Erol Sunat’ın bu kaleme aldığı metin, vefat eden bir dostun ardından duyulan derin üzüntüyü ve yaşamın sonbaharını duygusal bir dille ele almaktadır. Yazar, okul arkadaşı Rahmi Keser’in kaybı üzerinden Bursa Eğitim Enstitüsü yıllarına dayanan kopmaz bağları ve sadakat kavramını yüceltir. İlerleyen yaşla birlikte sıklaşan bu ayrılıklar, dökülen yapraklara benzetilerek ölümün kaçınılmazlığı ve geride kalanların hissettiği burukluk vurgulanır. Metin boyunca dostluk, fedakârlık ve zor zamanlarda bir arada olma değerleri ön plana çıkarılırken, hayatın kısalığı karşısında küslüklere yer olmadığı hatırlatılır. Sonuç olarak bu yazı, ebediyete uğurlanan arkadaşlara karşı bir vefa borcu ve ortak hatıralara tutunma çabasıdır.
Vedanın en yürek burkanlarından biridir dosta veda…
“Düşen bir yaprak görürsen…” diye başlayan o şarkı, her düşen yaprağı, sevdiklerini geride bırakıp da gidenlerin hikâyesini anlatır.
“Mevsim artık sonbahar…” deniyor ya…
Yapraklar hızlı düşmeye başladı, bundan böyle bütün mevsimler sonbahara döndü diyenlerin sözlerinde yalan yok…
Dostlarımıza veda ede ede ilerlediğimiz bir yoldayız.
O dostlar ki, kimseyi unutmazdı…
Kimseyi yarı yolda bırakmazdı…
Vefakârdı…
Hatırnazdı…
Hatır gönül bilirdi…
Halden anlardı…
Sevgi dolu bir yüreğe sahipti…
Hoşgörülüydü…
Kalp kırmazdı…
Adam gibi adamdı derler ya…
***
Düşen bir yaprak gördüyseniz, duyduysanız bilin ki, bir dostu daha kaybettik…
Bir dostu daha ebedî âleme uğurladık.
Dostumuz, kardeşimiz, Bursa Eğitimden okul arkadaşımız Rahmi Keser entübe edilmişti.
Geçtiğimiz cumartesi günü ebediyete uğurladık sevenleriyle, dostlarıyla, arkadaşlarıyla…
Şu an için son düşen yaprak oydu.
Ne ilkti ne sondu…
Kardeşimizdi, arkadaşımızdı, dostumuzdu…
Dostun vedası, Hak vaki olunca, Hakk’ın emri olunca, geriye dosta karşı son vazife kalıyor, dualarla beraber…
Dosta vedaya gelenler, onu ebedî âleme uğurlayan arkadaşları ayakta duruyorlardı durmasına da…
By-pass geçirmişlerdi.
Damarlarında en az bir stent takılı olanlar vardı.
Kalp pili taşıyanlar…
Kalp ritmi bozuk olanlar…
Strese gelmeyen, şekere aldırmadı şekeri düşenler, çıkanlar…
Tansiyon sıkıntısı hal ve ahvallerine yansıyanlar dostlarına karşı son vazifelerini yapmaya gelmişlerdi.
***
Bizim kardeşlerimiz, bizim arkadaşlarımız vefalı insanlardı oldum olası. Güzel Türkiye’min değişik yerlerinden koşup gelmişlerdi.
En küçüğü yetmiş küsur yaşında insanlardı her biri.
Ebedî âlem yolcusu öyle, onu o ebedî âleme uğurlayanlar öyle olunca baştan başa vefa kesildi her yer…
Bizi biz yapan, ayakta tutan, birbirimize kenetleyen, yetmişli yıllarda bizi bir araya getiren, buluşturan, kaynaştıran okulumuz Bursa Eğitim Enstitüsüydü.
Nevzat Karaköse kardeşimizin ifadesiyle Mekteb-i Şahane.
Güzel Türkiye’min her köşesinde görev yaptı Mekteb-i Şahane’nin mezunları. Hocalarımızdan Prof. Dr. Ali Süreyya Beyzadeoğlu biz öğrencileri için “Gazi çocuklarım” demeye devam ediyor.
Bize gelince, çok sürgün, vurgun yedik, çok zor şartlar altında ayakta kalmaya çalıştık, yılmadık, yıkılmadık.
Ne arkadaşlarımızı ne bizleri yetiştiren hocalarımızı ne de yetiştiğimiz Bursa Eğitim Enstitüsünü hiç ama hiç unutmadık.
***
Bizleri birbirimize bağlayan idealler, Türkiye sevdası, arkadaşlıklarımız o denli kuvvetliydi ki,
Hayatın içinde ve akışında birbirimizi aradık, sorduk, bulduk.
Yıllar sonra hep birlikte bir araya geldik, buluştuk, hasret giderdik. Başta Faruk Yücer ve Hasan Olgun kardeşlerimiz olmak üzere sebep olan kardeşlerimize ne kadar teşekkür etsek az.
Bursa buluşmaları ister Bursa’da ister Türkiye’nin diğer şehirlerinde her nerede gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin siyaset üstüydü ve hep öyle kaldı.
Okul hatıraları, öğrencilik yılları doldurdu o birkaç günlük buluşmaları.
Kırk sene sonra, elli sene sonra tekrar bir araya gelmenin, karşılaşmanın, buluşmanın ne anlama geldiğini o anları yaşayanlara sormalı…
Dünya gözüyle buluşmak böyle bir şeydi…
Dosta veda ise, buluşmalar sonrası vedalara benzemiyordu.
Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” şiirinde,
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.” diyor.
Dostlarımızın vedası da öyle….
Dosta veda, o dostlardan, o arkadaşlardan, o kardeşlerden birine daha veda etmekti.
***
Düşen bir yaprakla bir anda canlanır cümle hatıralar derler ya…
Dost ne olursa olsun kendini unutturmayan, hep hatırlatandır. Onu hatırlayacağınız bir vesile her an çıkar.
Gözleriniz dalar…
Gözleriniz dolar…
Dökülür kendiliğinden gözyaşlarınız o göz önüne gelen hatıralarla beraber…
Dostunuzu uğurlarken, “Kimlerle vedalaştık bugüne kadar?” demekten kendinizi alamazsınız. Ondan önce uğurladığınız dostlarınız gelir aklınıza bir bir…
Dostu yâd etmek, dostu anmak, dosttan bahsetmek güzeldir, diğer dostlarıyla birlikte…
Zaten anılmayana da anmayana da dost denebilir mi?
Dost kardeşimiz gibidir.
Siz bir şey demeden sizi gözlerinizden anlayan.
Duruşunuzdan, konuşmanızdan bilen…
Darda olduğunuzda, yakınınızı kaybettiğinizde ilk koşup gelen…
En ümitsiz olduğunuz anlarda kapınızı ilk çalan…
Kolunuza ilk giren…
Teselli eden…
Cesaret veren…
Yüreklendiren…
Elinizden tutan, düştüğünüz yerden çekip çıkaran…
Yoksa böyle biri, sizin hiç dostunuz olmamış demektir.
***
O kadar çok dosta veda ettik ki…
Yaprak dökümü başlayalı çok oldu.
Hele yetmişli yaşlara başladıktan sonra daha da çok…
Dostlarımız birer ikişer bu dünyadan ayrılıyorlar.
Kimi ansızın…
Kimi entübe edildikten bir süre sonra…
Kimi durup dururken…
Bir sebep oluyor nihayetinde…
Eskiler, “Ölüm gelmiş cihana, baş ağrısı bahane…” derlerdi.
Ölüm, bahane konusunda eline su dökülmeyenin ta kendisi…
Geride kalanlara veda düşüyor.
Vedalar, hatıraların bir sinema şeridi gibi gözler önünden geçtiği anlar.
Keşke diye başlayan cümlelerin çok olduğu, pişmanlıklara karışan gözyaşlarının anlatamadıkları o vedalarda saklı…
***
Dostun vedası çok daha başka…
Çok daha duygusal…
Dost, dostluğuna paha biçilemeyenin ta kendisi…
Dosta veda musalla taşında…
Dosta veda son yolculuğunda…
Her nereye gömülecekse mezarının başında…
Öyle yaşlara geldik ki, küssek barışmaya zamanımız yok.
Bu yaşlar darılma, kırılma, küsme yaşları değil.
Sadece cenazelerde bir araya gelme yaşları hiç değil…
Bir dosta daha veda ettik…
Bir yaprak daha düştü…
Bir dostu daha ebedî âleme uğurladık, mekânı cennet olsun diyerek gözyaşlarımız ve Fatihalarla…