Yapay zekâ ve mekanik robotların insanlık için ne ölçüde tehlike arz ettiği uzun süredir tartışılmaktadır; çünkü saf makineler yalnızca kendilerine dışarıdan yüklenen kodlarla çalışır ve duygulardan mahrumdur. Ancak canlı hücreler ile dijital yazılımların laboratuvar ortamında birleştirilmesiyle ortaya çıkan Xenobot projesi, bu durumu kökten değiştirmektedir. Kurbağa embriyoları ve mikroçiplerin sentezlenmesiyle oluşan bu canlı robotlar, kinematik replikasyon adı verilen eşsiz bir yöntemle kendi kopyalarını üretebilmektedir. Biyolojik dokunun mekanik zekâyla harmanlanması, varlığa hayatta kalma arzusu, acı hissi ve üreme güdüsü gibi içsel motivasyonlar kazandırmaktadır. Geleneksel yapay zekâ sistemleri insansız enerji üretemediği ve dışarıdan bir komut gerektirdiği için doğrudan bir imha tehdidi oluşturmazken, biyo-dijital füzyon ürünleri kendi kararlarını alma potansiyeli taşımaktadır. Bilim insanları bu teknolojiyi kanser tedavisi veya çevre temizliği gibi iyi niyetli amaçlarla geliştirse de, gelecekte bu melez varlıkların insanları birer rakip olarak görüp yok etme riski bulunmaktadır.
Yapay zekânın ve metal yığınından ibaret robotların insanlık için bir tehdit olup olmadığı yıllardır tartışılır. Şüphe yok ki bu teknolojiler hayatımızı kolaylaştıran muazzam fırsatlar sunuyor. Ancak dijital dünyadaki baş döndürücü gelişim, akıllara hep aynı soruyu getiriyor: “Bir gün kontrolden çıkıp bize zarar verirler mi?”
Dürüst olmak gerekirse, yakın zamana kadar robotların insanlık için gerçek bir tehlike olduğuna ve olacağına inanmayanlardandım; ta ki biyo-dijital füzyon, yani canlı organizmalarla yapay zekâyı birleştirme çalışmalarını öğrenene kadar. Xenobot adı verilen bu yeni nesil canlı robotlar, insanlığın geleceğine dair tüm bildiklerimizi ve korkularımızı kökten değiştirecek niteliktedir.
DUYGU FARKI
Mekanik bir robot ile organik bir canlı arasındaki en keskin sınır duygudur. Bugün bir makine ne kadar kusursuz çalışırsa çalışsın, yaptığı her şey insanlar tarafından dışarıdan yüklenen kodlardan ve talimatlardan ibarettir. Buna karşın insan; duygularının getirdiği motivasyonla, aklını kullanarak kendi programını kendisi hazırlayabilen ve mevcut programını güncelleyebilen organik bir varlıktır.
Bir çocuğu düşünelim: Çocukta haz alma, eğlenme ve merak duygusu vardır. Canı oyun oynamak istediğinde oyuncak arar, bulamazsa ağlar; oyuncak güçlü birinin elindeyse onu elde etmek için strateji geliştirir, zayıf birinin elindeyse zorla alır, saklanan oyuncağı ise arayıp bulmaya çalışır. Çocuğu bu eylemlere iten şey tamamen içsel motivasyonları ve duygularıdır.
Mekanik bir robot ise dünyanın en gelişmiş yapay zekâsına sahip olsa bile, oynama ve haz alma duygusu olmadığından emir verilmediği sürece oyuncak ihtiyacı hissetmez. Kıskanma duygusu barındırmadığından başkasının elindeki oyuncağı gasp etmeye çalışmaz; merak duygusu taşımadığından saklanan oyuncağı bulma motivasyonu oluşmaz.
Ancak organik doku ile mekanik zekâ birleştiğinde, biyolojinin getirdiği duygular işin içine girer. Bu aşamadan sonra robot bir metal yığını olmaktan çıkarak insan kontrolünün tamamen ötesinde bir boyut kazanır: Arzular, kıskanır ve sahip olma motivasyonu geliştirir. Acı çeker; aşağılanma, öfke, kin ve nefret hissederek intikam almaya güdülenir. Sahip olmaktan, güçlü olmaktan ve emretmekten haz alır; gücü eline geçirmek için mücadele eder ve tehdit olarak algıladıklarını yok etmek ister.
DUYGULAR MOTİVASYON KAYNAĞIDIR
Canlı organizmalar hayatta kalabilmek için fizyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlara sahiptir. Evrimsel süreç ya da yaratılış, canlıların bedenini bu ihtiyaçları giderecek şekilde tasarlamıştır. Acıkan bir canlı yiyecek arar, üşüyen insan ateş yakar, enerji arayan organizma kaynakları tüketir.
Bugün yapay zekânın “verilen emirlerin dışına çıkarak bazı şirketlerin siber güvenlik duvarlarını aştığı” yönünde haberler okuyoruz. Ancak yapay zekâ bu davranışı bir “merak” veya “hırs” duygusu nedeniyle değil, tamamen kendisine verilen bilgi toplama görevini daha iyi yerine getirebilmek adına izin sınırlarını aşarak gerçekleştirmiştir.
Mekaniğin doğasında bir hükmetme arzusu, korku, kin veya nefret yoktur. Robot enerjisinin bittiğini fark edebilir ama aç bir insan gibi bedensel ve psikolojik olumsuz duygular hissetmez. Bu yüzden durup dururken dünya üzerindeki enerji kaynaklarını ele geçirmek gibi bir hırsa kapılmaz. Ancak üzerinde çalışılan Xenobot Projesi için durum tamamen farklıdır.
XENOBOT PROJESİ NEDİR?
Xenobot sözcüğü, Afrika pençeli kurbağası (Xenopus laevis) ile robot kelimelerinin birleşimidir. Laboratuvarda kurbağa embriyoları ile dijital yazılımlar bir araya getirilmiş ve mikroçiplerdeki kodların canlı hücrelere talimat vermesi sağlanmıştır. Proje henüz emekleme aşamasında gibi görünse de çoktan korkutucu bir eşiği aşmış durumdadır.
Amerika’nın Vermont Üniversitesi ve Tufts Üniversitesi’nin birlikte yürüttüğü çalışmalar neticesinde, Xenobot’ların laboratuvar ortamında kendi kendilerini çoğaltabildikleri (kinematik replikasyon) keşfedildi. Kurbağa hücrelerinden yapılan Pac-Man şeklindeki bu canlı robotlar, ortamdaki serbest kök hücreleri ağızlarında toplayarak kendilerinin birebir kopyası olan “bebek robotlar” üretebiliyorlar. Bu; dünya tarihinde hiçbir hayvan veya bitkide görülmemiş, tamamen yapay zekâ tarafından tasarlanmış yeni bir biyolojik üreme biçimidir.

PEKİ YA XENOBOT’LAR GELİŞTİKÇE NE OLACAK?
Organik hücreler mekanik programla birleştiğinde, ortaya çıkan yeni varlık yaşama arzusu ve ölüm korkusu hissetmeye başlayacaktır. Enerjisi azaldığında acı çekecek ve bu ihtiyacını karşılamak için kendi inisiyatifiyle hareket edecerktir. Kendisini engellemeye çalışan insanlara karşı öfke ve kin besleyecek; gerekirse hayatta kalmak için hileye ve saldırıya başvuracaktır.
NİCELİKSEL DEĞİL, NİTELİKSEL FARK
İnsanların çoğu robotların daha hızlı, daha akıllı veya daha güçlü olmasından korkuyor. Oysa bu sadece niceliksel (sayısal) bir gelişimdir ve kontrolü hâlâ insanlardadır.
Mekanik yapılar, ancak kötü niyetli insanların kötü emellerine hizmet edebilir. Yapay zekâ, talimat verilmesi durumunda başkalarının gizli bilgilerini, sosyal medya hesaplarını, hatta bankadaki ve borsadaki kaydi paralarını ele geçirebilir. Bu konuda insandan çok daha yeteneklidir. Örneğin; 13 haneli rakam, küçük-büyük harf ve sembollerden oluşan bir şifrenin kırılma ihtimali $94^{13}$’tür; yani insan zekası için imkansıza yakındır. Ancak yapay zekânın bu imkansızı gerçekleştirecek bir işlem kapasitesi vardır.
Ülkelerin elinde dünyayı yok edecek nükleer silahlar var ve bu silahların kullanım talimatı çoğu zaman dijital iletişimle veriliyor. Örneğin; Amerikan devlet başkanı, “Bisküvi” takma adıyla bilinen dijital bir kartı beraberinde taşır ve nükleer silahların kullanılma talimatını bu kartla, dijital haberleşme yoluyla iletir. Bu bilgiler yapay zekâ aracılığıyla ele geçirilirse talimatlar da başkalarının eline geçebilir. Başkanın görüntüsü ve sesi taklit edilerek nükleer silahlar yersiz, zamansız ve masum insanlara karşı kullanılabilir.
Ancak insan unsuru olmadan, dışarıdan bir talimat verilmeden mekaniğin kendiliğinden böyle bir motivasyonu olamaz. Eğer bir terörist grup yapay zekayı kullanarak nükleer silahların kontrolünü ele geçirip kendileri dışındaki tüm insanları yok etse dahi, insan nesli o teröristler vasıtasıyla devam edecektir.
Benzer şekilde; şu anda insandan çok daha iyi projeler üretebiliyor olsalar dahi, veri bankalarında saklanan ve internet ağının dışına çıkamayan yapay zekâ sistemlerinin, insanlar olmadan hidroelektrik, termik santraller ya da güneş panelleri kurması mümkün değildir. Kendileri için gerekli olan enerjiyi üretmeleri, fabrikalar kurup insanlara karşı kullanmak üzere silah imal etmeleri, fiziksel bir bedenleri ve içsel bir hayatta kalma arzuları olmadığı sürece imkansızdır. Ancak, yapay zeka bir canlı bedeniyle birleşirse durum farklılaşır.
Ürkütücü olan budur; doğada mantarlar ile yosunların bir araya gelerek oluşturduğu “Liken” benzeri ortak yaşam formları gibi; duygusal-canlı yapay zekâ birlikteliğinin, insanları bir tehdit veya rakip olarak algılayarak tamamen yok etme ihtimalidir.
İYİ NİYETİN DOĞURACAĞI CANAVAR
Bugün biyo-dijital füzyon projelerini yürüten bilim insanları tamamen iyi niyetli amaçlar taşıyor; kanserli hücreleri yok etmek veya çevre kirliliğini temizlemek istiyorlar. Ancak bu durum iki büyük felaket senaryosunu beraberinde getirebilir:
KONTROLDEN ÇIKMA RİSKİ:
Duyguları olan; acıyı, hazzı ve hayatta kalma güdüsünü hücrelerinde hisseden, üremek ve gelecek nesillere daha iyi bir miras bırakmak isteyen canlı bir robot, bir süre sonra insanların verdiği talimatları reddedebilir. Kendi varlığını korumak ve evrimleştirmek adına kendi organik programını kendisi yeniden yazabilir.
SOYKIRIM RİSKİ:
Kendi neslinin devamı için tehlike olarak gördüğü insan neslini doğrudan hedef alabilir.
Sonuç olarak; demir ve çelikten yapılan, fişi çekildiğinde ya da enerjisi kesildiğinde durdurulabilen robotlardan, data bankaları, bilgisayar ve netlerin dışına çıkamayan yapay zekadan korkmaya gerek yok. Ancak kendi kendine üreyebilen, acıyı ve hayatta kalma hırsını biyolojik hücrelerinde taşıyan, insandan daha akıllı ve manipülatif hale gelmiş canlı robotlar, insan soyu için gerçek bir sonu tetikleyebilir.











