Yazar Atsız Burucu, Türkiye’nin suni siyasi tartışmalar ile derinleşen ekonomik buhran arasındaki keskin ayrımını ele almaktadır. Metinde, muhalefet partilerinin kendi içindeki koltuk kavgaları ve kurultay süreçlerinin, halkın gerçek sorunu olan alım gücü kaybını gölgelediği vurgulanmaktadır. Yaklaşık sekiz yıldır süregelen bu durum artık geçici bir kriz değil, toplumsal bir çöküş olarak nitelendirilmektedir. İktidarın ise yönetim süresi uzadıkça geçmişteki tercihlerinin denetlenmesinden çekindiği ve bu yüzden otoriterleşme eğilimi gösterdiği savunulmaktadır. Sonuç olarak, siyasi figürlerin değişiminden ziyade, vatandaşın ekonomik refahını odağa alan çözümlerin asıl öncelik olması gerektiği belirtilmektedir. Bu eser, siyasetin halkın gerçekliğinden kopuşuna dair eleştirel bir perspektif sunmaktadır.
Türkiye son yıllarda iki ayrı gündem yaşıyor.
Birinci gündem televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve siyaset kulislerinde konuşuluyor. Kurultaylar, liderlik yarışları, parti içi çekişmeler, mahkeme kararları ve siyasi polemikler…
İkinci gündem ise markette, pazarda, kirada, faturada ve mutfakta yaşanıyor.
Gerçek olan da budur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan kurultay tartışmaları, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel ekseninde şekillenen mücadeleler ve parti içindeki güç savaşları günlerdir ülke gündemini meşgul ediyor.
Ancak milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkileyen mesele bunlar değildir.
Türkiye’nin asıl sorunu yaklaşık sekiz yıldır devam eden ekonomik buhrandır.
Artık yaşanan tabloyu “ekonomik kriz” olarak tanımlamak yetersiz kalmaktadır. Çünkü krizler geçicidir. Bir noktada başlar ve bir noktada sona erer.
Türkiye’de ise vatandaş sekiz yıldır aralıksız biçimde satın alma gücünün eridiğine tanıklık ediyor.
Maaşlar yükseliyor ancak alım gücü düşüyor.
İnsanlar daha fazla çalışıyor ancak daha az şey satın alabiliyor.
Orta sınıf küçülüyor.

Gençler ev sahibi olmayı hayal bile edemiyor.
Emekliler yaşamlarını sürdürebilmek için yeniden iş arıyor.
Kiralar birçok kentte maaşların rakibi haline gelmiş durumda.
Toplumun önemli bir bölümü artık gelecek planı yapmıyor; yalnızca ay sonunu getirmeye çalışıyor.
İktidarın karşı karşıya bulunduğu temel açmaz da burada ortaya çıkıyor.
Bir dönem siyasal meşruiyetini büyük ölçüde ekonomik büyüme, altyapı yatırımları ve yükselen yaşam standartları üzerinden kuran iktidar, bugün yeni bir başarı hikâyesi üretmekte zorlanıyor.
Çünkü başarı hikâyeleri rakamlarla değil, insanların hayatlarında hissettikleri değişimle yazılır.
Vatandaş cebinde iyileşme görmüyorsa, açıklanan ekonomik verilerin siyasi etkisi sınırlı kalır.
Daha da önemlisi, uzun süre iktidarda kalan yönetimlerin yalnızca seçim kazanma kaygıları olmaz.
Zaman geçtikçe iktidarın devamı, siyasal geleceğin ötesinde farklı anlamlar kazanmaya başlar.
Devlet yönetiminde alınan kararlar, yapılan uygulamalar, kullanılan kamu kaynakları ve geçmişteki tercihler doğal olarak daha fazla sorgulanır hale gelir.
Bu nedenle uzun süre iktidarda kalan yönetimler açısından iktidarı korumak yalnızca siyasi bir tercih değil, aynı zamanda geçmişin tartışılma biçimini belirleyen bir güvence olarak da görülebilir.
Dünyanın birçok ülkesinde görüldüğü gibi, iktidar süreleri uzadıkça koltuğu bırakma isteği azalır.
Çünkü iktidarın kaybedilmesi yalnızca makamın kaybedilmesi anlamına gelmez.
Aynı zamanda geçmiş uygulamaların denetlenmesi, sorgulanması ve kamuoyu önünde yeniden değerlendirilmesi ihtimalini de beraberinde getirir.
Bu nedenle otoriterleşme eğilimlerinin görüldüğü sistemlerde iktidarlar yalnızca yönetmek için değil, yönetmeye devam etmek için de yoğun çaba gösterirler.
Muhalefetin yaşadığı iç çekişmeler ise bu süreçte iktidarın elini rahatlatan gelişmeler olarak ortaya çıkmaktadır.
Ekonomik sıkışmışlığın konuşulması gereken bir dönemde gündemin kurultay tartışmalarına kilitlenmesi, doğal olarak iktidarın işine yarayan bir sonuç üretmektedir.
Siyasetin temel kuralı basittir:
Rakibiniz kendi enerjisini kendi içinde tüketiyorsa, sizin harcayacağınız enerji azalır.
Bugün Türkiye’nin önündeki asıl soru kimin genel başkan olacağı değildir.
Asıl soru, sekiz yıldır süren ekonomik buhranın nasıl aşılacağıdır.
Çünkü vatandaşın hayatına dokunmayan hiçbir siyasi tartışma kalıcı değildir.
Kurultaylar gelir geçer.
Liderler değişir.
Partiler dönüşür.
Ancak boşalan cüzdanların ve kaybolan umutların bıraktığı izler çok daha uzun süre toplumun hafızasında yaşamaya devam eder.
Atsız Burucu (Mehmet Hoca), Kocamustafapaşa, İstanbul – 22.06.2026 22:13