Roza Kurban
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Rus Zulmüne Başkaldıran Batırşa (Bahadur Şah)-IV

Rus Zulmüne Başkaldıran Batırşa (Bahadur Şah)-IV

featured
0
Paylaş

Bu yazı, 18. yüzyılda Rus İmparatorluğu’nun uyguladığı ağır vergiler ve dini baskılara karşı Batırşa (Bahadur Şah) önderliğinde başlatılan 1755 Başkurt Ayaklanması’nı detaylandırmaktadır. Batırşa, Türk ve Müslüman halkları sömürgeci düzene karşı cihat ve birlik çağrısıyla harekete geçirerek Rus baskısına karşı toplumsal bir direniş örgütlemiştir. İsyan her ne kadar Rus askeri gücü ve stratejik hilelerle bastırılmış olsa da, camilerin inşası ve zorunlu askerliğin kaldırılması gibi bazı dini ve siyasi hakların kazanılmasını sağlamıştır. Kaynaklar, Batırşa’nın kişilik özelliklerini, direnişin planlanma aşamalarını ve ailesinin maruz kaldığı trajik sürgün sürecini ele almaktadır. Son bölümlerde ise Batırşa’nın yakalanma süreci, sorgulanması ve Rus yönetimi tarafından en tehlikeli düşmanlardan biri olarak görülmesi üzerinde durulmaktadır.

 

1755 BATIRŞA İSYANI

İktisadi yağma, siyasi ve dini zulüm gün geçtikçe artmış, çekilemez hale gelmiştir. Gün geçmemiş ki bölge halkı aleyhinde bir karar çıkmasın. Zaten bölgede yaşayan Türkler çok ağır yükümlülük altında geçimlerini sağlamıştır. 1754 yılının Mart ayında çıkan “Tuz Kanunu” bardağı taşıran son damla olmuştur. XVIII. yüzyıl ortalarında İdil-Ural bölgesindeki durumu S. İ. Rudenko şöyle kaleme almıştır: “Daha önce bekçilik görevini esas olarak tarhanlar yapar, 18. yüzyıl ortalarından başlayarak bu göreve bütün haraç ödeyen halklar çekilir. İlkbahardan sonbahara kadar 8 aileden bir kişi “her kişi 2 at ile” bu görevi yapar. İşte o zaman Başkurtlara posta kamplarını geçindirme veya kamplar arasında posta yüklerini at arabasıyla taşıma gibi ağır yükümlülük getirilmiş ve bu yükümlülük genişletilmiştir. Başkurtlardaki genel hoşnutsuzluk 1754 yılındaki buyruktan dolayı patlak verir. Bu buyruğa göre, halkın önceden serbest yararlandığı tuz kaynakları yasaklanır ve 1 pud (pud, 16,3 kilograma eşit olan ağırlık birimidir) tuzu hazineden 35 kuruşa satın alma zorunluluğu getirilir. Bunun yanı sıra eskiden toplana gelen haraçlar da alınmaya devam eder.” (Rudenko, 2001: 35) . Ruslar tuz satma yoluyla hazinenin gelirini 4 katına çıkarmayı planlamıştır. Bölge halkı arasında gergin bir ortam yaratan “Tuz Kanunu” ayaklanmaların alevlenmesinin de nedenlerinden birisi olmuştur.

Tüm yaşanan baskı, zulüm, sürgün, işkence, iktisadi zorlukların canlı şahidi olan Batırşa, milletini Rus Emperyalizminden kurtarmak için bölgede yaşayan Türklere cihat çağrısında bulunulan bir müracaat yazmıştır. 1755 yılının Mayıs ayında Nogay Yolu Kelçir-Tabın nahiyesinden İsmail adlı bir Başkurt, Batırşa’ya bir mektup getirmiş. Bu mektupta Başkurtların Mayıs ayı sonlarında isyana hazırlandıkları hakkında haber verilmiştir. Mektup, bölge halkının Batırşa’yı ayaklanmanın lideri olarak gördüklerinin delilidir. Batırşa’nın ayaklanmanın lideri olarak seçilmesinde hiç kuşkusuz onun insani vasıflarının önemi büyüktür. Zeki Velidi Togan, Batırşa’nın kişilik özelliklerini şu satırlarla ifade etmiştir: “Son derece cesur ve anut (inatçı) bir zattı… Kendisi siyasi bir zattı. Az söyler çok dinlerdi… Batırşah âlim ve tarihten de haberdar olduğundan Türkistan, Hiva ve Buhara halklarını da Ruslara karşı uyanık bulunmaya davet eden bir mücahittir.” (Togan, 2003: 89, 97). Mektuptaki haber, Batırşa’nın “müracaat”, kendi tabiriyle “tahrizname” yazmasına neden olmuştur. Bölge halkının birbirinden habersiz hareket etmemesini sağlamak, topyekûn ayaklanmak amaçlı yazılan ve 9 sayfadan ibaret olan bu müracaatı Batırşa 1755 yılının Mart-Mayıs aylarında hazırlamıştır. Batırşa’nın müracaatı, Rus emperyalizminin sömürge siyasetini açık bir şekilde örneklerle gözler önüne sermiştir. Rus sömürgesinden millet olarak yok olmadan kurtulmak gerektiğinin altını çizmiştir. Batırşa sözlerini Kuran’dan ayetler ve hadislerle de desteklemiştir. O, millete müracaatında kâfir Rus’a hizmet etmemeye davet ederken şöyle demiştir: “Gelecekte bu kâfire itaat etmeyelim, boyun eğmeyelim, onun dediğini yapmayalım!” Batırşa yalnız Başkurt ve Tatarları değil, Kırgız-Kazakları da Ruslara karşı uyanık olmaya, onların gönderdiği hediye ve mallara kanmamaya, kurduğu tuzaklara düşmemeye, dikkatli olmaya çağırmıştır. Rusların fitne-fesat gibi çeşitli sinsi yollarla bölgedeki Türklerin aralarını bozarak bölmeye çalışması kimse için bir sır değildir. Batırşa müracaatında: “Ey doğru iktisatlı, pak dinli müminler, katlanınız! Birleşiniz! Birleşiniz! Gazilik atlarınızı ve silahlarınızı hazırlayınız! Ok, kılıç, mızrak ve her ne lazımsa, elinizden geldiğince hazırlayınız!” demiştir. (İslayev, 2005: 76) . Bölge halkının durumunu etraflı bir şekilde kaleme alması, sömürgeci Rusları bölgeden defedip Tatarların devletini yeniden kurmak gibi amaçları Müslüman Türklerin önüne koyması müracaatın önem ve anlamını daha da arttırmaktadır. Din adamları, bilginler, komşu Kazak-Kırgızların da onayıyla ayaklanmanın günü Ramazan Bayramından sonra 3 Temmuz 1755 olarak belirlenmiştir. Genelde ayaklanmalar aniden patlak verir, günü belli olmaz. Fakat Batırşa Ayaklanması, belki de tarihte bir ilktir bu bakımdan, çünkü ayaklanmanın hem amacı, hem planı, programı, hem de yapılacağı tarihi belli olmuştur. Tahrizname tamamlandıktan sonra Batırşa şakirtlerini Sibirya, Nogay, Usa ve Kazan Yollarına göndermiştir. Batırşa’nın öğrencileri Müslüman Türkler olan her yerde propaganda işlerini başarılı bir şekilde yürütmüş, topluma ulaşmayı başarmıştır. Batırşa kendisi de boş durmamış halkın arasına karışmıştır. Böylelikle Batırşa’nın millete müracaatı tüm bölgelere dağıtılmış ve halk ayaklanma hazırlıklarına başlamıştır. Batırşa Müslümanlara cihat çağrısında bulunmanın dışında Rusların korkulu rüyası olan “Pantürkizm”in de temellerini attığı ile ilgili F. İslayev şunları yazmıştır: “Batırşa molla, İslam birliğinden başka, Türk Birliği’nin esaslarını, daha sonra “Pantürkizm” diye adlandırılan, Rusların korkuya kapılmasına neden olan fikrin de temellerini atmıştır. Büyük olasılıkla, o Müslümanların desteğini Türk Birliği’nden ayrı düşünmemiştir.” (İslayev, 2005: 77).

Ayaklanma tarihi 3 Temmuz 1755 olarak belirlenmiş olsa da, zamanından erken patlak vermiştir. 15 Mayıs 1755’te Nogay Yolu Börcen nahiyesinde Yelan Utkal ve Hodaybirde başkanlığındaki Başkurtlar, Ural Dağları’na maden ve değerli taşlar aramaya gelen ekibin başkanı Bragin ve 6 arkadaşını öldürüp Talkaş Gölü’ne atmışlardır. Bölgeye araştırma için gelen Ruslar yerlilere göz açtırmamış, köyleri yağmalamış, erkekleri kırbaçlamış, kadınlara tecavüz etmiştir. Nogay Yolu’nun güney bölgesini araştırmaya gelen Bragin de halka aynısını yapmış; daha fazla bu gibi zorlamalara dayanamayan yerliler Bragin ve ekibini öldürmüştür. Bu olay bölge halkını cesaretlendirmiştir. 18 Mayıs 1755 tarihinde, İset Yolu’ndaki Sapsal posta istasyonunu ve Bragin’in evini darmadağın eden Başkurtlar bölgede Ruslara hizmette bulunan bölge halkı iş bırakmıştır. Orenburg valisi Neplyuyev, olayları bastırmak ve isyancıları cezalandırmak için Börcen’e Yarbay İsakov başkanlığında asker göndermiştir. Ayaklanmaya katılanlar aileleri, akrabalarıyla birlikte tutuklanmış, mal mülkleri müsadere edilmiştir. Bazı isyancılar Kazak bozkırlarına kaçmıştır. Tutuklananlar acımasız bir şekilde cezalandırılmış, bölgedekilerin büyük bir kısmı ayaklanmadan sonra çevredeki orman ve dağlara sığınmış, bazıları ise komşu nahiyelere taşınmıştır. Böylece Neplyuyev ayaklanmayı bastırmış, bölge halkını “sakinleştirmiş” gibi gözükse de, bu isyan ilerideki isyanlar için cesaret ve ilham verecektir.

Börcen’deki ayaklanmadan haberdar olan Batırşa, birlikte ayaklanma fikrinden vazgecmemiş, aksine işi daha da ciddiye alarak halk arasında propagandaya başlamıştır. Batırşa Börcen’e doğru hareket etmiş, burada bölge halkı ile görüşmüş, isyanın neden bastırıldığının sebeplerini anlamaya çalışmış ve birlikte hareket etmenin önemli olduğunu söylemiştir. Buradan Orenburg’a giden Batırşa, yolda da görüşmelerine devam etmiştir. Orenburg’a İbrahim Hazret’in fikrini almak için gelmiştir. 2 gün süren görüşmeler sırasında İbrahim Hazret, Batırşa’ya tüm dört yol halkının isteği olan “ahundluk” görevini teklif etmiş, fakat Batırşa bu teklifi “Benim yerim şimdi cami minberi değil savaş alanıdır” diyerek kibarca reddetmiştir. Batırşa bir nevi Rus’a hizmet etmek istememiş olsa gerek, çünkü ahundluk görevi resmi bir vazifedir ki, Batırşa da ne yapacağını çoktan kararlaştırmıştır. Orenburg’da işi bittikten sonra Batırşa Kargalı’ya gelmiştir. Gabdesselam Ahund’un evinde misafir olarak kalan Batırşa, burada da bölge halkı ile fikir alışverişinde bulunmuştur. Sonra Batırşa Karış köyüne dönmüş ve ayaklanma hazırlıklarına girişmiştir. Nogay Yolu için 9 Ağustos 1755 tarihi, ayaklanma günü olarak belirlenmiştir.

9 Ağustos’ta patlak veren yeni ayaklanmalar Rusların hesabında olmamıştır. Rusların kurduğu kale ve fabrikaları ateşe veren, askerlerini öldüren, posta istasyonlarını ele geçiren isyancılar Orenburg valisi Neplyuyev’i çaresiz bırakmıştır. Daha önceden ayaklanmaları bastırmak için bölgeye 30 bin asker sevk eden vali, isyanı bastırmak için her yolu denemiştir. Askeri güç kullanmanın yanı sıra hile, yalan dolan, satın alma, acımasız işkence gibi çarelere de başvuran Neplyuyev, Başkurtlarla Kazakların arasını açmak ve birbirine karşı kışkırtmak için kardeş millet arasına fitne fesat tohumlarını ekmekten çekinmemiştir. General Neplyuyev, tüm Müslümanlara Orenburg ahundu İbrahim adından Batırşa’ya karşı bir mektup yazdırmıştır. Mektupta, isyancı Başkurt-Tatarların Kazakların topraklarını, mal mülklerini yağmalamak istedikleri, Batırşa’nın yurdun huzurunu ve çariçenin kanunlarına karşı hareket ettiğinin altı çizilmiştir. Ayrıca, Batırşa’nın kendi çıkarları uğruna masum insanları ölüme sürükleyen bir hain olduğu yazılmıştır. Mektubun sonunda, isyancı Tatar-Başkurtların zalim olduklarını, bölgedeki birçok Tatar-Mişeri boğazladıklarını, sizin tarafa geçtikleri takdirde ilk kurbanların Kırgız-Kazaklar olacağını yazmış ve mektubu şöyle sonlandırmıştır: “Buradan kaçan kaçakları kabul etmeyiniz, Allah’ı ve Rus Çariçesi’ni sinirlendirmeyiniz, kendinizi koruyunuz!” Neplyuyev’in Orenburg ahundu ağzından yazılan bu mektubu işe yaramış olmalı ki, mektup dağıldıktan sonra Kazakların ayaklanmaya olan desteği azalmıştır. Neplyuyev, Ruslar için çalışan hainleri bolca ödüllendirmiştir. Konuyla ilgili Z. V. Togan’ın “Başkurtların Tarihi” başlıklı kitabında şu satırlar bulunmaktadır: “L. Meyer diyor ki, Neplyuyev’in entrikalarıyla Başkurtlarla Kazaklardan binlerce insan birbirine saldırdı. Kardeş kanı nehir gibi aktı. Başkurtlardan bilhassa 9. kanton (Üsergen) çok mutazarrır oldu. Bu iki cengâver kavmi, biri diğeri üzerine saldırmak büyük bir insaniyetsizlik idi. Fakat başka çare yoktu. Rusya bunun için çok para harcadı… Neplyuyev entrika ve desiselerinden muvaffakiyetle övünerek Çariçe Elizabet’e şu sözleri yazmıştır: ‘Benim tarafımdan Kazak-Kırgız ve Başkurtların arası öyle açıldı ki artık bunların birleşerek bir iş çıkaracağından korkulamaz.’” (Togan 2003: 94–95). İşte Orenburg valisi Neplyuyev’in itirafları bu yöndedir. Nogay Yolu’nda 9 Ağustos 1755 tarihinde başlayan ayaklanma Ekim ayının ortalarına kadar sürmüştür. Ufa’nın Usa Yolu’nun kuzeyindeki Geyne nahiyesi ise ayaklanmanın ikinci merkezi olmuştur.

1755 yılının 1 Eylül’ünde Çariçe Yelizaveta Petrovna manifesto çıkartmıştır. Manifestoda kendi isteğiyle teslim olanların affedileceği, Kazaklara kaçanların 6 ay içerisinde topraklarına geri dönmelerinin mümkün olacağı kararlaştırılmıştır. Manifesto, 580 tane Rusça, 200 tane Tatarca yazılıp halka dağıtılmıştır. Bir taraftan af niteliğinde manifesto çıkaran Rus hükümeti, diğer taraftan isyancıları acımasızca bastırmış ve cezalandırılmaları için emirler kabul etmiştir. 1755 yılının 3 Eylül tarihinde Çariçe yeni bir karar çıkarmış, bu karara göre Hristiyanlığı kabul etmeyen Müslümanlar, Hristiyanlığı kabul edenlerle aynı köyde kalabilecektir; eskiden ise köyde bir tek Hristiyanlığı kabul eden olsa dahi Hristiyanlığı kabul etmeyenler köyden sürülmüştür. Çariçenin kabul ettiği kanunlardan da görüldüğü gibi Ruslar zorla Hristiyanlaştırma işine kısa süreliğine de olsa ara vermek, geri adım atmak zorunda kalmıştır. 26 Eylül 1755 tarihindeki karara göre, Hristiyanlığı kabul etmeyen Müslümanlara uygulanan zorunlu askerlik kaldırılmıştır. Tüm bu kararlar Batırşa Ayaklanması sonucu ortaya çıkmış olup, Batırşa’nın isteklerinin bir kısmı 1 ay gibi kısa bir sürede yerine getirilmiştir. Yeni ayaklanmalardan çekinen Rus hükümeti 23 Ağustos 1756’da daha da büyük bir adım atarak Kazan, Astrahan, Sibirya, Nijgar bölgesinde yaşayan Müslümanların cami yapmasına izin veren kararı kabul etmiştir. Diğer taraftan da isyancılar avına çıkan Ruslar, 1755–1756 yılında Batırşa Ayaklanması’na katıldığı gerekçesiyle 300 civarında erkeği sürgüne göndermiş, 150 kadar Tatar kadınını zorla Hristiyanlaştırıp Ruslara köle olarak vermiştir. 1755 yılının 26 Eylül’ünde alınan sinsi bir karar Kazan Tatarlarını Başkurtlara karşı koymuştur. Bölgedeki isyanı bastırmak için Kazan’dan 5 bin Tatar Orenburg’a gönderilmiştir.

Bir taraftan Rus hükümeti Türkler üzerindeki kirli oyunlarını oynarken, bölgedeki isyan bastırılmış, halk sakinleştirilmiş gibi gözükse de, isyanın lideri Batırşa henüz yakalanmadığı için içleri rahat etmemiştir. 1755 yılının 2 Ekim tarihinde, Çariçe yeni bir karar çıkarmış ve Rusya’nın “huzurunu bozan” lakabı Batırşa olan molla Gabidulla Mezgıtdin’i sağ yakalayıp getirene 500 Ruble mükâfat verileceği açıklanmış, fakat aradan neredeyse 1 yıl geçmesine karşın yakalanamayan Batırşa için ödül 6 Ağustos 1756’dan itibaren 1000 Rubleye çıkartılmıştır. Bir taraftan isyancılar Ruslara saldırılarını sürdürmüş, bölgedeki fabrikaları yakmış, kalelerini yıkmış, diğer taraftansa Ruslar isyancıları tek tek yakalayıp cezalandırmıştır. Bu arada Batırşa’nın eşi Zölhebire üç çocuğu ve refakatinde bulunan Batırşa’nın iki şakirdiyle birlikte yakalanmıştır. Zölhebire ve beraberindekiler 8 Ekim 1755 tarihinde sorgulanmıştır. Zölhebire sorgulandıktan sonra ayağına pranga vurularak çocuklarıyla Ufa hapishanesine kapatılmıştır. 18 Aralık 1756’da Zölhebire için bir karar daha çıkarılmış, bu karara göre onun elleri de zincirlenmiştir. 8 Şubat 1756 yılındaki Çariçe’nin yeni bir kararı Ufa hapishanesine ulaşmıştır. Kararda, hırsız Batırşa’nın eşinin çocuklarıyla birlikte cezalandırılmadan köle olarak Moskova’ya gönderilmesi emredilmiştir. Kararda görüldüğü gibi, Zölhebire’ye “ceza” verilmemiştir! İnanılır gibi değil, soğuk kış gününde gözlem altında bir yerden diğerine sürmek ceza değil de nedir? Elleri ayakları zincire vurulmuş Zölhebire ve çocukları, üstü açık at arabasıyla kışın ortasında Moskova’ya gönderilmiştir. 6 Mach 1756’da Zölhebire’nin oğlu Tacetdin yolda donarak ölmüştür, zavallı anneye çocuğunu gömmeye bile fırsat verilmemiştir. Moskova’ya geldiklerinde, onları Gizli Kalem (Taynıy Kantselyariya) Hapishanesi’ne kapatmışlardır. Zölhebire’yi gece gündüz sorgulayan Ruslar, istedikleri yanıtı alamayınca, 1756 yılının sonlarında onu zorla Hristiyanlaştırmışlar ve bir Rus zenginine hizmetçi olarak vermişlerdir. Böylece Zölhebire Hesen kızı Mariya Aleksandrovna, Batırşa’nın büyük kızı Zöleyha – Vera, küçük Saliha ise Natalya olmuştur… Zölhebire kızlarıyla birlikte Sankt-Petersburg’a gönderilmiştir. Küçük Saliha 1759 yılında hastalıktan vefat etmiştir. Zöleyha ise 1763 yılında yeri ve adı belli olmayan bir kız manastırına yerleştirilmiştir. Batırşa’nın ailesiyle ilgili başka bir malumat bulunmamaktadır. (İslayev 2005: 114).

Orenburg valisi Neplyuyev başta olmak üzere Ruslar her yerde Batırşa’yı aramıştır. Sanki yer yarılmış da yerin deliğine girmiş, yoğun aramalara rağmen Batırşa hiçbir yerde bulunamayan. Batırşa, Yahya adlı şakirdiyle çeşitli bölgelerde saklanmıştır. Yollarda kontrol artınca onlar Kazan’a gitmek isteseler de gidememişlerdir. Kış aylarında Bögelme’nin Neder nahiyesi civarında saklanmışlardır. Köylerde kendilerini Gabrerrahman mollanın şakirtleri olarak tanıtıp, kışı Eski Neder köyünün camisinin bodrumunda kalmışlardır. Yaz aylarında Batırşa’nın şakirdi ortalardan kaybolmuştur. Batırşa da tek başına kendi köyüne gitmek için yola koyulmuş, fakat ne yazık ki varamamıştır. Batırşa, başına konulan ödül 500 Ruble’den 1000 Ruble’ye çıktıktan iki gün sonra 8 Ağustos 1756’da Ufa’ya 159 kilometre uzaklıkta olan Ezekey adlı köyünde (şimdilerde Başkurdistan’ın Boray bölgesi) köy yöneticisi Söleyman (Süleyman) Divayev ve yardımcıları tarafından yakalanmıştır. Batırşa çariçeye yazdığı mektubunda “yakalanma” olayını şöyle anlatmıştır: “ ‘Bu gün burada kalayım. Akşam çıkıp İşnazar’dan durumu anlayıp Süleyman’a giderim.’ diye düşünüp caminin üst katında yatıp uyudum. Akşama doğru, güneş batmadan önce uyandım. Birçok kişi toplanmış, yüksek sesle bağrışarak geldiler. Camiyi iyi aramak gerektiğini söylüyorlardı. Ben şaşırdım. Benim oraya girdiğimi hiç kimse görmemişti ve buradaki Müslümanlardan kötülük geleceği de hiç aklıma gelmemişti. ‘Ben ne hikmettir? Eğer Müdür Süleyman, buradaysa hemen inip görüşeyim, yoksa kaçayım.’ diye yukarıdan baktım. Süleyman’ı göremedim. O anda caminin tavan arasının kapağını açıp beni gördüler ve ‘Buradaymış!’, diye bağırdılar. Ben çabukça atlayıp indim ve caminin penceresinden çıkıp kaçtım. Yirmi kadar kişi arkamdan kovaladı ama bana yetişemediler, çok geride kaldılar. Sonra bir baktım, beş altı kişinin atlara atlayıp silahlar alıp çıktığını gördüm. Onları görür görmez Süleyman’ın evine, aynı zamanda da onlara doğru yürüdüm. Tanımadığım kişilermiş. ‘Kimsin, nesin?’, dediler, ‘Müslüman’ım, Süleyman’ın evine gidiyorum, orada tanışırız.’ dedim. Birçok kişi toplandı. Süleyman da evinden çıktı ve karşıladı. Beni alıp evine soktu. Bütün vatandaşlar beni tanıdı ve ‘Ey hazretimiz, velinimetimiz, dinimizin ulusu, gönüllerimizin ışığı! Sen olduğunu bilmedik. Allah’ın takdiri işte. Ah, günahlarımızın uğursuzluğu…’ diye hayıflandılar. Ben de ‘Ben Allah’ımın hikmetine ve kazasına razı olup bu şekilde yakalandığıma göre üzülmeyin. Bin lira ödülü hak ettiğinize ve amacınıza ulaştığınıza göre niye yarım ağız hayıflanıyorsunuz ki?’, dedim. Süleyman, ‘Ey hazret, vallahi senin olduğunu bilmiş ve seni hedeflemiş değildik. Ancak köyümüzde bir kişinin arı kovanları parçalanıp balları çalındığı için köyü didik didik arayıp bitirdikten sonra, adamları camii de aramaları için göndermiştim. Bu Allah’ın bir takdiri, senin yakalanmana sebep oldu.’, dedi. Bunun üzerine ben de şunları söyledim: ‘Ey müdür, sana şunu söyleyeyim: Benim özel olarak çariçemiz hazretlerine söylemem gereken sözlerim ve görevim var. O sözlerim ve görevimi çariçemiz hazretlerine ulaştırmaya hiçbir yol ve imkân bulamadığım için, buraya, sen beni kendi isteğimle Ufa’ya götüresin diye gelmiştim. Ancak senin evde olup olmadığını, evinde kimlerin olduğunu bilmediğim için evine gelmeye cesaret edemedim. Camide kalırım, akşama da İşnazar’dan senin durumunu öğrenip sana gelirim diye düşünerek caminin üstüne çıkıp uyumuştum. Kalabalık beni caminin üst katında buldu. Onların arasında seni göremediğim için, daha sonra kendi isteğimle gelip sana anlatırım diye düşünüp onlardan kaçtım. Allah’ın takdiri buymuş, onlardan kurtulmak mümkün olmadı. Şimdi sizlerden arzumuz şudur: Benim ne şekilde kaçtığımı, ardından nasıl yakalandığımı; aynı şekilde, yakalandıktan sonra çariçemiz hazretlerine söylemem gereken sözlerim olduğunu sizlere ne şekilde anlattığımı da sizler, eksiksiz olarak Ufa idaresine bildireceksiniz.’, dedim. Süleyman da ‘Sizi yakalayan kişiye, siz çariçeye bu kadar lazım olduğunuz için bin lira ruble ödül ayrıldı. Yakalandığınız bu kadar halk tarafından bilindiği için benim sizi saklamam elbette mümkün değil. Sizi Ufa’ya götürürüm, orada kendi sözünüzü kendiniz eksiksiz söyleyip açıklarsınız.’, dedi. Ben de ona ‘Ben sizden beni saklamanızı istemiyorum. Ancak her işi yerli yerinde yapmak gerekir. Nitekim ben size çariçemiz hazretlerine söylemem gereken sözlerim ve görevim olduğunu, Ufa idaresine bildirmenizi isteyerek size şu anda açıkladım. Şu anda açıkladıklarımı da hiç değiştirmeden Ufa idaresine iletmek sizlerin borcudur.’, dedim . ” (Öztekten 2010: 140–142).

Ne acıdır ki, Batırşa Mişer Tatarı, fakat Rus memuru olan hain Söleyman Divayev tarafından Ruslara teslim edilmek üzere alıkonmuştur. Söleyman, Batırşa’yı yakalaması ile ilgili raporu oğlu Davut ve kâtip Muksin aracılığıyla Ufa’ya yollamıştır. El ve ayakları zincire vurulan Batırşa’yı Söleyman Divayev aynı gün özel korumalar eşliğinde Ufa’ya götürmüştür. Yolculuk sırasında tüm derdi para olan Söleyman Divayev, Batırşa ile beklenmedik bir görüşme yapmıştır: “ Ardından yolculuk sırasında Kurmaş köyündeyken, beklenmedik bir şekilde Müdür Süleyman, nöbetçileri dışarı çıkarıp yalnız kendisi kalıp bir şeyler söyledi: ‘Velinimet, üzülmeyin. Bizim size bir kötülük yapmaya niyetimiz yok. Sizin geçen akşam gelip camide azıksız bir gün geçirerek ertesi akşamı bekleyeceğinizi İşnazar’ın annesi bana gelip söylediği için, sizin o gece camiye girişinizi takip ettirdim. Sözleriniz, şüphesiz, doğrudur. Ancak bildiklerimizi söylemeyeceğiz, meraklanmayın. Sizi yakalayan kişiye bin lira ödül konduğu için – siz zekisiniz, anlarsınız – “kendisi geldi diye” söylemekten bize de size de bir fayda gelmez. Bu yüzden sizin isteğinizi yerine getiremeyiz. Sizin bu kadar önemli sözlerinizi biz iletmezsek de ayağa düşmez.’, dedi ve ekledi: ‘Biz sizi buradadır diye düşünmüyorduk. İslam ellerinde çalışıyor diye düşünüyorduk. Benim ekibimden Selimcan’la Aynullah da oralara gittiler. On yıl oluyor, cehennemden çıkıp cennete gitmiş gibi rahat yaşayıp gidiyorlar. Senden de artık hiçbir haber gelmiyordu. Sizin boş durmayacağınızı bildiğimizden buralarda olmadığınızı düşündük. Ey hazret, korkmayın ve ümidinizi kesmeyin. Çariçemiz hazretleri merhametlidir. Eğer çariçemiz hazretlerine ulaşabilseniz, Müslümanların ne gibi eziyetler çektiğini anlatın. Kendileri adalet ve merhamet madenidirler. Ola ki, merhametlerinden mahrum olmazsınız.’, dedi. ” (Öztekten 2010: 142).

12 Ağustos 1756 tarihinde Batırşa’nın yakalanması haberini alıp sevinen Neplyuyev, Batırşa’nın Orenburg’a getirilmesi emrini vermiştir. Batırşa, Ufa’dan Orenburg’a 60 dragon, 40 kişilik kazak asker eşliğinde getirilmiştir. Bu kadar güvenlik önlemlerinin alınması hiç kuşkusuz Batırşa’nın Rus hükümeti için “tehlikeli düşman” olmasından ileri gelmektedir. 23 Ağustos 1756 tarihinde Orenburg valisi Neplyuyev Batırşa’yı sorgulamış, fakat soruları yanıtsız kalmıştır. Batırşa, çariçeden başka kimseye bilgi vermeyeceğini söylemiştir. Tutsak birisinin bu şekilde davranması Neplyuyev’in sinirine dokunmuş ve o Batırşa’yı dövmüştür. 25 Ağustos 1756’da Batırşa’nın tutuklanmasından haberdar olan Çariçe Yelizaveta Petrovna, Batırşa’nın derhal Sankt-Petersburg’a getirilmesini emretmiştir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!