Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. NATO’ya Bağlılık

NATO’ya Bağlılık

featured

Yazar Yusuf Dülger, 2026 yılında Ankara’da gerçekleşen kurgusal bir NATO zirvesi üzerinden Türkiye’nin Batı dünyasına olan siyasi bağımlılığını sert bir dille eleştirmektedir. Metin, yabancı liderlerin ziyareti sırasında alınan aşırı güvenlik önlemlerini ve sergilenen sembolik jestleri, milli özgüven kaybının ve irade zayıflığının somut göstergeleri olarak sunar. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin bölge politikalarına karşı sessiz kalınması, yazar tarafından Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesinden bir sapma ve bir tür “kölelik ruhu” olarak nitelendirilir. Zirve sırasında verilen tartışmalı kararlar ve hediye edilen silahlar, barışçıl bir diplomasi yerine çatışmacı bir kültüre hizmet edildiği gerekçesiyle yerilmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin dış politikada onurlu ve müstakil bir duruş sergilemesi gerektiğini savunan eleştirel bir perspektif sunmaktadır.

 

NATO üyesi ülkelerin devlet başkanları veya başbakanları 7-8 Temmuz 2026 günlerinde Ankara’da toplandılar. Görüş alışverişinde bulundular, kararlar aldılar. Görüşülen konuların, alınan kararların bazıları açıklandı, bazıları gizli kaldı. Yapılan açıklamalara göre üye ülkeler NATO’nun devamı için uğraşacaklar.

Amerika dâhil, Batılı ülkelerin bazısı varlıklarını koruyup sürdürmek için harekete geçtiler, NATO’yu kurdular. Rusya, Çin gibi Doğu ülkelerine karşı bir blok oluşturdular, birçok ülkeyi NATO’ya üye yaptılar; bağımlılık ruhu yarattılar.

Bağımlılık ruhu kişi, toplum ve devletlerin gelişimini önler, bu yüzden zararlıdır. Bağımlılık kültürü kişi ve uluslarda özgüven eksikliği, ezilme, çürüme, güdülme, geri kalma, iradesizlik gibi hastalıklar oluşturur. Örnek olarak, bir Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye için istediği “Tam bağımsız Türkiye” iradesine bakın, bir de bugünkü Türkiye’nin bazı yöneticilerinin bağımlılık esaslı yönetimlerine bakın. Hangisi doğru?

NATO temsilcileri Türkiye’ye gelmeden önce ve geldikten sonra Ankara ve Türkiye’de alınan güvenlik önlemlerine, tutuklamalara, trafiğe kapatılan yol ve alanlara, yazılan yazılara, konuşan ağızlara bakınca, Türkiye’nin bir bağımlı olduğunu, kitlelerin bağımsız düşünemediklerini görürüz. Türkiye’ye gelenlerin hayatını güvence altına alacaksın ama kitleleri de boğmayacaksın.

Amerika Başkanı Trump Türkiye’ye gelmeden önce Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Amerikan bayrağındaki renklerle boyandı. Bağımlılık adına bundan daha güzel bir örnek, daha çürük bir düşünce olamaz. Biz Amerika’ya bu kadar dolgu ve süs malzemesi olmamalıydık.

Trump’la birlikte Ankara’ya Ukrayna ve Suriye devlet başkanları da getirildiler, Trump’la görüştürüldüler, bu iki ülke ve devlet başkanları hakkında açıklamalar yapıldı. Trump bunu kendi yetki ve düşüncesiyle mi yaptı? Ukrayna ve Suriye yarın NATO üyesi (Amerika ve Batı bağımlısı) olursa şaşmayın.

Trump: “Erdoğan’ı da Netanyahu’yu da severim. Erdoğan İsrail’e savaş açacaktı. Yapma dedim, yapmadı.” Adam bunu Ankara’da söyledi. İnsan kahroluyor. Adam Amerika’dan Türkiye’ye geliyor, bölgeyi düzenliyor, Siyonistlerle bir olup birçok Müslümanın kanını akıtıyor; bizim dünyanın yöneticileri ise susuyor, bağımlılık hastalığını yaygınlaştırıyorlar.

NATO toplantısı sürerken Ahmet Özal (05.07.2026 günü Haber Global’de): “Erdoğan 2006’da ‘22 İslam ülkesinin haritası değişecek, ben BOP Eşbaşkanıyım’ dedi. Bugün Türkiye Afrika’dan Asya’ya kadar birçok ülkeyle irtibat halindedir. Buralar eskiden Osmanlı toprağıydı” dedi, Osmanlıcılık yaptı. Tom Barrack denen Amerika elemanı fırsatını buldukça: “Monarşiye geçin, Yeni Osmanlı olun” diyor ve bizce “makbul/meşru” adam oluyor.

NATO üyeleri Ankara’da Türkiye’yle kucaklaşırken, Trump İran’ı bombalattı. Türkiye ve diğer İslam ülkelerinden hiç ses çıkmadı. Demek bizim dünyanın kaleleri içten feshedilmiş veya kuşatılmış.

Bu toplantıda Rusya’dan aldığımız füzelerin Türkiye’de asla kurdurulmayacağı emri öne çıkıyor, Türkiye susuyor. Bu bir acizliktir, sorumlusu üsttekilerdir. Başı dik ve onurlu yaşamak varken niye eğik başlı, köle gibi olalım?

Recep Erdoğan, Devlet Başkanı olarak NATO toplantısına katılanlara birer tabanca, 500’er mermi hediye ediyor. Bu yanlıştır; çünkü silah, savaş ve insanları öldürme aracıdır. Savaşlar makam ve çıkar için yapılır. Savaşın alternatifi barış, barışın alternatifi kitaptır. Yöneticilerin görevi itibar ve güven duygusunu geliştirmektir. İslam’ın esasında da barış var. Esasen İslam’ın sözcük anlamı barış demektir. Bu nedenle ve keşke Erdoğan, NATO’nun temsilcilerine savaşı değil, barışı özendiren bir hediye verseydi. İngiltere’nin temsilcisi o tabancayı almamış, bazıları müzeye atmış. Bir adım atmadan önce bin ölçüp bir biçmek gerek. Bu bir erdemdir. Erdemin olduğu yerde bağımlılık olmaz, bağımsızlık olur.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!