Yazar Özcan Pehlivanoğlu, Türkiye’deki ekonomik dar boğazı ve derinleşen yoksulluk sorununu zengin siyasetçilerin perspektifinden eleştirel bir dille ele almaktadır. Metin, toplumun refah seviyesi düşerken karar verici mekanizmalardaki varlıklı kesimin halkın yaşadığı geçim sıkıntısını gerçek anlamda kavrayamadığını savunur. Siyasetin finansmanındaki şeffaflık eksikliği ve mevcut politikacıların halktan kopuk yaşam tarzları, toplumsal sorunların çözümünün önündeki temel engeller olarak sunulur. Yazar, yoksul halkın kendi haklarını savunmak adına siyasette temsil edilmesi ve demokratik tepkilerini daha gür bir sesle dile getirmesi gerektiğini vurgular. Sonuç olarak, mevcut siyasi yapının değişmemesi durumunda dar gelirli vatandaşların ekonomik durumunun iyileşmesinin mümkün olmadığı ifade edilir.
“Bugün emeklinin aylığına %17,76 oranında artış yapılacak… Yeter mi? Tabii ki yetmez! Ancak siyasetçi zengin tayfasından olunca yoksulun, açın halinden anlamaz… Bunu yıllar önce aşağıda olduğu gibi yazdım! Biz bir irade ortaya koyamayınca bazı şeyler kader haline geliyor… Okuyacağınız yazıda rakamlar 2020-2021 yıllarına ait… Tablo bugün daha da ağırlaştı. Bakalım halkımız ne zaman uyanacak?”
Türkiye ağır sorunlarla boğuşuyor. Bunlardan biri de yoksulluk. Yoksulluk 2020 yılında TÜİK’in resmi verilerine göre %27,4 artmış.
Buna göre Türkiye’de 27 milyon 600 bin kişi mutlak yoksulluk içinde yaşıyor.
Bu yetmemiş gibi 01 Temmuz 2021 tarihinde elektriğe %15, konutlarda kullanılan doğal gaza %12 ve LPG’ye önemli oranlarda zam geldi.
Bu zamlar geliri sabit olan kitlelerde yoksulluğu artıracak ve 2021’de yoksul sayımız daha da katlanarak artacaktır.
Bu duruma yol açan, ülkeyi kötü yöneten siyasetçilerdir. İki kutuplu Türkiye siyasetinde iktidar uyguladığı ekonomik politikalarla yoksulluğun artışına neden olurken, muhalefet de güven vermeyen tutumu ile kamuoyu araştırmalarına göre bir türlü öne geçememektedir.
Türkiye’de siyaset düzelecek ki yoksullukla boğuşalım!
Ülkemizde yoksulların siyasete katılmaları diye bir şey söz konusu değildir.
İster iktidarda olsun isterse muhalefette, neredeyse tüm siyasetçilerin hali vakti iyi, yani tabiri caizse tuzu kurudur.
Allah daha çok versin. Servet düşmanlığı içinde değiliz… Ancak açın, fakirin, yoksulun derdinden aç olan, fakir ve yoksul olan anlar; nitekim (tok açın halinden anlamaz gibi) pek çok atasözümüz ve deyişimiz var.
Öyleyse zengin siyasetçilerimiz yoksul halkın halinden nasıl anlayacaktır?
Bugün Yalçın Doğan, T24’teki yazısında emekli büyükelçi Yalım Eralp’in kitabında yer alan bir anekgottan bahsediyor.

Hindistan hükümeti 1989 yılında elektriğe %25 zam yapınca, 1 milyon insan başkent Yeni Delhi’de oturma eylemi yapıyor ve Hint hükümeti zammı %10’a çekmek zorunda kalıyor.
Yani zamdan etkilenen yoksul halk, ancak kendi eylemi ile bir menfaat elde ediyor.
Bir de “siyasetin finansmanı” diye bela bir konu var ki hiç sormayın! Bu konuda da kamuoyuna yansıyan bilgilerden anlıyoruz ki;
iktidar ve muhalefet kanadının birbirinden hiçbir farkı yok! Yani bu konuda da “at izi it izine” karışmış durumda…
Hal böyle olunca, gidip fakir ve yoksul halkın ya da ekonomik sıkıntıya düşmüş insanların derdini dinleyen ve onlara “vah vah” ya da “çok haklısınız” diye anlamlı sözler sarf eden zengin siyasetçilerin varlığı ve tahakkümü, ülkemiz ve yoksullarımız için büyük bir ironidir.
İnşallah yoksullukla boğuşanlar bir an önce tuzu kuru siyasetçilerin arasında yoksullar adına siyasette temsili yakalar da en azından bu trajikomik görüntüleri izlemekten kurtuluruz.
Değerli vatandaşlarımız şunu iyi bilmelidir ki; tuzu kuru zengin siyasetçilerin yoksullaşan halkımızı anlaması ve onu refaha kavuşturması mümkün değildir.
Aksini düşünmek ve onlardan bu konuda çözüm beklemek, bugüne kadar olduğu gibi aptallık olur.
Türk siyasetinde toplumun tüm katmanlarının hakça temsil edildiği, siyasetin finansmanının şeffaflaştığı, siyasetimiz üzerinde oligarşik ve feodal yapıların zincirlerinin kırıldığı ve içinde geleceğin refah toplumunu barındıran bir Türkiye’yi hep birlikte görmek istiyoruz.
Gelin, tuzu kuru siyasetçilerin bizleri aptal yerine koymasına daha fazla müsaade etmeyelim!
“Ne diyorsunuz? Beş yıl önceki halimiz buymuş! Bugün değişen bir şey var mı?“
