Roza Kurban
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Öğretmen Çocuğundan Genel Başkan, İşçi Kızından Müdür Olur

Öğretmen Çocuğundan Genel Başkan, İşçi Kızından Müdür Olur

featured

Yazar Roza Kurban, aile kökeni ve toplumsal sınıf üzerinden yapılan ayrımcılığı kendi yaşamından ve güncel siyasetten örneklerle eleştirmektedir. Metin, CHP lideri Özgür Özel’e yönelik küçümseyici ifadeler ile yazarın geçmişte bir işçi kızı olarak maruz kaldığı önyargıları birbirine bağlamaktadır. Tataristan’da bir okul müdürüyken yaşadığı anılarını paylaşan yazar, bir bireyin başarısının ve liyakatinin ailesinin mesleğiyle ölçülemeyeceğini savunmaktadır. İnsanları doğuştan gelen statülerine göre değerlendirmenin insan onuruna aykırı olduğu ve asıl değerin emekle kazanıldığı vurgulanmaktadır. Kendi geçmişini reddeden yöneticilerin tutarsızlığına dikkat çekilerek, makam sahibi olanların vicdan ve tevazu sahibi kalmaları gerektiği hatırlatılmaktadır. Sonuç olarak bu yazı, her türlü sınıfsal kibrin karşısında alın terinin ve dürüst mücadelenin üstünlüğünü yücelten bir ders niteliği taşımaktadır.

 

CHP lideri Özgür Özel hakkında bir partili tarafından dile getirilen “Öğretmen çocuğundan genel başkan olur mu?” sözlerini duyunca yıllar önce yaşadığım bir olay aklıma geldi. Çünkü ben de bir zamanlar benzer bir önyargının hedefi olmuştum. Bu sözler sadece bir siyasetçiye yönelik bir saygısızlık değildir; aynı zamanda emeğiyle yaşayan milyonlarca insanı küçümseyen, insanın değerini ailesinin mesleğiyle ölçen köhnemiş bir zihniyetin dışavurumudur. İnsanların başarılarını doğdukları aileye göre değerlendirmek, fırsat eşitliğine ve insan onuruna aykırı olduğu kadar vicdanla da bağdaşmaz.

Benzer bir olayı 1994 yılında, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Tataristan’da yaşamıştım. O dönemde bir köydeki anaokuluna müdür olarak atanmıştım. Göreve başladıktan kısa bir süre sonra Yeşil Üzen şehrinin birinci vali yardımcısı Fedorov Aleksandr Stepanoviç’in (1944) benim hakkında, “İşçi kızından okul müdürü olur mu hiç?” dediğini duydum. Bu söz beni şaşırtmıştı. Çünkü annem o yıllarda tuğla fabrikasında işçi olarak çalışıyordu ve bundan her zaman gurur duydum. Daha da ilginci, bu sözleri söyleyen kişinin de varlıklı bir aileden gelmemesiydi. Fedorov’un da yoksul bir ailede yetiştiği biliniyordu. Hayatın zorluklarını yaşamış, emeğin ne demek olduğunu öğrenmiş bir insanın, başka bir emekçi ailesinin çocuğunu küçümsemesi bana her zaman büyük bir çelişki gibi gelmiştir. İnsan bazen başkalarının değil, kendi geçmişinin inkârcısı olabiliyor.

Aradan çok geçmeden bir heyetle birlikte okula geldi. Ziyaret boyunca bende bıraktığı izlenim, eğitim faaliyetlerini incelemekten çok eksik ve kusur aramak istediği yönündeydi. Binayı gezdi, çeşitli sorular sordu ve sonunda yaklaşık kırk yıllık okulun havalandırma sisteminin değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Elbette haklıydı; sistem gerçekten de eskimişti. Ancak söyleniş biçiminde çözüm arayışından çok eleştirme isteği hissediliyordu. O sırada genç bir müdürdüm. Buna rağmen hiç telaşlanmadan ve kendimden emin bir şekilde şu cevabı verdim: “Para ayırırsanız yaptırırım.” Bu cevap karşısında söyleyecek fazla sözü kalmadı. Çünkü mesele benim işçi kızı olmam değildi. Mesele, yıllardır ihmal edilmiş bir eğitim kurumunun ihtiyaçlarının karşılanmasıydı. Bir insanın anne ve babasının hangi işi yaptığı, onun bilgi, liyakat ve çalışma azmini belirlemez.

Yıllar geçti… 1994 yılında Tataristan’da duyduğum bu söz ile bugün Türkiye’de duyduğum söz arasında aslında büyük bir fark yoktur. Değişen ülkeler ve dönemler olsa da insanları kökenlerine göre değerlendiren anlayış ne yazık ki varlığını sürdürebilmektedir. Kimi zaman bir işçinin çocuğu, kimi zaman bir öğretmenin, çiftçinin ya da emekçinin evladı küçümsenmeye çalışılıyor. Oysa toplumları ileriye taşıyanlar, doğuştan sahip oldukları unvanlarla övünenler değil; çalışarak, okuyarak ve mücadele ederek bir yerlere gelen insanlardır.

Bugün dönüp geriye baktığımda rahmetli annemin tuğla fabrikasında çalışmış olmasını bir eksiklik değil, bir onur vesilesi olarak görüyorum. Çünkü alın teriyle kazanılmış ekmekten daha değerli bir miras yoktur. Asıl üzücü olan ise, yoksulluğun içinden çıkıp yükselen bazı insanların, geldikleri yeri unutup başkalarına yukarıdan bakmaya başlamalarıdır. İnsan büyüdükçe makamı değil, vicdanı büyümelidir. Aksi hâlde elde edilen mevki ne kadar yüksek olursa olsun, insan kendi geçmişine yabancılaşmaktan kurtulamaz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!