Mehmet Edip Ören’in köşe yazısı, Türkiye’nin mevcut siyasi, ekonomik ve toplumsal düzenine yönelik sert bir eleştiri sunmaktadır. Yazar, yozlaşmış yönetim anlayışının ahlaki değerleri altüst ettiğini ve dürüst insanları dışladığını savunmaktadır. Ekonomik verilerin çarpıtılması, muhalefet partilerinin yetersizliği ve laiklik üzerinden yapılan siyasi istismarlar yazıda öne çıkan temel temalardır. Ayrıca, medya dünyasındaki figürlerin ve siyasi aktörlerin halkı yanılttığı, milli çıkarların ise bu karmaşada zarar gördüğü vurgulanmaktadır. Metnin genelinde, ülkenin içinde bulunduğu durumdan kurtulması için milliyetçi bir uyanışın ve birleşmenin gerekliliği güçlü bir dille ifade edilmektedir. Tüm bu eleştiriler, mevcut düzenin halkı muhtaç ve çaresiz bıraktığı ana fikri etrafında toplanmaktadır.
Bir dünya düşünün… Kötüler; yani hırsızlar, dolandırıcılar, iftiracılar, yalancılar, emanete hıyanet edenler, bugün başka yarın başka söyleyenler, sözlerinde durmayanlar, müzmin mitomani hastaları, aklınıza gelecek bütün kötülük erbapları, çoğunluk haline gelmiş, iktidarın gediklisi olmuşlarsa;
Mesela; hırsız dürüstü çalmakla suçluyorsa, diplomasız olan diploması olanınkini iptal ettiriyorsa, orada iyilere yer yoktur.
Onlar, toplumun kabul etmeyeceği kimseler haline gelmiş olurlar… Allah bizi ve ülkemizi böyle durumlardan korusun ve de muhafaza etsin… Hepinize merhabalar olsun.
Türkiye birden büyüktür…
Şu bizim; Kürt asıllı İngiliz, yerli ve milli maliye bakamayanımız Memoş var ya, inanın çok komik bir adam… Ocak ayı enflasyonu yüksek çıkınca işi Allah’ın sırtına yıktı (Tövbe, tövbe). Sakın nereden çıkardın demeyin, anlatacağım… Mikail Hazretleri, Allah’ın izniyle ne yapar? Hava şartlarını oluşturur.
Yani, oluşan her şey Allah’ın izni ve isteğiyle olur… Demek ki bu durumda, enflasyonun sebebi olarak gösterilen kötü hava şartlarının sebebi kim oluyor? Memoş, sizlere kimi şikayet ediyor? Çatısını tamir ettirmeyen, kafasına yağmur inen insan işi Allah’ın üstüne yıkabilir mi? Benden bu kadar, işin zor kısmını sizlere bırakıyorum.
Eni, boyu düşünebilirsiniz… Konuyu sevindirici bir haberle noktalayalım… En yüksek artış, gıda maddelerinde olmuş.
Allah’tan dar gelirlilerin bunlarla alakası yok, Yunanistan’a gidip alacak kadar parası da yok… Eğer pinpon topu, gaz lambası şişesi zamlansaydı, felaket işte o zaman olurdu…
Medya sektöründe bulunmamdan ve de eski bir TV yapımcı-yönetmeni oluşum yüzünden, öyle bir ekip kurardım ki reytingleri tepetaklak ederdim.
Cem Yılmaz jübile yapardı… Kürt asıllı İngiliz Memoş, Karabaşoğlu, selam çakma üstadı, çakma CHP’li yeni AKP’li, soyadı herhalde Çakal olan zat ve yanlarına Belçikalı Pürnur-Mahinur’u katarak oluşacak ekiple, komedi-stand up dalında dünyayı sallardım… Diyeceksiniz ki burada Pürnur-Mahinur ne işe yarar? O da başörtüsüyle kımıldamadan dursun yeter.
“Ama abi bunlar Müslümancılara” dayanak olur…
Gelelim, iktidarın teminatı olup 25 yıldır kalmasına sebep olan CHP’ye… Birisinin varlığı, diğerinin de varlığı;
Gidişi ise ikisinin de gidişi anlamına geliyor. Halk, “böyle bir CHP olacağına bunlar kalsın” moduna gelmek üzere, hatta geldi bile… Her iki halde de zararı gerçek yerli ve milli olanlar çekiyor.
Fatura mütemadiyen milliyetçilerin önüne konuyor… Yaş bakla Mersin milletvekilinden, topuklusuna;
Beykoz’dan Bayrampaşa’ya, Kart Kripto’ya (KK), Hatay Belediye Başkanı’na;
Milletvekili seçildiği partiye oy bile vermeyen Abdüllatif Şener’ine vs. vs. kadar ucu bucağı olmayan, ihanet erbabının toplandığı yer maalesef CHP’nin içi… Bir grup doktor, akıl ve ruh hastalıkları hastanesini ziyaret edip incelemelerde bulunuyor.
Birisi hastaya soruyor: “İçerde kaç kişisiniz?” Cevap: “Siz dışarda kaç kişisiniz?” Ben de CHP’ye soruyorum: “İçerde kaç kişisiniz? Kaç selam çakıcınız daha var?” Konunun finalini daha önce dediğim gibi yapıyorum… CHP’ye verilen her oy, binlerce örneğinde olduğu gibi ya direkt olarak ya da dolanarak mutlaka AKP’ye gider… Üçüncü yolu oluşturacak gücü ve potansiyeli olan milliyetçi oylar en kısa zamanda bir araya gelerek, halkımıza moral aşılayarak çaresiz olmadığını göstermek zorundadır.
Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır…

Bu arada görevli birileri tekrar harekete geçti. Milletin sırtına yük ve asalak olmuş, kendilerini sanatçı (!!!) diye tanımlayan bir sürü yaş bakla, gene ağız ameline uğradılar… Sözüm ona “laiklik” savunuculuğu adı altındaki imza kampanyasıyla, zor durumdaki mevcut iktidara can suyu oldular.
İstismar altyapısına dayanak oldular. “Laiklik = Dinsizlik” safsatasına inandırılmış kesimi mevcut iktidar safında kenetlediler.
RT de asisti aldı, topu doksana takıp golü attı. Olan gene bize, gerçek inananlara oldu.
Ey Atatürkçüler! Din, bizim vicdanımızla Allah arasındaki bir durumdur. Bu kutsala kimse dokunamaz.
Hassasiyetlerimiz üzerine kimsenin gelmesine de müsaade etmeyiz. Birkaçı dışında hepsi tufeyli olup milletin kanını emen bu imzacı zavallılar, sadece istismarcı iktidara can simididir biline…
Dönelim ekonomiye ve gözümüzün içine baka baka üretilen yalanlara. Artık herkes, Mısır’daki “kardeşim hain Sisi”, pardon sağır sultan bile biliyor… TÜİK; Kasım ve Aralık enflasyonunu düşük çıkararak, Ocak ayı itibariyle çalışanın ve emeklinin cebinden şimdilik 1000 lira çalmış oldu… Bu çalınan para da sanki büyük bir lütuf gibi gösterilerek hak sahibine verildi.
Düşünün; hırsız paranızı çalıyor, sonra da acıyıp bir miktarını veriyor… Yani genel politikaya uygun bir faaliyet.
İlk önce halk vergilerle, harçlarla, pahalılıkla muhtaç hale getirildi; toplanan ganimetin bir kısmıyla da yardımlar yapıldı… İşin özeti bu.
TÜİK sadece bununla kalmıyor. Kendi çapında başka yalanlar ve saptırmalarla iktidara yardımcı olmaya çalışıyor… Örnek mi? 4822 şirket kapanmış… Konkordato ilan eden edene… Mısır’a giden fabrikaların haddi hesabı yok… Gel gör ki işsizlik azalmış… Kargalara gene iş çıktı…
Sözcü, Halk TV gibi yayın organlarına seslenişimdir: TBMM’deki yaş bakla Osman-yumruk şovunu belki milyon kere izledik.
Haberler yetmedi, haber programlarında da izledik. Hala zaman zaman seyrediyoruz. İnanın ne küfürler, ne beddualar ediyorum ve de ediyoruz.
Allah sizleri bildiği gibi yapsın… Bu milletin karakterini bilmiyorsunuz veya kasten yapıyorsunuz… Osman, bir dahaki seçimde ABB adayı.
Ona öyle bir propaganda yaptınız ki, trilyon harcasa sağlayamazdı.
Bu milletin kabadayıdan, saldırandan hoşlandığını henüz tespit edememişseniz hepiniz işlerinizi bırakın… İki üç gün sonra RT ile karşılaşmalarını görmediniz mi?
Nasıl mutlu bir şekilde gülüşüyorlardı. Söylenecek çok şey var da şimdilik yeter…
Finali yapalım mı? Kahraman (!!!) komisyon ve komisyoncular çalışmalarını sonlandırdı ve oylamayı yaptı. Küsuratlar hariç herkes kabul etti.
DEM sözcüsü sonunda baklayı ağzından çıkardı: Apo itinin terörle anılması doğru değilmiş… Yani güvenlik güçlerimiz esasında terörle mücadele etmiş olmuyor, keyfi adam öldürmüş yani katil oluyorlar… Aklımı oynatacağım… Hatırlayın, işin başında Bese Hozit ne demişti?
“Biz bir suç işlemedik ki af talebimiz olsun”, hatırladınız değil mi? Apo itinin uçakta getirilirken söylediklerini inceleyin.
“İstediğiniz her şeyi yaparım” modunda idi… Şu an yapılacakları dikte ediyor, talimatlar veriyor, ayağına TBMM’yi çağırıyor… Urfa’mda bir tabir vardır:
“Ayağıma yer edem, gör diye ne edem” denir… Bu itlerin ayağına yer ettirenler kimlerse Allah hepsinin belasını versin, dirlik görmesinler, sürüm sürüm sürünsünler, biz de görelim…
Hepinize Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…