Av. Mehmet Bacaksız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bilim ve Teknolojide Milliyetçilik

Bilim ve Teknolojide Milliyetçilik

featured
0
Paylaş

Bu makale, bir devletin bağımsızlığını ve gücünü koruyabilmesi için bilim ve teknolojiye dayalı milli bir politika izlemesinin hayati önemini ele almaktadır. Osmanlı Devleti’nin çöküş nedenlerini teknolojik gerilikle ilişkilendiren yazar, Türkiye’nin gelecekte benzer tehditlerle karşılaşmaması için bilimsel zihniyetin her alanda hâkim kılınması gerektiğini savunmaktadır. Yazar, bu hedefe ulaşmak adına eğitim sisteminin modernizasyonu, üniversite reformu ve üstün zekalı bireylerin doğru yönlendirilmesi gibi stratejik adımlar önermektedir. Ayrıca, beyin göçünün tersine çevrilmesi ve sanayide yerli araştırma-geliştirme faaliyetlerinin devlet eliyle teşvik edilmesi çözüm önerileri arasında vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, teknolojik üstünlüğün sadece ekonomik bir refah değil, aynı zamanda bir ulusal güvenlik ve egemenlik meselesi olduğunu ileri sürmektedir.

 

Bilim ve teknoloji; insan hayatı, sağlığı, gelişmesi ve refah içinde yaşaması için oldukça önemlidir.

Bilim ve teknoloji toplumlar ve devletler açısından da son derece önemlidir. Bilim ve teknolojide önde olan devletler gelişmekte ve güçlü olmaktadırlar.

Böylelikle varlıklarını kolaylıkla koruyabilmektedirler. Bilim ve teknolojide geri olan devletler ise ya güçlü devletlerin sömürgesi olmakta ya da tarih sahnesinden silinip gitmektedirler.

  1. Yüzyılda bilim ve teknolojide geri olan hiçbir devletin bağımsız olma imkan ve ihtimali yoktur.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasındaki en önemli sebep, bilim ve teknolojide geri kalmış olmasıdır.

Bilim ve teknolojide geri kaldığı için hem çağın gerektirdiği modern ve güçlü silahlara sahip olamamış, özellikle son iki yüzyılda girdiği tüm savaşları kaybetmiştir.

Savaşlarda yenilmek, Osmanlı Devleti’ne çok ağır toprak kayıpları ve mali külfetler getirmiştir.

Bilim ve teknolojide geri kalmak Osmanlı ekonomisini de çok olumsuz etkilemiş, Osmanlı Devleti başta İngiltere olmak üzere güçlü Avrupa ülkelerinin açık pazarı haline gelmiştir.

Ekonomideki bozulma, beraberinde maliyede bozulmayı getirmiş; 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti borçlarının faizini dahi ödeyemez duruma düşmüştür.

Bu sebeple Düyun-u Umumiye Teşkilatı kurularak Osmanlı maliyesi alacaklı Avrupa devletlerinin kontrolüne girmiştir.

Bilim ve teknolojinin önemi ABD-İsrail ikilisi ile İran arasında yaşanan son savaşta da açık ve net olarak görülmüştür.

Bilim ve teknolojide ileride olan ABD ve İsrail’in elinde modern uçaklar ve silahlar olduğu halde, bilim ve teknolojide oldukça geri olan İran’ın elinde orta menzilli füzelerden başka silah yoktur.

Hava gücü üstünlüğü tamamen ABD-İsrail ikilisinde olduğundan, İran’da neredeyse taş üstünde taş kalmamıştır.

İran’ın elinde hava gücü olarak hiçbir şey olmadığı için ABD’ye ve İsrail’e ciddi denilebilecek oranda zarar verebilmiş değildir.

Türkiye Cumhuriyeti, 21. yüzyılda bağımsız bir devlet olarak varlığını devam ettirebilmek için güçlü bir ekonomiye ve güçlü bir orduya sahip olmak zorundadır.

Güçlü bir ekonomiye ve güçlü bir orduya sahip olabilmenin temel şartı bilim ve teknolojide üstün olmak, ileride olmaktır.

Bilim ve teknolojide önde olmadan asla güçlü bir ekonomiye, güçlü bir orduya sahip olunamaz.

Bu nedenlerle, bilim ve teknoloji politikası hükümetten hükümete değişen bir politika olamaz.

Bilim ve teknoloji politikası mutlaka devamlılık gerektiren bir devlet politikası olmalıdır.

Bunun için bilim ve teknoloji politikası milliyetçi bir anlayışla tespit edilmeli ve uygulanmalıdır.

Milliyetçi bilim ve teknoloji politikası konusundaki görüşlerimi aşağıda sunuyorum. Şöyle ki;

  • Bilim ve teknolojide ileri gidebilmenin temel şartı, ülkede her alanda bilimsel zihniyetin hâkim olması, tüm olaylara bilimsel zihniyet penceresinden bakılması ve sorunlara bilimsel zihniyet esas alınmak suretiyle çözüm aranmasıdır.

Bilimsel zihniyet kısaca; yeni karşılaşılan olayları ve gelişmeleri peşin kabul veya peşin reddetmemek; bunun yerine aklı ve bilimi rehber edinerek araştırma, inceleme, sorgulama ve değerlendirme sonucunda çıkacak sonuca göre karar vermektir.

  • Bilimsel zihniyete sahip nesiller yetiştirebilmek için bilimsel esaslara dayalı bir eğitim sisteminin varlığı olmazsa olmazdır.

Mevcut eğitim sisteminin bilimsel esaslara uygun olduğu tartışmalıdır. Son yıllarda cemaat ve tarikatların eğitim sistemine müdahalesi arttığı için maalesef eğitim sistemi gün geçtikçe bilimsel ilke ve esaslardan uzaklaşmaktadır.

Bu nedenle, cemaat ve tarikatların eğitim sistemine müdahalesi kesinlikle önlenmeli, eğitim sistemi bilimsel ilke ve esaslara göre yeniden düzenlenmelidir.

  • Bilim ve teknoloji üretmede ve geliştirmede çalışacak yetenekli araştırmacı, bilim insanı ve mühendisler çok önemlidir.

Bu tip yetenekli ve kaliteli kadroların yetiştirilmesi açısından fen liseleri çok önemlidir, çok değerlidir.

Fen liselerinin sayısı ve kalitesi artırılarak bu okullardan mezun olacak gençlerin devlet tarafından özellikle takip edilmeleri, yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri şarttır.

  • Ancak üstün zekalı insanlar bilim insanı olabilmekte ve teknoloji geliştirebilmektedirler. Normal zekalı insanlardan bilim insanı çıkmaz.

Bu nedenle, üstün zekalı çocuklarımız tespit edilerek bilim insanı ve araştırma-geliştirme uzmanı olmaya yöneltilmeli; bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme alanlarında çalışmak her yönden cazip hale getirilmelidir.

  • Gelişmiş ülkelerde bilim ve teknolojinin üretildiği ana merkezler üniversitelerdir. Gelişmiş ülkelerde sanayi sektörü ile üniversiteler birlikte çalışmaktadırlar.

Ülkemizdeki üniversitelerin durumu ise maalesef bu düzeyde değildir. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) siyasi müdahaleye açık olduğundan, üniversitelerimiz bilim ve teknoloji üretme konusunda son derece yetersizdir.

Bilim ve teknolojide ileri gidebilmek için geniş bir üniversite reformu yapılarak YÖK’ün kaldırılması, üniversitelerin siyasi müdahalelerden uzak, yeni bir yapıya kavuşturulması zorunludur.

  • Matematik, fizik, kimya, biyoloji vb. temel bilimlerde ileri gitmedikçe bilim ve teknoloji alanında ileri gitmek mümkün değildir.

Temel bilimler alanında çalışacak bilim insanı ve araştırmacı yetiştirmek çok önemlidir.

Temel bilimler alanında araştırmacı yetiştirmek en iyi fen fakültelerinde yapılabilir.

Ancak ülkemizdeki fen fakülteleri bu konuda geridir. Fen fakültelerinde bilim insanı değil, öğretmen yetiştirilmektedir.

Yukarıda değindiğimiz üniversite reformu kapsamında fen fakültelerinin sayısı azaltılarak; kadro, laboratuvar vb. yönlerden desteklenerek bilim ve teknoloji üretecek duruma getirilmelidir.

  • Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), bilimsel araştırma yapılması için kurulmuştur. Maalesef TÜBİTAK da siyasi müdahaleye açıktır.

Bu nedenle, işin ehli olmayan kimseler bu kurumda görev alabilmektedirler.

TÜBİTAK da siyasi müdahalelerden kurtarılarak asıl amacına dönük bilimsel çalışma yapabilecek bir yapıya kavuşturulmalıdır.

  • TÜBİTAK ve üniversiteler kendi kendilerine bilim ve teknoloji üretemezler. Bu nedenle bu kurumlara devletin hedef göstermesi ve yönlendirmesi zorunludur.

Savunma sanayisi açısından hedef gösterme yapılmaktadır; ancak bu yeterli değildir.

Devlet tarafından kısa, orta ve uzun vadeli hedefler açısından ihtiyaç duyulan sektörler belirlenerek TÜBİTAK ve üniversitelere yönelik gerekli yönlendirme yapılmalıdır.

Bu konularda gerekli finansman mutlaka TÜBİTAK ve üniversitelere sağlanmalıdır.

  • Çok uzun yıllardan beri ülkemizden ABD ve Avrupa’ya beyin göçü yaşanmaktadır.

Bilim ve teknolojide söz sahibi olmak istiyorsak bu beyin göçü mutlaka tersine çevrilmelidir.

Bunun için halen yurt dışında bulunan bilim insanlarımıza ve mühendislerimize gereken teşvik ve destekler sağlanarak ülkemizde çalışmaları temin edilmelidir.

  • Sanayi sektörünün asıl amacı kâr etmektir. Bilim ve teknoloji üretmek hem zaman hem de çok masraf isteyen zahmetli bir iştir.

Bu nedenle sanayicilerimiz bilim ve teknoloji üretmek yerine satın almayı tercih etmektedirler.

Devlet, sanayi sektörünü bilim ve teknoloji üretme konusunda teşvik etmeli ve desteklemelidir.

Sanayi kuruluşlarının yapacağı AR-GE faaliyetleri gerekirse %100’e varan oranlarda sübvanse edilmelidir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!