Uyan Türk! Kendi Özüne Dön!

featured

Türk milletinin günümüzde ekonomik sıkıntılarla birlikte derin bir siyasi ve ahlaki çöküntü yaşadığını belirten metin, bu tablonun liyakatsizlikten ve kamu kaynaklarının adil kullanılmamasından kaynaklandığını vurgular. Yazıda, dinin siyasi emellere alet edilmesinin toplumsal yapıyı zedelediği ifade edilerek siyasal İslam anlayışına karşı çıkılmaktadır. Kurtuluşun sadece yönetim değişiklikleriyle değil, zihniyetin tamamen dönüşmesiyle mümkün olacağı savunulmaktadır. Adalet, hukuk ve bilimin yeniden egemen kılınmasının gerekliliğine dikkat çekilmektedir. Son olarak, Türk halkının kendi öz değerlerine, tarihine ve Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e sahip çıkarak yeniden ayağa kalkacağı inancı dile getirilmektedir.

 

Türk milleti bugün yalnızca ekonomik bir krizle değil; siyasi, toplumsal ve ahlaki bir çözülmeyle de karşı karşıyadır.

Bir tarafta alın teriyle geçinmeye çalışan işçi, ürettiği ürünün karşılığını alamayan çiftçi, geçim mücadelesi veren memur ve emekli; diğer tarafta kamu kaynaklarından beslenen yandaş çevreler, liyakatsiz yöneticiler, rant düzeni ve denetimsizliğin sağladığı imkânlardan pervasızca yararlananlar…

Türk askeri vatanı için can verir, Türk polisi görev başında şehit düşer, Türk çiftçisi üretir ama kazanamaz.

Peki, bu milletin emeği ve kaynakları kimlerin çıkarına hizmet ediyor? Asıl sorgulamamız gereken soru budur.

Yıllardır Türk milletinin önüne konulan en büyük engellerden biri, dinî inançları siyasi çıkarların aracı hâline getiren siyasal İslam anlayışıdır.

Din kutsaldır; insanın vicdanında, ahlakında ve kalbinde yaşamalıdır. Ancak inancın bir iktidar aracı yapılmasına, insanların dinî duygularının siyasi çıkarlar uğruna sömürülmesine karşı çıkmak kesinlikle dine karşı çıkmak demek değildir. Dindarlık dürüstlüğün, inanç liyakatin, hamasi siyasi söylemler ise adaletin yerine asla geçemez. Türk milleti kendi tarihinden, köklü kültüründen, dilinden ve binlerce yıllık devlet geleneğinden koparılamaz. Hiçbir siyasi anlayış, bu yüce milletin kimliğinin üzerinde olamaz.

Tarih boyunca nice badireleri ve zorlukları aşmış bir milletin bir gün mutlaka yeniden ayağa kalkacağına inancım tamdır. Ancak bu kurtuluş yalnızca seçimle iktidarların değişmesiyle değil, köklü bir zihniyet devrimiyle mümkün olacaktır. Liyakatin, hukukun, adaletin ve bilimin yeniden egemen olduğu; kamu kaynaklarının bir avuç imtiyazlı zümrenin değil, doğrudan milletin refahı için kullanıldığı bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Bu dönüşüm sağlandığında, dini siyasetin basamağı hâline getiren anlayış da zeminini kaybedecektir; bu bir inancın değil, inanç üzerinden kurulan kirli tahakkümün sonu olacaktır.

Türk milletinin yeniden ayağa kalkması; tarihini, milli kültürünü, asil dilini, yerli üretimini ve tam bağımsızlık iradesini amasız fakatsız sahiplenmesiyle mümkündür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün akıl ve bilim rehberliğinde kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, bu yürüyüşün en sarsılmaz pusulasıdır. Unutmayalım: Bu devlet hiçbir siyasi partinin, cemaatin ya da çıkar grubunun tapulu malı değildir; bu devlet doğrudan Türk milletinindir! Bir gün bu necip millet yeniden silkinecek; emeğine, kimliğine, devletine ve yarınlarına sımsıkı sahip çıkacaktır.

Uyan Türk! Tarihini hatırla, kimliğine sarıl, kendi özüne dön! Çünkü kurtuluş, sahte kurtarıcıları beklemekle değil; Türk milletinin kendi iradesine ve kaderine bizzat el koymasıyla başlayacaktır.

 

Atsız Burucu (Mehmet Hoca)

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!