Bu yazı, toplumun ekonomik zorluklarını ve geçim derdini halk arasında yaygın olan “nazar” ve “göze gelmek” kavramları üzerinden ele almaktadır. Yazar, bir göz kliniğinde yaşanan mizahi bir diyalogla başlayarak, konuyu emekli maaşlarının yetersizliğine, yüksek kiralara ve enflasyonun yarattığı tahribata taşımaktadır. İnsanların içine düştüğü çaresizlik ve yorgunluk, kültürel referanslar ve deyimlerle harmanlanarak trajikomik bir dille yansıtılmaktadır. Metinde, Anadolu insanının dertlerini ifade etme biçimi ile hayat pahalılığı karşısında hissedilen tükenmişlik hissi ön plana çıkarılmaktadır. Son olarak, Orhan Veli’nin şiirine atıfta bulunularak, vatandaşın sadece ücretsiz olan şeylerle yetinmek zorunda kaldığı acı bir tablo çizilmektedir.
Adam hastanede gözden muayene olacak, kapıda bekleyenler çok…
Kapıda bekleyenlerden biri, “Abi” diyor, “sen kamyon şoförü müsün?”
Adam şaşkın, “Hayır” diyor, “değilim amma…”
Konuşan ısrarcı; “Yok yok” diyor, “sende kamyon şoförü tipi var.”
Adam lâhavle çekiyor.
Allah’tan doktor çağırıyor o adamı.
Neticede bekledikleri kapı Göz Kliniği…
“Göz var, izan var” derler demesine de…
Ne desin kendine yakıştırma yapılan?
“Göze mi geldik?” diyor.
“Evet” diyorlar.
“Göz abi burası…”
Adam tam rahat ettim derken…
Biri daha geliyor kapıya…
“Nerelisin abi?”
Adam, kömür çıkan bir yerin adını söylüyor.
Konuşan;
“Bildim abi” diyor, “sen madencisin.”
Adam “Değilim” diyorsa da…
“Neciymiş?” diye soruyorlar.
Adam kendinden emin, “Madenci” diyor.
Göz kliniğinde böyle vakalar belli ki olağan.
Göz yanılması diye bir şey var.
Göz bu…
Dalgalı görür…
Dumanlı görür.
Birine benzetir.
Ne diyelim, sizce de bu olup bitenler göze gelmiş bir hastanın başına gelenler olabilir mi?
*****
Efendim, bizde yeminle göz var…
Aldığımız maaşlar da dâhil…
İşimizde, aşımızda göz var.
“Göze mi geldik?” diyorlar ya…
Göze geldik tabi…
Göze geldik ki böyle oluyor.
Neden hiçbir işimiz rast gitmiyor?
Göze gelmekten…
“Göze mi geldim?” diye sorar ya insan…
Emekli bile göze geldi…
Deniyor ki; “Emekliler fazlaymış, zam onun için yapılamıyormuş…”
23 bin 552 lira maaş, 25-28 bin lira kira…
Göze gelen ne?
“Göze mi geldik?” diyor emekliler.
Göz değdi, göze geldik gibi bir duygu sardı emeklileri.
65 yaş üstü iş arıyor.
Neden mi?
“Bu, göze gelmenin daniskası” diyenler pek çok…
Emeklilik, ikinci bir işe başlamak anlamına gelmeye başladı…
Tablo acı… Tablo feci…
Göze mi geldik ki yakamızı bırakmıyor geçim derdi…
*****

Bizim göze gelmeyen neyimiz var ki…
Göze geliriz…
Göz değdi…
Göz değdirdiler deriz…
“Göz değmesinden fena korkarım” diye fikrimizi beyan ederiz.
Deniyor ki…
Kadın elimdeki bardağa öyle bir baktı, ne mi oldu?
Bardak durup dururken çat diye gitti.
“Bardak da pek güzelmiş; nereden aldın, kaça aldın, nerede satılıyor?” diye o kadar çok sordu ki…
Zaten birden başım da fena ağrımaya başladı. Göze geldim galiba…
Böyle olaylar o kadar çok ki…
“Göze mi geldim?” diyen diyene…
“Göze mi Geldim?” diye şarkı bile var…
*****
Anadolu’da eline kalem değmemiş adam mı var?
“Elimize kalem değmiş bir kere” lafı dillerden düşmez…
Herkes az biraz şair, az biraz ozandır bu coğrafyada…
Bizim ekserimiz yazarak anlatır derdini…
Konuşamayız öyle ulu orta….
Okuyan okusun isteriz kalbimizi; gözlerimize baksın, anlasın ne diyeceğimizi…
“Ağlamayan çocuğa meme vermezler” diye Türk milletine ait olduğuna hiçbir zaman inanmadığım bir söz var.
Mesele; ağlayamayanları, yaygara yapmadan, reklam yapmadan, kendini ortalara atmadan bir köşede ağlayanları arayıp bulmak değilse ne işe yararız biz?
Yaptığımız en büyük yanlış nedir bilir misiniz?
Fark edilmesi gerekenlerin önüne geçenlerin elinden tutmak…
Böylelerine…
“Delidir” derler…
“Delisi dışında” derler… “Bırakın konuşsun” derler…
“De bakalım derdini” diye “konuş” derler.
Doğru düzgün kelam edeni dinlemezler de; söveni, edepsizce kelam edeni, bağıranı çağıranı “Analar neler doğuruyor!” diye dinlerler…
Hem de ne dinlemek…
*****
Enflasyon düştü…
Her yeri yara bere…
“Kol kırık, ayak çıkık” diyorlar…
Kimseyi ezecek hali kalmamış.
Değil enflasyona, kimseye ezilmemişiz…
Enflasyon kim mi?
Dış kapının mandalı…
Kim korkar enflasyondan?
Biz mi?
Külliyen yalan…
Bundan gayrı o bizden korksun…
Düşmekle kalma enflasyon; dibi gör, dibin dibini gör inşallah…
Beter ol….
Daha dur…
“Enflasyon sizlere ömür, tepe tepe gömdük” de diyecekler…
*****
“Gurbetten gelmişim yorgunum hancı” diye bir şarkı vardı ya hani…
Fena yorgunuz…
Anlayacağınız, dilimiz dönmüyor, öyle bir yorgunluk….
Yol yorgun…
Yıl yorgun…
Dil yorgun…
Dal yorgun…
Yaprak yorgun…
Toprak yorgun…
Kopmuş kıyamet…
Şöyle iliklerimize kadar bizi ıslatacak…
Rahmet bekliyoruz rahmet…
****
Temmuz ayı, yedinci ay. 2027’ye kaldı koskoca bir beş ay.
Vay anam vay…
İçsem kesmez demli çay…
Doluya koysam almayan, boşa koysam almayan bir hal…
Düzelmedi gitti bizim ahval…
Düzelmez de…
Geçim meselesi derin… Göze gelmek olası. Kira heyulası, barınma çıkmazı, fatura denen baş belası, kredi kartı sarsıntısı, iş güç yıkıntısı…
Biter mi insanların sıkıntısı…
Nasıl bitsin ki… İnsanlar bir ceplerindeki paraya bakıyor, bir de zamlanan fiyatlara.
Sonrası rahmetli Orhan Veli‘nin o meşhur dizeleri…
Hava bedava… Yağmur bedava… Çamur bedava… Vitrinlere bakmak bedava…
Sonrası; aklınıza ne gelirse, elinizi cebinize atmadığınız her şey bedava…
“Züğürdün tesellisini elinden almanın bir âlemi yok” demişler…
Neticede bedava yaşıyoruz bu dünyada…
