Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Trump Erdoğan’ın Nesi Oluyor?!

Trump Erdoğan’ın Nesi Oluyor?!

featured

Bu köşe yazısı, Müyesser Yıldız’ın Türkiye’nin iç ve dış siyasetindeki çelişkileri sert bir dille eleştirdiği değerlendirmelerini içermektedir. Yazı, iktidar kanadının muhalefeti “dış güçlerin kuklası” olmakla suçlamasına karşılık, Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerindeki nüfuzunu ima eden açıklamalarına ve hükümetin bu duruma sessiz kalmasına odaklanıyor. Ayrıca Kazakistan’ın Rum kesimiyle yakınlaşması, Kıbrıs’taki askeri hareketlilikler ve Karadeniz’de bir Türk balıkçının öldürülmesi gibi kritik dış politika meselelerinde Ankara’nın sergilediği pasif tutum sorgulanıyor. Yazar, milli çıkarların korunması noktasında sergilenen zafiyetleri vurgularken, devlet kurumlarının yalnızca Erdoğan’a yönelik eleştiriler söz konusu olduğunda refleks gösterdiğini savunuyor. Sonuç olarak kaynak, iktidarın “yerli ve milli” söylemi ile sahadaki diplomatik gerçeklikler arasındaki tezatları somut örneklerle ortaya koymaktadır.

 

Erdoğan’ın eski metin yazarı ve eski AKP Milletvekili Aydın Ünal, CHP’yi imha harekâtını öyle bir savundu ki, “kendi gözündeki merteği görmez” dense, yeridir.

Ünal, özetle şunları buyurdu:

“Çok açık ki yeni bir Türkiye kuruluyor. Bu Türkiye’de Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel, Ümit Özdağ, Cübbeli Ahmet, PKK, FETÖ ve benzerlerine at oynatma sahası olmayacak. İpi dışarıda kuklalar tek tek tasfiye ediliyor. Kutuplaşmanın, ayrışmanın, gerilimin olmadığı, iktidarın daha çok denetlendiği, muhalefetin de sağlam muhalefet yaptığı bir Türkiye geliyor. Her ne olacaksa artık içeride olacak, iç dinamiklerle olacak.”

“En azından işte bu yolsuzluk yapanlar, Almanya’nın, İngiltere’nin, İsrail’in destekleriyle yol yürüyenler CHP’den ayrışmış olacak. Yani FETÖ’den ayrışması CHP’nin zaten bu anlama geliyor. FETÖ demek İsrail demek. FETÖ’den ayrışıyorsa, içindeki İsrail’i atıyor demektir CHP. Ben bunu bir arınma, Türkiye siyaseti adına da hayırlı bir girişim olarak görüyorum.”

Gayet haklı ve doğru bir şekilde ana ölçü, “dış güçlerin kuklası olmak ya da olmamak meselesi” diye belirlendiğine göre, muhalefetten önce iktidara bakalım.

BU NE SEVGİ… BU NE CÜRET

Birkaç gün önce İsrailli bir gazeteci, İsrail’in emir eri Trump’a, “Erdoğan İsrail’i tehdit etmeyi sürdürüyor. Sizce İsrail ile Türkiye arasında bir çatışma ihtimali var mı?” diye sordu. Trump da Erdoğan’ı ne kadar sevdiğini ve onun ne kadar olağanüstü bir lider olduğunu anlattıktan sonra aynen şu cevabı verdi:

“Böyle bir şey duymadım. Eğer duysaydım onu arardım ve her şeyin yolunda olduğundan emin olurdum. Türkiye ile böyle bir şeyin yaşanacağını sanmıyorum; en azından ben başkanken olmaz. Çünkü o bana saygı duyuyor, ben de ona saygı duyuyorum. Bunun ötesinde, aramızda iyi bir dostluk var.”

Hemen her yazısında İsrail’e karşı sefer görev emri çıkaran İbrahim Karagül ne düşünür bilinmez, ama evvela şunları soralım:

– Trump gibi alçak, katil, soyguncu, korsan bir adamdan habire övgü almak ve bununla gururlanmak ne menem iştir?..

– Trump, Özgür Özel’i de böyle sevgiye boğsa, iktidar ve medyası bundan da gurur duyar mı?..

– İsrail’in bundan sonraki hedefinin Türkiye olduğunu iki yıl önce açıklayan Erdoğan, üç gün önceki grup toplantısında da, “Arz-ı Mevud hezeyanının nihai hedefinin ne olduğunun gayet iyi farkındayız. Allah’ın izniyle buna asla müsaade etmeyeceğiz.” demişken, Trump, en azından kendi döneminde herhangi bir şey yaşanmayacağından nasıl bu kadar emin olabiliyor?..

– Ve dahi böyle bir şey duyduğu takdirde Erdoğan’ı arayıp ne söyler; “Akıllı ol aptal olma, ekonominizi mahvederim” falan mı der? Veya “Aman İsrail’e saldırma” ricasında bulunur, Erdoğan da Trump’ın hatırına milli güvenlikten feragat mı eder?..

“Yerli ve millîlere” düşen, “bu ne cüret” diye hesap sormakken, ne oldu?

İktidarın en büyük destekçisi medya, Trump’ın “İsrail medyasının algısına düşmediğini” vurguladı. Yani Trump’ın Erdoğan sevgisini önemsedi, ama “Türkiye kontrolümde” anlamına gelen kısmı görmezden geldi.

Köşesinden “gereğini yapan” Ahmet Hakan da Trump’ın Erdoğan’ı “milyonuncu kez övmesiyle” gurur duyup, “İsrailli gazetecinin yaşadığı hayal kırıklığı ne güzel bir hayal kırıklığıdır.” diye sevindi de sevindi!..

 

TÜRKİYE ÇEPEÇEVRE KUŞATILIRKEN

CHP’nin “gayrımilli” ilan edilip mahkeme kararlarıyla “hizaya” getirilmesi çalışmaları sayesinde gündemden kaçırılan diğer kuşatmaları da konuşalım.

Bilindiği gibi, kardeş devletimiz Kazakistan Rum kesimini tanıdı. Ardından Rum Lider Nikos Hristodulidis Kazakistan’a gitti, “dostluk nişanı” aldı ve Kazakistan KKTC’yi bir kez daha sildi. Rum atağı burayla sınırlı kalmadı; Dışişleri Bakanı Kombos; Tacikistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da da turladı.

Yeni Şafak’ın iki yazarı; geçen yıl Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verilen Prof. Süleyman Seyfi Öğün ile Yusuf Kaplan bile ABD-AB-İsrail’in bu yayılma politikasına tepki gösterdi de “Türk Dünyası Yüzyılı’nı kurma” iddiasında bulunan Ankara, “gık” bile diyemedi.

Çok affedersiniz, bir şey oldu; Türk Devletleri Teşkilatı 9. Eğitim Bakanları toplantısı için Kazakistan’a giden Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yapay zekâ alanında ortak adımlar atılması çağrısında bulunurken, müfredatta yapılan düzenlemeyle ders kitaplarındaki “Orta Asya” ifadesinin kaldırılıp yerine “Türkistan”ın kullanılmaya başladığını müjdeledi!..

Kıbrıs’tan devam edelim. 5 gün önce Rum kesimi ve Fransa, Fransız askerlerinin Ada’ya daimî olarak konuşlanmasını da içeren askerî iş birliği anlaşması imzaladı. Bu, Türkiye’nin İngiltere ve Yunanistan’la birlikte taraf olduğu Garantörlük Antlaşması’na ayan beyan aykırıydı. KKTC Başbakanı Ünal Üstel ve KKTC Dışişleri Bakanlığı şiddetle tepki gösterdiği hâlde hem Ankara hem de “bir günlüğüne Kudüs Valisi olma” hayali kuran ve tam bugünlerde KKTC’ye giden İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “Yok hükmündedir” bile diyemedi.

Bu arada Rum medyasında da Erdoğan’ın Kıbrıs’ta müzakerelere yeşil ışık yaktığı haberleri yer almaya başlamışken neyse ki, Millî Savunma Bakanlığı’mız önceki gün, “Doğu Akdeniz’de istikrarı bozmaya ve gerginliği artırmaya yönelik provokasyonun yakından takip edildiğini” bildirerek, “TSK, Kıbrıs Türklerinin güvenliğini tehdit eden hasmane tutumlara karşı en sert cevabı verme güç ve kararlığındadır.” açıklamasını yaptı.

 

BALIKÇIMIZI KİM ÖLDÜRDÜ? AÇIKLAMAK “UYGUN” DEĞİLMİŞ

Karadeniz’e çıkalım. Bir hafta önce Kırım’ın batısında bir Türk balıkçı gemisine düzenlenen saldırıda balıkçımız Cüneyt Varlık öldü, 4 kişi de yaralandı.

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Sergey Verşinin, Ukrayna’yı işaret etti, Ukrayna sessiz kaldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın sesi soluğu çıkmazken Bakanlık kaynakları, “tüm taraflara askerî ve diplomatik yollarla gerekli mesajların iletildiğini” belirtmekle yetindi.

En ilginç açıklama ise yakın zamana kadar Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı yapan TBMM Millî Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar’dan geldi. Akar saldırıyı kimin yaptığı sorusuna, “Çalışılıyor, şimdi açıklamak pek uygun değil.” karşılığını verdi.

CHP’li Utku Çakırözer de Meclis’te, “Ne bir kınama ne bir uyarı… Kim yaptı, niye yaptı?” şeklinde tepki gösterip, “Kimden korkuyorsunuz, kimden çekiniyorsunuz?” diye sordu.

Balıkçımız öldürülmüş, ama belli ki, Ukrayna’nın arkasında duran ABD-AB’yi üzmek istemiyorlar!..

Bir de Yunanistan’a bakın; Mayıs’ta İyon denizinde bulunan patlayıcı yüklü insansız deniz aracının (İDA) Ukrayna’ya ait olduğu ortaya çıkınca, özür diletti.

 

DEVLET NE ZAMAN AYAĞA KALKAR?

“Yerli ve millî” iktidarımıza daha fazla haksızlık yapmayıp ne zaman ve nasıl ayağa kalktığını da aktaralım.

Ne zaman ki; İsrail Başbakanı Netanyahu Çarşamba günkü grup konuşmasından dolayı Erdoğan’a tepki gösterdi, Dışişleri Bakanlığı’ndan RTÜK’e kadar tüm devlet resmen ayağa kalkıp Erdoğan’a kalkan oldu.

“Gayrımilli” sayılan CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel’in “istenmeyen adam” ilan ettiği Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yanındaydı; “verimli bir görüşme yaptıklarını” belirttikten sonra, “Pek çok ortak hedefi paylaşan güçlü müttefikler olarak ABD-Türkiye ortaklığı somut sonuçlar üretiyor.” dedi.

Merak buyurmayınız Bay Barrack; o “somut sonuçları” sadece dış politikada değil, iç politikada da gayet iyi biliyor, görüyor ve yaşıyoruz!..

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!