamda hayatını kaybedenlerin aileleri, siyasi aktörlerin ve kamuoyunun bu acıya karşı gösterdiği ilgisizliği eleştirirken, devletin yaşam hakkını koruma sorumluluğunu sorgulamaktadır. Aileler adına konuşan Faruk Dinç, terör saldırılarının anlık değil planlı bir süreç olduğunu vurgulayarak, yargı sistemindeki çelişkili yaklaşımlara ve güvenlik açıklarına dikkat çekmektedir. Metin, teröristlerle herhangi bir müzakere veya af sürecine şiddetle karşı çıkan ailelerin kararlı duruşunu yansıtmaktadır. Ayrıca, kamusal hesap verebilirlik ve terörle mücadelede etkin bir koordinasyonun gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, unutulmaya terk edilen bir trajedinin ardından yükselen vicdan ve hukuk çağrısını özetlemektedir.

 

Bölücü terör örgütü PKK’nın, Ankara’nın kalbi Kızılay’daki Güvenpark’a düzenlediği saldırıda 13’ü lise ve üniversite öğrencisi olmak üzere tam 36 insanımızı katletmesinin üzerinden tam 10 yıl geçti.

Bu yıl da iktidarın, muhalefetin, sivil toplum örgütlerinin hatırlamadığı acılı aileler, “Canlarımızın katillerinin affedilmesini, onlarla pazarlık yapılmasını kabul etmiyoruz.”

diye haykırırken, ceza yargılamasında “planlı ve zamana yayılan bir terör eylemi” olarak kabul edilen saldırının idari yargı tarafından, “sosyal risk” olarak değerlendirilmesine de tepki gösterildi.

13 Mart Güvenpark Platformu adıyla mücadelelerini sürdüren acılı aileler, her yıl olduğu gibi bu yıl da Güvenpark’ta bir araya gelip Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın geçen yıl yaptırdığı anıtı, saldırıda kaybettikleri yakınlarının fotoğrafları ve karanfillerle donattı.

Güvenlik tedbiri alan polisler dışında tek bir yetkilinin katılmadığı, hatta Kızılay’dan gelip geçenlerin, “Burada ne oluyor?”

diye dönüp bakmadığı anma töreninde Platform adına yine Güvenpark katliamında 20 yaşındaki yeğeni Elvin Buğra Aslan’ı kaybeden emekli Albay Faruk Dinç bir konuşma yaptı.

“PAZARLIK YAPTIKLARI BU SALDIRININ SANIĞI OLDU”

Sözlerine, “Burada bulunma sebebimiz yalnızca kaybettiğimiz canları anmak değildir. Aynı zamanda devletin en temel yükümlülüklerinden biri olan ‘yaşam hakkını koruma sorumluluğunu’ hatırlatmak, sorgulamak ve gelecek adına dersler çıkarmak için buradayız.” diyerek başlayan Dinç, özetle şunları vurguladı:

“Bu acı olay sadece terörün karanlık yüzünü değil, aynı zamanda idari işleyişin, güvenlik anlayışının ve hukuki yaklaşımların da ciddi bir muhasebeye ihtiyaç duyduğunu ortaya koymuştur. 10 yıllık adalet arayışında üç temel tespitimiz var. Birincisi; terör eylemleri bir an değil, bir süreçtir. Hukuki değerlendirmelerde terör saldırıları çoğu zaman ani ve önlenemez olaylar olarak tanımlanmaktadır. Oysa teknik veriler ve yaşanan tecrübeler bunun aksini göstermektedir. Bir terör saldırısı yalnızca patlama anından ibaret değildir; hazırlık, planlama, hareket ve hedefe ulaşma aşamalarından oluşan, zamana yayılan bir süreçtir. 2016 yılının ağır güvenlik koşullarında yaşanan bu trajedi, güvenliğin sadece fiziki tedbirlerle değil, sürekli ve dinamik bir risk analizi anlayışıyla sağlanabileceğini açık biçimde göstermiştir. İdarenin bu tür olayları ‘anlık talihsizlikler’ olarak değil, öngörülebilir risk süreçleri olarak değerlendirmesi, gelecekte benzer acıların önüne geçebilmenin önemli şartıdır.

İkincisi; teknik kapasite ancak etkin koordinasyonla anlam kazanır. Modern devlet gelişmiş güvenlik sistemleri, istihbarat ağları ve teknolojik imkânlarıyla vatandaşına güvenlik sözü verir.

Ancak 13 Mart saldırısının hazırlık süreci ve kullanılan aracın harekât güzergâhı incelendiğinde şu soru kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır: Teknik imkânlar olaydan sonra failleri tespit edebiliyorsa, neden olaydan önce önleyici bir refleks üretilememiştir?

Bu soru bir suçlama değil, cevaplanması gereken bir kamu sorusudur. Üçüncüsü; hukuki değerlendirmelerde bütünlük sağlanmalıdır.

Adalet sistemi aynı olay hakkında birbirini dışlayan iki ayrı hakikat üretemez.

Ceza yargısında planlı ve zamana yayılan bir terör eylemi olarak kabul edilen bir saldırının, idari yargıda yalnızca ‘sosyal risk’ kavramıyla değerlendirilmesi ve idarenin sorumluluğunun tamamen dışarıda bırakılması hukuk devleti açısından tartışılması gereken bir durumdur.

Sorumluluğun sadece soyut kavramlara bırakılması, kamu yönetiminin kendi hatalarından ders çıkarma ve kendisini geliştirme imkânını da ortadan kaldırır.

Bugün burada 10 yılın ağır sessizliğiyle duruyoruz. Yanımızda güvenliğimizi sağlayan Emniyet mensupları, görevlerini büyük bir özveriyle yerine getiriyor.

Ancak aynı özverinin, aynı dikkat ve aynı koruyucu refleksin 10 yıl önce bu meydanda bulunan her yurttaş için de geçerli olmasını dilerdik.

Buradaki sözümüz bir öfke çağrısı değil, bir vicdan hatırlatmasıdır. Çünkü biliyoruz ki, devletin büyüklüğü yalnızca gücünde değil, vatandaşının yaşam hakkını koruma konusundaki titizliğinde ve gerektiğinde kendi hatalarıyla yüzleşebilme cesaretinde ortaya çıkar.

Yitirdiğimiz canlara olan en büyük borcumuz yalnızca yas tutmak değildir. Onlara borcumuz; adaletin, sorumluluğun ve kamusal hesap verebilirliğin eksiksiz işlediği bir gelecek kurmaktır. Bu ülkenin yurttaşları olarak şunu söylüyoruz: Kaybettiklerimizi unutmayacağız.

Adalet talebinden vazgeçmeyeceğiz. Kamusal sorumluluğun görünmez kılınmasına izin vermeyeceğiz.”

En azından Kızılay’dan gelen geçenlerin “Bu neymiş?” diye sormasını sağlayacak bu anıtı yaptırdığı için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a teşekkür eden emekli Albay Faruk Dinç, konuşmasını şöyle tamamladı:

“10 yıldır kökenine, inancına bakmaksızın biz bir aile olduk. Tüm Türkiye olarak da böyle aile olabiliriz. Tek şartımız; canlarımızın katillerinin affedilmesine, onlarla pazarlık yapılmasına rızamız yoktur. Saldırıdan 5 sene önce pazarlık yapılan o teröristler, bizim canlarımızın davasında sanık olarak yer aldılar.”

Acılı aileler de Dinç’in bu ifadelerine, “Katillerin affedilmesini, onlarla pazarlık yapılmasını kesinlikle kabul etmiyoruz.” sloganlarıyla destek verdi.

Aileler adına davaları takip eden, ancak annesi rahatsız olduğu için ilk kez bu yılki anmaya katılamayan Av. Tülay Bekar ise gönderdiği mesajda, “Giden canlarımız sadece hatırlanmak ve konuşulmak, kalanlar da ellerinden tutulmak isteniyor. Tek başımıza da kalsak mücadeleye devam edeceğiz.” dedi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!