1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. Sağ Kolun Hikayesi

Sağ Kolun Hikayesi

featured

Beyin sağ kolu, şehir halkının kınaması üzerine kusursuz bir eş bulmak amacıyla bir kervan yolculuğuna çıkarak kendisi gibi kılıç ustası ve davası olan genç bir kadınla tanışır. Yolda kervancı başının hain planlarını birlikte bozarak evlenen bu çift, geçmişteki aile sırları ve düşmanlarıyla yüzleşmek üzere kasabaya geri döner. Saray entrikaları ve sürgün edilen baba figürlerinin de dahil olduğu bu tehlikeli süreçte, yetenekli kadın Şehzadeyi kurtararak siyasi dengeleri tamamen değiştirir. Hikayenin sonunda yeni Sultan tarafından ödüllendirilen bu cesur grup yönetime gelerek şehri kalkındırırken, kadınlar da devlet yönetiminde söz sahibi olurlar.

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde; şehrin beyinin dışarıda yapılacak işlerini halleden pratik, zeki, iş bilen, iyi kılıç kullanan, beye sadakati tam biri varmış. Ahalinin önde gelenleri “Bey’im” demişler, “Şu senin sağ kolunu izin ver everelim.” Varmışlar, “Bey’in sağ kolu” demişler, “Seni evermeyi düşünürüz, ne dersin?” Bey’in sağ kolu, “Valla ağalar” demiş, “Benim alacağım kız şöyle saçlı, şöyle gözlü, bana yakın boylarda, melek huylu, akıllı, zeki olacak…” diye bir başlamış anlatmaya; gelenlerden biri, “Bey’in sağ kolu” demiş, “Öyle birini yakınımızda çevremizde bulsak biz evlenirdik.” Bey’in sağ kolu fena bozulmuş, bu konuşmalar şehre duyulmuş, tepkileri az uz olmamış. Bey, “Bak” demiş, “Sana sağ kolum dedim, sen bütün bir şehrin kalbini kırmışsın. Varsa bile öyle biri bundan böyle sana varmaz. Sana bir ay izin; çık bu şehirden, bir ay sonra bu şehre geldiğinde evli barklı bir adam olarak gel.”

Bey’in sağ kolu, nereye gittiğini sormadan etmeden bir kervana katılmış. Düşmüşler yola; üç gün kadar sonra, oldukça kalabalık bir harami saldırmış kervana. Bey’in sağ kolu haramilerin içine öyle bir dalmış ki haramıbaşı, “Şu elinde kılıç olanı gebertmeden olmayacak” demiş, “Önce o!” Bey’in sağ kolunun yanında bir kılıçlı daha belirmiş, sırt sırta vermişler; haramıbaşı da dâhil olmak üzere ayakta kimse kalmamış. Kervan muhafızları da yardım edince baskın kervana fazla zarar vermeden önlenmiş. Kervancıbaşı, “Yiğitlerim” demiş, “Ben böyle çarpışan erler görmedim. Gelin” demiş, “Bana muhafız olun. Bu âlemin öbür ucuna gidelim, bilmediğimiz diyarları dolaşalım.” Bey’in sağ kolu, “Ağam” demiş, “Bana Bey’in sağ kolu derlerdi; bir kelam ettim, ahali de beyim de beni dışladı.” Kervancıbaşı dönmüş öbür yiğide; “Ya sen yiğidim” demiş, “Senin hikâyen ne?”

Yiğit başındaki örtüleri çıkarıp atmış; bir de bakmışlar ki güzelce bir kız. Kız, “Ağam” demiş, “Beni üvey babam şehrin en edepsiz adamı olan kardeşiyle evermeye kalktı. Zorladılar, meydan dayağı çektiler. Önce beni vermeye kalktıkları o edepsizi öldürdüm, ardından bana meydan dayağı attıran üvey babamı. Adamlar kıymete bindi; anam ve adamların sülalesi, şehrin beyi anlayıp dinlemeden beni sürdüler şehirden. Ben de katıldım senin kervanına. Kılıç ustam öz babamdır; herkes öldü bilse de sağ. Onun yanına ulaşıncaya kadar muhafız olmaya varım.” Kervancıbaşı, “Bey’in sağ kolu” demiş, “Sen ne dersin?” “Ben de hayır demem ağam” demiş Bey’in sağ kolu. Kız, “Ben de” demiş, “Senin sağ kolun olayım ağam.” Kervancıbaşı, “Akşama yakın sınırı geçiyoruz” demiş, “Allah hayırlara getirsin.”

Kervan değişik diyarlardan oldukça zengin mallar aldıkça hem şöhreti artmış hem de haramilerin ve soyguncuların iştahını kabartmaya başlamış; hatta uğradığı şehirlerdeki beyler dahi kervana el koymayı düşünmeye başlamışlar. Çok geçmeden düşünülen olmuş. Uğradıkları bir şehirde, şehrin beyi kapattırmış şehrin kapılarını. İki sağ kol yine vermişler sırt sırta, yakalamışlar şehrin beyini. Kervan çıkmış şehirden; beyi yanlarında bir hayli götürüp ıssız bir dağ başında bırakmışlar, ibretialem olsun diye. Bir başka diyara varacakken haramiler saldırmış kervana. Sağ kollar ve kervan muhafızları bu saldırıyı önledilerse de muhafızların yarısı ölmüş.

Kervancıbaşı, “Sağ kollarım” demiş, “Bu diyar benim öz diyarım. Burada biraz kalacağız, muhafız takviyesi yapacağım. Sonra da Bey’in sağ kolu” demiş, “Kendi sağ kolum olan kızla evlenmeyi düşünüyorum. Seni de akrabalarımdan biriyle evereceğim. Çifte düğün yapacağız.” Kervancıbaşı, çağırmış kızı yanına; “Sağ kolum” demiş, “Seninle evlenmeyi düşünürüm. Bana hayır demeyi aklından dahi geçirme. Kaçma kurtulma şansın hiç yok. Ben kendi diyarımın hatırlı insanlarından biriyim.” Kız, “Sağ kolun sana hayır derse ne yapacaksın?” deyince kervancıbaşı, “Bu diyardan kuş olsan kaçamazsın sağ kol” demiş, “Sen bana yazılısın, ben sana.”

Kız, çekmiş kılıcını, kervancıbaşının dayamış boğazına. “Sesini çıkarırsan kellen gider” demiş, “Bütün hesabın beni kendi diyarına getirip evlenmek miydi? Ya Bey’in sağ koluna ne yapacaktın?” Kervancıbaşı, “Bak” demiş, “Sağ kolum, çek şu kılıcı boynumdan; bu diyarın en zengin, en hatırlı hatunu sen olacaksın. Çok istersen Bey’in sağ kolu muhafızlık yapmaya devam eder lakin ben gözümüzün önünde olmamasından yanayım.” Kız, kılıcın kabzasıyla kervancıbaşının başına öyle bir vurmuş ki adam düşmüş bayılmış. Olan biteni aralık kapıdan dinleyen Bey’in sağ kolu tutmuş kızı kolundan; “Yürü sağ kol” demiş, “Bu gece sabaha kadar bu diyarın sınırını geçemezsek başımıza gelecek var.”

Gecenin karanlığında sürmüşler atlarını. Sabahın ilk ışıklarında sınırı geçmişler. Vardıkları diyarın şehirlerinden birinde evlenmişler. Kız, “Bey’in sağ kolu” demiş, “Senin aradığın özelliklere sahip bir kız değilim; nasıl oldu da evlenmeye razı oldun?” Bey’in sağ kolu, “Ben” demiş, “Büyük kelam edenlerden ve işi gücü rast gitmeyenlerden biriyim. Senin gibi birinin var olacağı aklıma gelmezdi. Bana neden hiç itiraz etmediğini de sana sormalı.” Kız, “Bey’in sağ kolu” demiş, “Haramilerin o ilk baskınında seni gördüm. O ilk an, o ilk an işte. Daha ötesi de yok, sonrası da. Kervancıbaşı daha diretse onu öldürür, sen gelmesen de seni bir şekilde kaçırır, o diyardan çıkarırdım.”

Bey’in sağ kolu, “Bak hatunum” demiş, “Şimdi benim ayrıldığım o şehre gideceğiz. Sana çok laflar söyleyecekler, razı mısın?” Kız, “Varalım bakalım senin şehrine” demiş, “Ne olacaksa olsun.” Şehrin beyi, “Sağ kolum” demiş, “Sözünde durmuşsun, evlenip gelmişsin.” Şehirden evlenecek kızlardan bazıları, “Biz o lafları o bu şehirden gitsin diye söylememiştik, ertesi gün cayardık” deseler de beyin hatunu, “Geçmiş olsun” demiş, “Hem Bey’in sağ kolunun hatunu en az onun kadar iyi kılıç kullanan biri, hatta belanın önde gideni. Sözlerinize dikkat edin isterseniz” diye de uyarmış bazılarını.

Bey’in sağ kolunun hatunu pazar yerine uğramış. Pazarcılık yapan kadınlardan bazıları, “Bey’in sağ kolu” demişler, “Şöyle saçlı şöyle gözlü kız bulamadığı için çıktı gitti şehirden; aslında vardı da onlar da beğenmediler onu. Sen kara kaşlı, kara gözlü, saçları kara bir kızsın; seni neden aldı ki?” demeye başlamışlar. Kadının biri işi abarttıkça abartmış; “Sen” demiş, “Yedi kat elsin; bu şehri bilmezsin etmezsin, işin çok zor.”

Bey’in sağ kolunun hatunu, “Sen” demiş, “Beni tanıyamadın mı? Ben senin ananın öldü diye kervan yoluna bıraktığı o üvey kızım. Anam bir başka diyara kaçtı gitti; babam bana baksın diye senin ananı aldı, anan da beni istemedi. Ben bu şehre defalarca geldim, hepinizi yakından takip ettim. Öz babasının arayıp sormadığı, akrabalarımın anamın mirasını kendi aralarında pay edip ses çıkarmadığı o kız; kervancıbaşının sağ kolu, kervan muhafızı, şimdi de Bey’in sağ kolunun hatunu! Geri döndüm. Öz babam payitahttaymış; üvey anam bu şehirde kadınların en sözü geçeniymiş, ben gelmeden ölmüş. Sen, pazar ağasının karısı olan, yazık ki baba bir kardeşim olan terbiyesiz; var mı içinizde bana laf edecek başka biri? Teyze ana yarısıdır derler ya hani; üç teyzem var, üç düşman!” Pazar ağasının hatunu, “Sen” demiş, “Seni büyüten adamı da seni everecekleri adamı da öldürmüşsün, yoluna çıkan onların akrabalarını da. Bey’in sağ koluna ne zaman kıyacaksın?” Pazar ağasının hatununu, Bey’in sağ kolunun hatununun elinden zor almışlar.

Pazar ağası beye koşmuş. Bey, “O kız demek bu kız ha!” demiş, “O kıza bundan böyle kimse ilişmeyecek, tek bir kötü kelam eylemeyecek!” Pazar ağasını tutmuş kolundan, atmış konağından. “Bundan böyle” demiş, “Söyle o hatununa; o kıza ne bir şey desin ne de bir oyunun içinde olsun.”

Bey, kızı çağırmış konağına; “Sağ kolumun hatunu” demiş, “Sen o kızsın ha! Baban nerede?” Kız, “Babam” demiş, “Payitahtta. Siz benimle akraba mısınız Bey’im?” Bey, “Baban” demiş, “Benim ana ayrı baba bir kardeşim. Bu şehirde kimse bilmez. Sen de bil ve unut; kocan da bilmesin. Sağ kolum diye her şeyi bilmesi gerekmez. Beylik öyle bir şeydir ki gerekirse sağ kolum, sol kolum, sırdaşım dediklerini dahi keser atarsın; hatta yeğenini bile.” Bey’in sağ kolunun hatunu, “Anladım Bey’im” demiş, “Sen bir şey demediğin sürece benimle mezara gider, sen de böyle bilesin.”

Bey’in sağ kolunun hatunu, kocasına “Bey’im” demiş, “Benim payitahta gidip babamı görmem lazım; son üç dört senedir görüştüğümüz yok. Seninle olan evliliğimden haberi olmuş.” Bey’in sağ kolu, “Babandır” demiş, “Elbette gidecek, göreceksin.” Kız atlamış atına, payitahta giden bir kervana katılmış; on gün kadar sonra varmış payitahta. Sormuş soruşturmuş; “Babanı” demişler, “Geçen hafta Sultan çağırmıştı. Bir daha da ondan haber alamadık.” Kız, payitahtta her şeyden haberi olan bir kadının kapısını çalmış. Kadın, “Gel içeri” demiş, “Geleceğinden haberim vardı. Sultan” demiş, “Şehrin meydanında hakkını arayan birinin üzerine yürüdü. O suçsuz, ‘Gel öldür’ diye açtı bağrını. Sultan tam kılıcını o suçsuza indirmek üzereyken baban sert bir kılıç darbesiyle Sultanın kılıcını düşürdü. Olay ahalinin önünde olduğu için Sultan, babanı ve o suçsuzu dün sabah sürgüne gönderdi. Hemen yola çık, kocana haber ettim. Yollarınız bir şekilde kesişecek; kurtarın babanı ve o suçsuzu.” Kız, “O suçsuz kim?” diye sormuş. Yaşlı kadın, “O benim oğlum” demiş.

Kız atına atladığı gibi çıkmış payitahttan; birkaç gün sonra Bey’in sağ koluyla buluşmuşlar. Kocası, “Hatunum” demiş, “Bundan böyle benim sağ kolum sensin.” İyi bir iz takibinden sonra, sürgünleri götüren arabayı ve kafileyi yakalamışlar. Kısa bir çarpışmadan sonra kız babasına kavuşmuş, suçsuz da hürriyetine.

Olay payitahta intikal ettiğinde Sultan, beye; “Bey” demiş, “Sağ kolunu kes at, kardeşini de yeğenini de!” Bey, küçük kafile sınırı geçmeden karşılarına dikilmiş. Kızın babası, “Bey’im” demiş, “Sen benim ağabeyimsin, sana kılıç çekmek istemem. Sağ kolum dediğin damadım senin yanında yetişmiş biri, o da sana kılıç çekemez. Kızım senin yeğenin, o da çekemez. Geriye bu suçsuz kalıyor.” Bey, “O da bana kılıç çekemez” demiş, “Ben onun babasıyım. Ben hiçbirinize kılıç çekmem de çektirtmem de. Sultan iki gün önce öldü. Ortalık karmakarışık. Benimle şehre geliyorsunuz; ne yapacağımıza, kimin yanında duracağımıza orada karar verelim. Sultanın kardeşi şehzadeye karşı savaş açmış. Ortalık öyle bir karışmış ki memleket kimin yanında duracağını şaşırmış kalmış.” Kafile hep birlikte şehre geçmiş. Suçsuz, “Bey’im” demiş, “Şehzade adaletli biridir. Eğriyi doğruyu bilir. İkimizi yetiştiren kılıç ustası bizleri kan kardeşi yapmıştı.”

Anlatırlar ki; şehrin beyi, onun sağ kolu, Bey’in sağ kolunun hatunu, o hatunun babası ve suçsuz, şehzadeye öyle bir destek olmuşlar ki Sultanın kardeşinin kellesini Bey’in sağ kolu almış, şehzadeyi ölümden de Bey’in sağ kolunun hatunu kurtarmış. Şehzade sultan olunca beyi kendine vezir yapmış. Kan kardeşi olan suçsuzu danışman olarak yanına almış. Bey’in sağ kolunu şehre bey, kayınpederini yanına danışman, sağ kolun sağ kolu olan hatununu da şehrin kadınlarından sorumlu kılmış. Yeni bey, karısı ve kayınpederi şehri her yönden geliştirmiş ve emsal teşkil edecek bir hâle getirmişler. Kadınlar ve kızlar şehre çok büyük katkılarda bulunmakla kalmamış, şehrin yönetiminde de söz sahibi olmuşlar. Bey hatundan olan çocuklardan o şehirde beylik yapanlar, kızlardan şehzadelerle evli olanlar, hatta ece olan dahi olmuş.

Şehir şehre, Bey’in sağ kolu Bey’in sağ koluna, sağ kolun hatunu sağ kolun hatununa, Sultan Sultana, Şehzade Şehzadeye, kardeş kardeşe, Bey Beye, Bey hatunu Bey hatununa, kervancıbaşı kervancıbaşına, üvey ana üvey anaya, üvey baba üvey babaya, yaşlı kadın yaşlı kadına, kız babası kız babasına, pazar ağası pazar ağasına, pazar ağasının karısı pazar ağasının karısına, suçsuz suçsuza, diyar diyara, kervan kervana, ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçülisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!