Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Şu Yalan Dünyaya Daldık Dalalı

Şu Yalan Dünyaya Daldık Dalalı

featured

Erol Sunat’ın kaleme aldığı bu metin, insan doğasının ve toplumun yalanla kurduğu çelişkili ilişkiyi derinlemesine sorgulayan edebi bir denemedir. Yazar, yalanın çekiciliği ile doğrunun yalnızlığı arasındaki derin uçurumu vurgulayarak, insanların doğruyu sevmelerine rağmen işlerine gelmediğinde yalandan yana saf tuttuklarını anlatır. Çocukluktaki masum dürüstlüğün zamanla yerini toplumsal bir ikiyüzlülüğe bırakması, metnin temel eleştiri odağını oluşturur. Yalanın ne kadar tatlı ve kalabalık, doğrunun ise ne kadar dışlanmış ve kimsesiz olduğu ironik bir dille gözler önüne serilir. Nihayetinde eser, yalanın egemen olduğu bu dünyada hakikati savunmanın güçlüğünü ve bireylerin yalanın cazibesine nasıl kapıldığını sarsıcı bir biçimde betimler.

Yalan dünya için kimler neler demedi, kimler neler yazmadı ki…

Hadi bir dörtlük de benden olsun dedim…

“Şu yalan dünyaya daldık dalalı / Yalan oldu doğru iken sözümüz / Doğru nerede, neye derler unuttuk / Yalandan gayrısını görmez gözümüz” deyip yalan dünyaya selam eyledim…

Bir okul şarkımız vardı hani, nakaratı şöyleydi:

“Yalancı, yalancı sana kimse inanmaz / Yalancı, yalancı sözüne kimse kanmaz…”

Öğretmenlerimiz yalanın ve yalan söylemenin ne kadar kötü ve yanlış olduğunu az anlatmamışlardı.

Ne oldu?

Yalana da kandık… Yalancıya da sözüne de inandık… Yalancılara ve yalan söylemelerine bayıldık.

Dün çocuktuk… Doğruyduk, düzgündük… Bugün büyüdük…

Ne mi oldu?

Yalancı olduk… Yalana battık… Adımız yine de yalancıya çıkmadı. “Biz onun yalan söylediğini ne gördük ne duyduk” dediler. “Olsa olsa bu yapılanlar onu karalamadır, iftiradır” dediler. Doğru söyleyenleri de ortada bıraktılar, “Anlattıklarının neresi doğru?” diyerek…

Hiç kimse de çıkıp, “Yalancı, yalan söylüyorsun, bu yalanın kuyruklusu” demedi.

Ne yalanı gördüler ne kuyruğunu. Savundular durdular yalanın doğruluğunu.

Bu dünyadan giderayak, “Ben yanlış yapmışım yalana doğru demekle, yalancıyı savunmakla” dediler amma ortada helalleşecekleri kimse de kalmamıştı; her biri ondan önce bu dünyadan çekip gitmişti. Hasılatıkelam, yalana devam dendi…

*****

Aman dünya, yalan dünya. Bizi bizden alan dünya, bizi bizden çalan dünya, yalanlara dalan dünya desek dursak da yalan dünyanın yalan işlerine daldık dalalı, yalan girmiş kolumuza bırakası yok…

Yalan diyor ki: “Sen yine doğru ol, doğruyum de, doğrudan, doğruluktan vazgeçme; lakin koluna girmeme de ses etme…”

Netice de yalan, öyle diye böyle diye girdi kolumuza, düştü peşimize…

Dünya yalan olmasına yalan da biz yalancı falan mıyız?

Değiliz elbet.

İşin garibi, doğru düzgün olanlardan da değiliz.

Doğruları severiz, lakin doğrularla işimiz olmaz.

Neden olmaz?

Orası az biraz kapalı…

Doğru nedendir bilinmez, ettiğimiz onca doğru ve doğruluk lafına rağmen işimize gelmez.

Hülasa…

Mevzu çok… Mevzu derin…

*****

“Yalan beni sevmez, ben yalanı günahım kadar da sevmem” diyenlerimize bir de baktık ki yalan onlara da sempatik gelmeye başlamış…

Yalan; yola çıkanın, yola düşenin, yola gidenin vazgeçilmezi…

Alt tarafı yalan…

Ha yalan ha yılan…

İkisi de soğuk dense, bir süre sonra “soğuk-moğuk olsun varsın” diyenlerimiz yok mu?

Var amma…

Olabilir amma…

Nihayetinde yalan dünya; yalan dünyada yalanın olmadığı yer, aralamadığı kapı mı var?

Mesele bu kadar açık…

Bu kadar basit…

Yalan girmiş kolumuza…

Bu yalan pek bir konuşkan…

Pek bir insan canlısı…

İçten, candan bir de neşeli…

Dağdan tepeden bir giriyor mevzuya…

Çölde kum tükenmez, yalanda laf…

Bir de tatlı anlatıyor ki değmeyin gitsin…

Yalanı doğru gibi anlatmak ve anlaşılmasını sağlamak yalanın olmazsa olmazı.

*****

“Misal mesela” diye bir başlıyor, ağzı açık dinliyor insanlar.

“İnanasım gelmiyor” diyenlerin dahi bir süre sonra direnci kırılıyor, “Ne yalanı, bal gibi de doğru” demeye başlıyor.

Yalan pek bir yaman; bütün güncellemelerden birinci çıkması bir yana, işin içine alemi ve el alemi de katması yalana artı yazmış görünüyor.

Sonrası…

Alem ne der?

El alem ne der demeye başladı herkes.

Kimse de çıkıp “Kim bu alem, canın cehenneme el alem” demedi…

“O alem, o el alem önce kendine baksın, defolup gitsin mahallemizden, sokağımızdan” diyemedi.

Yalan önce dilleri dolaştırdı, sonra el ve ayakları.

Terzi kendi söküğünü dikemez derler ya hani.

O hallere düştü gitti ortalık.

“Yalandan kim ölmüş” gibi efsane bir söz de ortaya atıldıktan sonra yalan diye şarkılar, türküler kırdı geçirdi ortalığı.

*****

Yalan ne, doğru ne, gerçek nerede düştü bayıldı, nerelerde kayboldu, kim aklını çeldi, onun yerine kim çıktı geldi…

Bilemedi hiç kimse. Bilenler olsa da… Görmediler… Duymadılar… Bilenlerden olmadılar. Yalan kuruldu başköşeye… Etrafında bir hayli kalabalık hayran kitlesi… Her biri ağzının içine bakıyor ne diyecek, ne söyleyecek diye…

Doğru, meydanlarda arzıendam eyledi; etrafında az bir izleyici, onlar da “Aman gören olmasın, eski günlerin hatırı var diye geldik, hata mı ettik, keşke gelmeseydik. Doğru bildiğimiz doğru, doğru da söylüyor, her dediği gerçek; lakin ardında duran yok, biz niye buradayız acaba?” diye sorar durur oldu…

Doğru yıktı meydanları, “İnanmayın yalana” dedi, “Kanmayın, aldanmayın…”

Dediler ki…

Ey doğru…

Seni dokuz köyden kovduk, anlamadın…

Fizan’a diye sürgüne gönderdik, Fizan karıştı. Derya deniz yerlerde bıraktık ki bir daha gelemesin dedik, tsunamilere sebep oldun. Bir dur artık…

İşte meydan, bak bakalım ardında kaç kişi var?

*****

Doğru sarsılır lakin yıkılmaz derler ya hani…

İşin aslı, yıkıldığını görmedik, mücadele azminden bir şey kaybettiğini de.

Amma velakin doğrunun durumu Orhan Baba’nın “Bana Kaderimin Oyunu” şarkısı gibi…

“Ne sevenim var ne soranım var / Öyle yalnızım ki / Çilesiz günüm yok, dert ararsan çok / Öyle dertliyim ki”

Doğrunun kaderi de işte böyle bir şey diyor yalan.

Sözüm ona sevmeyeni yok; çık meydana, o sevenlerinin hepsi onun değil, benim yanımda.

Gerisi çile, gerisi dert, gerisi sıkıntı, gerisi enkaz, gerisi yıkıntı…

Hepsi de “doğru” diye meydanları inletenin yanı başında.

Yalan diyor ki: “Madem bu kadar doğrusun, madem gerçeğin ta kendisi sensin, niye o zaman herkes senin değil de benim yanımda?”

Yalan diyor ki: “Bak kulağınla duy, diyorum ki, bakın doğru, doğruyu söylediğine yemin ediyor, bas bas bağırıyor, ortalığı yıkıyor; varın gidin yanına, durun yanında, girin koluna…”

Var mı yanına gelen? Var mı geriye doğru bakan? Var mı “Bu da ne diyor?” diye sorar olan?

Var de, dönüp gideyim. Benim adım yalan… İşim yalan… Lafım yalan…

Kıskanma doğru, beni senden daha çok seviyorlar…

Yalan dünya, yalan ve ben yalan, yalancının önde gideni… Dünya yalan, ben yalan, sen de aramızda oyalan…

Kaldıysa sana inanan?

*****

Yalanı doğru gibi anlatanların, ağzından bal damlıyor denilenlerin, “Yalan da olsa bırakın anlatsın” diye hayran kalınanların peşine takılıp gidenlerin hiç mi suçu yok?

Aman efendim, suç ne demek…

Ne suçu olsun ki…

Suç, yalanı suçlayanlara ait…

Ne yapmış yalan?

Yalan söylemiş…

Zaten bildik bileli hep öyle…

Saklamıyor, saklanmıyor; “Ben baştan başa yalanım” diyor zaten. Başta söylemese, bir şekilde anlatıyor zaten.

Mesele doğruları yalancı göstermekte…

Bu iş binlerce yıldır yalanın ihtisas alanı.

Ne mi demeli?

“Ben doğruyu gözünden tanırım” diyen; bak bakalım, bul kolaysa yalanın içinde doğru olanı, doğru kalanı.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!