Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Teröristbaşı “Siyasetçi” mi Olacakmış?!

Teröristbaşı “Siyasetçi” mi Olacakmış?!

featured

Bu analiz, Türkiye’deki çözüm süreçleri ve terörle mücadele politikaları ekseninde, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin geçmişteki sert eleştirileri ile güncel siyasi gelişmeler arasındaki çelişkileri ele almaktadır. Yazar, Habur sınır kapısında yaşanan olaylardan yola çıkarak, terör örgütü yöneticilerine verilmesi muhtemel yasal statü ve siyaset yapma hakkı gibi taleplerin devlet onuru üzerindeki etkilerini sorgulamaktadır. Metinde, iktidar ve muhalefet bloklarının terörist başının hukuki durumu ve demokratik entegrasyon söylemleri üzerindeki pazarlıkları eleştirel bir dille incelenmektedir. Özellikle yasal düzenlemelerin terör örgütü tarafından bir “kök yasa” olarak görülmesi, ülkenin kurucu felsefesi ve hukuk devleti ilkeleri açısından büyük bir risk olarak nitelendirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, geçmişteki siyasi uyarıların bugün gelinen noktada nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ve bu durumun toplumsal hafızadaki yansımalarını özetlemektedir.

 

Birinci açılım sürecinde 34 PKK’lı terörist davul zurnayla Habur’dan Türkiye’ye girdiğinde; “Türkiye’ye gelen ilk terörist kafilesinin ‘numune olduğu ve test amaçlı geldikleri’ terör elebaşlarının aynı gün yaptığı açıklamalarla ortaya konulmuştur.” demişti MHP Lideri Devlet Bahçeli.

Bununla kalmamış, o zamanki “çözüm” paketine, “Öyle AKP’nin dediği gibi, İmralı canisi serbest kalamaz. Kandil yöneticileri yabancı başkentlere sığınamaz.” sözleriyle karşı çıkıp şu öngörülerde bulunmuştu:

“Siz teröristlere bölünmenin yolunu açarsanız, silahı niye kullansın? Teröre zaten ihtiyaçları kalmaz… Yunan’a Anadolu’yu verseydiniz, Milli Mücadeleye ihtiyaç olmazdı. Anadolu’yu yurt seçmeseydik, Bizans’la savaşmazdık. Çanakkale’yi İngiliz’e bıraksaydık, kutlanacak zafer de olmazdı… Teröristlere istediklerini verirseniz, bunlar siz verdikçe isterler.”

Ve de Habur rezaletine imza atanları şöyle uyarmıştı:

“Başbakan, ilgili bakanlar ve buna alet olan her kademedeki bütün görevliler başta olmak üzere bu hain senaryoda sorumluluğu olan herkes Türkiye bir hukuk devletiyse, zamanı geldiğinde mutlaka hesap vereceklerdir… Bu süreçte hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çiğnenmiş, Anayasa ve kanunlar çöpe atılmıştır.”

“Yarın hesap vakti geldiğinde, bugün teröristleri yararlanmaya zorladıkları yasanın pişmanlık maddesi, milletimize bu acıları yaşatanların pişmanlığına ve affına asla yetmeyecektir.”

Ya bugün?

PKK’lıların gelmesi için hazırladıkları yasanın, TBMM kapanmadan çıkarılması için dört koldan koşturuyorlar.

İmralı ile iktidar arasında görüş ayrılığı malum. İktidar, şimdilik sadece “suça bulaşmamış” teröristlerin gelmesine vize verirken İmralı, yasanın “suçlu-suçsuz, lider veya değil” herkesi kapsamasını istiyor.

Tövbe billah, “suç işlediklerini” veya “pişmanlığı” falan da asla kabul etmiyorlar. Etmedikleri gibi, “Kürdistan özgürlük mücadelesi, PKK’nın yürüttüğü büyük, görkemli mücadele insanlığın mücadelesiydi, insanlık onurunun mücadelesiydi, tarihte görülmüş en haklı mücadelelerden biriydi.” diye meydan okuyorlar.

Allah’tan “pazarlık” yok. Ya bir de olsaydı, ne istemezlerdi?!

Ama iş, bu yasayla da bitmiyor, dahası var.

Hani İmralı’daki teröristbaşının “60 milyon Kürt’ün temsilcisi” olduğunu iddia ediyorlar ya; kendilerinin değilse bile onun “siyaset” yapmasına olanak tanınmasını talep ediyorlar.

Bu arada Kandil’deki teröristbaşlarından Duran Kalkan ve Helin Ümit’in şu sözlerine dikkat:

“Eskisi gibi savaş olmayacak artık. Durdurduk bunu. Demokratik siyaset yapma imkânı ortaya çıksın. Biz de bu sürece demokratik siyaset yaparak katılalım.”

“Demokratik entegrasyon sürecini henüz tartışamıyoruz. Demokratik entegrasyon demek sadece silahlı güçlerin silahsızlandırılması, onların yasal statüye kavuşması değildir. Demokratik entegrasyon süreci Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecidir. Biz sürecin aşamalı yürüyeceğini düşündüğümüzden, bazı şeyleri öne almıyoruz.”

Çıkarılması planlanan yasaya iktidarın “kod/çerçeve”, teröristbaşı ve adamlarının ise “kök” yasa demesinin ne anlama geldiğini yazmıştık. Nitekim DEM eş başkanı Tülay Hatimoğulları geçtiğimiz günlerde açık açık; “İlk kez Kürt sorunuyla ilgili bir yasal ve hukuki adım atılmış olacak. ‘Kök yasa’ dememizin sebebi de bu. Bu yasanın başka yasaların ve çözüm sürecindeki başka zeminlerin oluşmasına ve güçlenmesine katkı vermesi gerektiğini düşünüyoruz… Ardından diğer düzenlemeler, diğer yasalar da gelmeli.” dedi. Bunların ne olduğu ise DEM’in Parti Meclisi toplantısı sonuç bildirisiyle, bir kez daha ete kemiğe büründürüldü.

Teröristbaşına “baş müzakereci” statüsü verilmesi, anadilde eğitimin ve eşit yurttaşlığın kabul edilmesi gerekiyormuş.

Bahçeli’nin birinci açılım sürecindeki tespit ve uyarılarını nasıl da doğruluyorlar, değil mi?!

 

GENEL BAŞKANLIK VEYA MİLLETVEKİLLİĞİ KESER Mİ?

Şu teröristbaşının “siyasetçi” olması talebini düşünelim.

DEM, Eylül’ün ilk haftasında yapacağı kongreyle köklü bir yenilenme sürecine girecek, isim, logo ve eş genel başkanların değişimine dair kararlar alınacakmış.

Çok değil, tam 3 yıl önce MHP Lideri Devlet Bahçeli, DEM’den önceki HDP’nin tüzük ve programlarının Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı olduğunu hatırlatıp kapatılmasını isterken, şunları da vurgulamıştı:

“Suç ve suçluyu övmek, ihanete ve melanete çanak tutmak siyasetin değil doğrudan doğruya hukukun konusudur… Mehmetlerimize kurşun sıkan hainleri arkalamak suçtur… Bebek katilini övmek, çok kitap okuduğundan bahisle filozof mertebesine çıkarmak, bununla yetinmeyip hak gaspına uğradığını iddia etmek suçtur… Siyasi partilerin kuruluş, program, faaliyet ve hedefleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesiyle, Anayasa’nın ilk maddesiyle çelişemez, çatışamaz, ters düşemez… Eğer adalet suçluyu aklama gayesi güderse, orada adalet batmış demektir. Adalet ve hukuk, devlet demektir. Devlet giderse vatan gitmiş olacaktır.”

Acaba teröristbaşını genel başkan seçmeyi mi düşünüyorlar?.. Veya İmralı’daki karargâhından canlı yayınlar veya mitinglerle seçimlere girip milletvekili seçilmesini mi planlıyorlar?.. Yasalarımıza göre, sabıkalı bir adam bunları yapamayacağına göre, yasa mı değiştirilecek, zata mahsus yasa mı çıkarılacak?

İyi de genel başkanlık veya milletvekilliği, hiç teröristbaşını keser mi?!

BİR DE ÖZÜR DİLENİRSE

İkinci Habur anlamına gelen “çerçeve” veya “kök” yasanın akıbeti için bu haftaki İmralı ziyareti beklendiğine göre, Bahçeli’nin birinci Habur rezaletine ilişkin başka tepkilerini hatırlatalım. Dedi ki;

“Başbakan’ın teröristlere örtülü af projesinin fiilen hayata geçirilmesinin ilk provası yapılmış, teröristlerin gururunun rencide edilmemesi adına, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onuru ve haysiyeti ayaklar altına alınmıştır… AKP hükümetinin talimatıyla ‘teröriste özel imtiyazlı uygulama’ yapılmış, ‘terörü koruma içtihadı’ oluşturulmuş ve ‘Kandil dokunulmazlığı’ getirilmiştir.”

“Pişmanlık duymalarını gerektirecek, mahcup olmalarına neden olacak, bir nebze olsun utandıracak, bir siyasi baskı, bir askeri zafer veya hükümet üstünlüğü de söz konusu değildir.”

Habur’un üzerinden 5 yıl geçtikten sonra da şu tespitleri yaptı:

“Geride kalan seneler devamlı surette PKK’ya yaramış, bölücülüğe güç vermiştir… İmralı Adası, canibaşının adı konulmamış karargâhı haline getirilmiştir. Hükümet ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm bir teröristi hayalinde bile göremeyeceği tavizlerle diriltmiştir. İmralı canisine sekretarya hizmeti verilmesinin gündeme gelmesi bile AKP’nin tepeden tırnağa pisliğe battığını ve teröre boyun eğdiğini göstermektedir… Yargının hakkında kesin ve kat’i hüküm verdiği bir terör elebaşına kanun ve ahlâk dışı imkânlar sunmak adaleti katletmek değil midir?”

Bunları hatırlatmamızın sebebi mi?

2024 seçimlerinde “kent uzlaşısı” kapsamında seçildiği belirtilerek “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanıp görevden alınan eski Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, tahliye olduktan sonra görüştüğü MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin 30 PKK’lının keleş yakma şovu için, “Keşke o kadınlar silahları yaktıktan sonra ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye gelselerdi” dediğini, kendisinin, “Ama gelselerdi tutuklanırlardı” cevabı üzerine de Bahçeli’nin, “Hayır, onların tutuklanmasına izin vermezdik.” diye konuştuğunu öne sürdü.

Üzerinden tam 1 ay geçtiği halde Özer’in bu iddiası yalanlanmadığına göre, demek ki, yeni Habur’lara çoktan yeşil ışık yakıldı!..

Bahçeli’nin 2014’teki bir başka öngörüsüyle bitirelim.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu Tunceli’ye gidip Dersim isyanının elebaşısı Rıza’yı sözde “seyit” unvanıyla anıp yaşananlar için “özür” dileyince, şöyle tepki göstermişti:

“Eğer bugün 1937’de isyan etmiş bir hainden özür diliyorsanız biliniz ki, çok yakında 1984’ten itibaren devlete, millete ve kutsal değerlerimize başkaldıran bir hainden de özür dileyeceksiniz demektir.”

İnşallah bu öngörüsü de gerçekleştirilmez!..

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!