Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Trump’a “Hoş Geliyorsun” Hediyesi!..

Trump’a “Hoş Geliyorsun” Hediyesi!..

featured

Yazar Müyesser Yıldız, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’un fethine dair milliyetçi söylemleri ile Fener Rum Patrikhanesi’ne yönelik izlenen politikalar arasındaki çelişkilere dikkat çekmektedir. Metinde, Yunanistan ve Batı dünyasının İstanbul için kullandığı “Konstantinopolis” ifadesi ve Patrik Bartholomeos’un “ekümenik” unvanını yaygınlaştırma çabaları eleştirel bir dille ele alınmaktadır. Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına dair hazırlıklar, Türkiye’nin egemenlik hakları ve Lozan Antlaşması çerçevesinde bir tehdit olarak sunulmaktadır. Özellikle hükümetin bu taleplere yaklaşımı, dış politikada verilen bir taviz ve Batı ile ilişkileri düzeltme çabası olarak yorumlanmaktadır. Son bölümde ise tarihçi Halil İnalcık’ın uyarılarına atıf yapılarak, Patrikhanenin siyasi statüsünün genişletilmesinin tarihi ve hukuki riskleri vurgulanmaktadır.

 

Erdoğan 29 Mayıs’taki “İstanbul’un Fethi’nden Gönüllerin Fethine” programında yaptığı konuşmada; İstanbul’un 1453’ten bu yana “Türk İstanbul” olduğunu, ancak bu fethi hâlâ içine sindiremeyen hazımsızlar bulunduğunu söyledi.

Devamını şöyle getirdi:

“Ne diyor onlar? ‘Her kim “Zulüm 1453’te başladı” diyorsa, maskesini indirin, altından 1453’te mücadele ettiğimiz karanlık yüzler çıkacaktır. Her kim “İstanbul’un statüsü değişsin” diyorsa, bunlar Topkapı’da okunan Kur’an’ı, Ayasofya’da okunan ezanı içlerine sindiremeyenlerdir. Her kim İstanbul’da inşa ettiğimiz yüksek medeniyeti görmezden gelerek, “Göçebe barbarlar Anadolu’daki medeniyeti tahrip etti” diyorsa, pelerinini kaldırın, göğsüne kazınmış Bizans dövmesiyle karşılaşırsınız… Bunların kim olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Allah’ın izniyle bu zihniyetin temsilcilerine dün fırsat vermedik, bugün de yarın da fırsat vermeyeceğiz.’”

Bundan iki gün sonraki Kabine toplantısında yine İstanbul’un fethinden ve “Zulüm 1453’te başladı” yazısından söz eden Erdoğan, “Bu aziz şehri iş bilmez, tarih bilmez, kadir kıymet bilmez kifayetsizlerin insafına bırakmayacağız” diyerek konuyu CHP’li belediyeye bağladı.

Birkaç gün önceki “Fetih Ruhu Yarışmaları Ödül Töreni”nde de Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Türkiye’de uzun yıllardır toplumsal bir ayrışma yaşandığını, bunun en net örneklerinden birisinin 1453’e bakışta ortaya çıktığını anlatıp bir kesimin 1453’ü zulmün başlangıcı gördüğünü, kendilerinin ise fetih olarak değerlendirdiğini vurguladı.

“Zulüm 1453’te başladı” söyleminin yegâne sebebi, Gezi olayları sırasındaki ne idüğü belirsiz bir yazı. İşte bunun üzerinden 13 yıldır AKP’yi desteklemeyenleri hedef alıyor, dışarıda ise İstanbul’u hâlâ “Konstantinopolis” sayanlardan sadece İsrail’e verip veriştiriyorlar.

Oysa o kadar çoklar ki!..

“KONSTANTİNOPOLİS” FAALİYETLERİ TAM GAZ

Lozan’a göre bir Türk kurumu olan Fener Rum Patrikhanesi’nin başındaki Türk vatandaşı Bartholomeos’un artık alenen “Konstantinopol – Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik” unvanını kullanması bir yana; işte son üç örnek:

İstanbul’un fethinin yıl dönümünde Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, “Konstantinopolis’in Fethi’nin 573. yılında, Bizans döneminin kültürel mirası Yunan dili, edebiyatı ve Ortodoks inancı aracılığıyla canlılığını korumaktadır… ‘Şehir düşmedi’ ifadesi, sönmez tarihsel belleğin ve ulusal sürekliliğin sembolü olarak kalmaktadır.” diye paylaşım yaptı…

Geçtiğimiz günlerde Türkiye-Yunanistan 1. Kültür Forumu kapsamında önce Kapadokya’ya, ardından İstanbul’a giden Kültür Bakanı Lina Mendoni, “Ekümenik Patrik Bartholomeos”a çalışmaları hakkında bilgi verdi. Yunanistan Kültür Bakanlığı’nın bu ziyaretle ilgili açıklamasında İstanbul için “Konstantinopol” denildi…

Önceki gün ise “Konstantinopolis’te Eğitimi Güçlendirme” adlı bir program kapsamında 2026 “Ekümenik Patrik Bartholomeos Ödülü”, armatör olan bir Yunan vakfının kurucusu, aynı zamanda Patriklik Başpiskoposu Athanasios Martinos’a bizzat Bartholomeos tarafından verildi. Ödülün sebebi, Martinos’un “Ekümenik Patrikhaniyeye ve Konstantinopolis Rum Ortodoks cemaatine verdiği destek ile şehirdeki Yunan diasporasının tarihi eğitim, dini ve toplumsal kurumlarının korunmasına ve canlandırılmasına yaptığı katkılar.”

Şu “Konstantinopolis’te Eğitimi Güçlendirme” programı neyin nesi, kısaca bu konuda bilgi verelim. 2023 yılında “Ekümenik Konstantinopolis Federasyonu” ile mesleki ve dil becerileri konusunda lider olduğu belirtilen bir şirketin ortaklığıyla kurulmuş. İstanbul’un yanı sıra Bozcaada ve Gökçeada’da ikinci kuşak göçmenlere kadar olan genç bireylere lisansüstü ve doktora çalışmalarında mali destek sunuyormuş.

Armatör, vakıf kurucusu ve başpiskopos Athanasios Martinos kim, buna da bakalım. 29 Mayıs 2024’te (tarihe dikkat) Atina’da düzenlenen 1. Küresel Başrahipler Zirvesi’nde “Ekümenik Patrik Bartholomeos Vakfı”na 300 bin dolar bağışlarken; “Konstantinopolis’in kültürlerin ve dinlerin kavşağında bulunduğunu”, bu nedenle “Ekümenik Patrikhane’nin dünya çapında faydalı bir etki sağlamak için eşsiz bir konumda olduğunu” vurguladı… Bartholomeos’un “Sovyetler Birliği’nin baskısı altında acı çeken Ukrayna Kilisesi’ne bağımsızlık vermesinin, Ekümenik Patrikhane’nin dünya çapındaki etkisini ve saygınlığını artırdığını” kaydetti.

“Konstantinopolis’teki Ortodoks Hristiyan varlığını korumak ve yeniden kurmak için cömertçe bağışlarda bulunmasıyla” tanınan Martinos’un bir diğer önemli özelliği ise şimdilerde açılacağı konuşulan Ruhban Okulu’nun yenilenmesi masraflarını üstlenmesi.

 

YUNANİSTAN’A “RESMÎ ZİYARET”

Şimdi de Ruhban Okulu’nun açılmasına gelelim. ABD, AB ve Yunanistan’ın bastırması nedeniyle on yıllardır gündemdedir o konu, ama Patrik Bartholomeos’un mayıs başındaki Yunanistan ziyaretinde yaptığı açıklamayla yeniden konuşulmaya başlandı. Bartholomeos ne söyledi; okulun eylülde “görkemli bir açılışla” faaliyete geçeceğini…

Oysa ondan çok önce, bunu evvela Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack açıklamış, ardından konu hem Bartholomeos’un hem de Erdoğan’ın Beyaz Saray’da Trump’la gerçekleştirdiği görüşmelerde gündeme gelmiş, Bartholomeos da ocakta Yunan medyasına Ruhban Okulu’nun açılacağı müjdesini verirken Erdoğan’a açılışı birlikte yapma davetinde bulunmuştu.

Bartholomeos’un son Atina ziyaretine dönersek; onları ne ilgilendiriyorsa, Ruhban Okulu’nun açılışı konusunda Yunanistan Başbakanı Miçotakis’i bilgilendirdi. Miçotakis de Yunan devletinin her zaman Patrikhane’nin yanında durduğunu belirtti.

Şunun da özellikle altını çizelim; “yerli ve millî medyamız”, Bartholomeos’un Atina’ya gidişini, “resmî ziyaret” olarak sunmakta herhangi bir beis görmedi. Devlet yöneticisi mi ki “resmî ziyaret” düzenliyor?!

 

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANIYLA”

Ruhban Okulu’nun açılması canlanırken geçen hafta dikkat çekici bir gelişme daha oldu: Erdoğan, Bartholomeos’u Saray’da ağırladı.

Cumhurbaşkanlığı açıklamasında Erdoğan’ın Bartholomeos’u “kabul ettiği” belirtilirken görüşmenin içeriğine ilişkin herhangi bir bilgi verilmedi.

Peki bu görüşme Patrikhane’nin internet sitesinde nasıl duyuruldu?

“Ekümenik Patrik Türkiye Cumhuriyet Cumhurbaşkanıyla” başlığı kullanıldı… “Kabul edildi” yerine “görüştü” denildi… Ve görüşmede, “Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına odaklanıldığı” belirtildi.

Bu ifadeler, kendilerini Fatih Kaymakamlığına bağlı bir Türk kurumu saymadıkları ve Erdoğan’ın eşiti gördükleri anlamına gelmiyor mu?!

Erdoğan-Bartholomeos görüşmesi üzerine ABD medyası Bloomberg’in yorumu ne oldu; Ruhban Okulu’nun yeniden açılması girişiminin, hem “Ankara ve Washington arasındaki ilişkileri iyileştirmeye yönelik daha geniş çabaların bir parçası”, hem de “ABD ve AB’nin Türkiye’de daha fazla dini özgürlük çağrılarına yanıt niteliğinde” olduğunu kaydetti.

Biz de şöyle formüle edelim; temmuzdaki NATO zirvesi için beklenen Trump’a, “Hoş geliyorsun” hediyesine benziyor. İster misiniz, hazırlıkları yetiştirip açılışı da birlikte yapsınlar…

 

AB’NİN TALEPLERİNE BAKMAK YETER

Ruhban Okulu’nun Patrikhane’nin dayattığı şartlarla açılmasının ne anlama geldiğini çok yazdık. O yüzden bunları tekrarlamak yerine Avrupa Parlamentosu’nun son Türkiye raporundaki talepleri aktarmakla yetinelim.

Raporda, “1971’den beri kapalı olan Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasının, dini ve azınlık haklarının tanınmasında önemli bir olumlu adım olarak memnuniyetle karşılandığı” belirtilirken şu taleplerde bulunuldu:

“Etnik ve dini azınlıkların tüzel kişilikleri, din adamı eğitimine sınırlı erişim ve mülkiyet haklarından yararlanmada süregelen zorlukların giderilmesi… Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum Ortodoks nüfusu konusunda Venedik Komisyonu tavsiyeleri, Avrupa Konseyi ve AİHM kararlarının uygulanması… Ekümenik Patrikhane’nin dünyanın dört bir yanındaki Ortodoks Hristiyanlar için önemine saygı gösterilmesi, Venedik Komisyonu tavsiyesine uygun olarak Ekümenik Patrikliğin tüzel kişiliğinin ve Ekümenik Patriğin dini unvanının kamusal kullanımının tanınması.”

Şaka gibi, ama; ABD ve AB başta olmak üzere tüm dünya gövdesine kadar Patrikhane işinin içine girmişken raporda; Türkiye’nin Batı Trakya’daki soydaşlarımıza sahip çıkması, “AB üye devletlerinin iç işlerine müdahale” olarak yorumlandı, iyi mi?!

 

HALİL İNALCIK’I REFERANS ALIYORSANIZ

Erdoğan, İstanbul’un fethi etkinliğinde “Tarihçilerin Kutbu” olarak bilinen ve 2016’da vefat ettiğinde Bakanlar Kurulu kararıyla Fatih Camii Haziresi’ne defnedilen Prof. Dr. Halil İnalcık’ı referans gösterdi.

Öyleyse biz de bu emperyalist talepleri yerine getirmeye çalışan yetkililerimize Prof. İnalcık’ın, Patrikhaneyle ilgili 2008’de yaptığı şu uyarıları hatırlatalım:

“Patrik Bartholomeos’un, ‘Patrikhane’nin Bizans döneminden beri kesintisiz devam ettiği ve Bizans döneminden gelen Ortodoks hakları üzerindeki evrensellik iddiasını hâlâ sürdürdüğü’ iddiası tarihi verilere tamamıyla aykırıdır.”

“Türk hükümetlerinin de göz yumması sonucu, Lozan’daki statüyü değiştirme yolunda oldubittiler gerçekleştirdiler… Patriğin siyasetçileri tebrik, ziyaret etme girişimlerine tavır konmadı… Türkiye’yi ziyaret eden yabancı liderlerin Patrik’i ziyareti vazgeçilmez bir protokol haline döndü.”

“Türkiye açısından Patrikhane’nin statüsü Lozan’da belirlenmiştir… Türk hükümetleri Lozan’ın delinmesini amaçlayan her hareket karşısında olmalıdır. Patrik’in Yunan destekli iddialarını kabullenirsek, Lozan delinmiş olur. Yunanlar, AB’nin de gücünü kullanarak, İstanbul’da Ortodoks dünyasını temsil eden bir makam yaratmak istiyor. Patriklik ve Yunan hükümeti ‘Megali İdea’nın gerçekleşmesi için iş birliği yapıyor. 18. asırdan beri bütün Yunanların gönlünde yatan emel İstanbul’da Yunan hâkimiyetini yeniden kurmak, Kıbrıs’ta, Pontus’ta, Batı Anadolu’da Bizans’ı ihya etmektir… Ekümeniklik kabul edilirse, Türkiye’nin değil Yunanistan’ın gelecekteki planlarını en iyi temsil eden kişi olur. Türkiye’nin elçisi ise Kıbrıs ve Ege sorunlarında Yunanistan’a karşı neden Türkiye’ye destek olmuyor? Yunan makamları, Patrikhane için ‘Türkiye’nin büyükelçisi’ tanımını yapıyor?”

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!