Roza Kurban, 1924-1945 yılları arasında Sovyetler Birliği bünyesinde gerçekleştirilen siyasi tasfiyeleri ve zorunlu sürgünleri konu alan uluslararası bir akademik sempozyumu değerlendirmektedir. Yazar, Bolşevik rejiminin Kızıl Terör ile başlayan ve milyonlarca insanın hayatına mal olan totaliter baskılarını istatistiksel verilerle ve tarihsel süreçlerle açıklamaktadır. Etkinliğin Türk dünyasının ortak acılarını bilimsel bir zeminde tartışması takdir edilirken, Kazan Tatarları ve İdil-Ural bölgesinin temsiliyetindeki eksiklikler eleştirel bir dille vurgulanmaktadır. Kaynak, bu tür trajedilerin unutulmamasının önemine dikkat çekerek, tarihi gerçeklerin eksiksiz bir şekilde gelecek nesillere aktarılması gerektiğini savunmaktadır. Sonuç olarak metin, insanlık suçlarına karşı toplumsal bir hafıza oluşturma ve her mağdur gruba adil bir temsil hakkı tanıma çağrısı yapmaktadır.
20-21 Nisan 2026 tarihlerinde Türk Ocakları İstanbul Şubesi ve İstanbul Ticaret Üniversitesi başta olmak üzere; Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, İstanbul Kırım Tatar Türkleri Derneği, Kafkas Vakfı ve Tek-İmaş iş birliğiyle “1924-1945 Yılları Arasında Sovyetler Birliği’nde Yaşanan Büyük Tasfiyeler ve Sürgünler” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi. Sempozyumun düzenleme kurulunda İstanbul Ticaret, İstanbul ve Marmara Üniversitelerinden akademisyenler yer alırken; bilim kurulunda ise Ankara, Milli Savunma, Mimar Sinan, Yıldız Teknik, Hacettepe üniversitelerinin yanı sıra Gürcistan Aziz Tamar, Kazan Federal ve Al-Farabi Kazak Devlet Üniversitesi gibi uluslararası kurumların değerli hocaları bulunmuştur.
“1924-1945 Yılları Arasında Sovyetler Birliği’nde Yaşanan Büyük Tasfiyeler ve Sürgünler” başlıklı sempozyum, Sovyet totaliterizminin yol açtığı çok katmanlı insanlık krizini akademik düzlemde tartışmaya açmıştır. Türkiye’den ve yurt dışından farklı üniversitelerden akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilen bu etkinlik, konu itibarıyla önemli bir boşluğu doldurma iddiası taşımakla birlikte, içerik dağılımı ve temsiliyet açısından eleştirel bir değerlendirmeyi de gerekli kılmaktadır.
1917 Şubat ve Ekim Devrimlerinden sonra bölgede rejim değişmiş, Çarlık Rusyası’nın yerini Bolşevikler almıştır. 1917 Şubat ve Ekim Devrimleri bölge halkının yüzyıllardır dile getirdiği özgürlük taleplerinin yerine getirilmesi için bir fırsat olarak nitelendirilmiştir. Ancak çok zaman geçmeden Bolşevikler terör estirmeye başlamış ve bu olaylar literatüre Kızıl terör tabirini eklemiştir. Ekim Devrimi ile Beyaz terörün ortaya çıkması sonucu SSCB istihbarat ve güvenlik teşkilatı Çeka[1] tarafından başlatılan toplu tutuklama, yargısız infaz gibi eylemlere Kızıl Terör, denir. Kitlesel terör uygulamaları 30 Ağustos 1918 günü Petrograd Çeka lideri Moisei Uritski’nin (1873-1918) öldürülmesi ve aynı gün içinde Bolşevik lider Lenin’in (1870-1924) SR üyesi Fanya Kaplan (1890-1918) tarafından silahlı saldırı sonucu ağır yaralanmasından sonra başlatılmış ve 3 Eylül 1918 günü yayınlanan İzvestiya gazetesinde işçi sınıfına çağrı yapılarak karşı-devrimcilerin her yerde kırılması istenmiştir. Kızıl terör binlerce insanın hayatına mal olmuştur. Rusya’da Bolşeviklerin iktidara geldiği 1917 yılından 1990 yılına kadar siyasi suçlu olarak yakalanmış insan sayısı 3 milyon 853 400’dür; idam edilenlerin sayısı ise 827 995.
Bütün Sovyetler boyunca 1937–1938 arasında siyasi suçlu olarak yakalanmış insan sayısı yaklaşık 3,5 milyon; idam edilenlerin sayısı ise yaklaşık 650 000’dir. Öldürülenlerin %55’ini yüksek rütbeli askerler, 200 binini devlet güvenliği çalışanları ve 500’ünü ise yazar ve aydınlar oluşturmaktaydı. Bu kişiler; Beyaz Ordu mensubu olmak, Stalin muhalifliği, Sultan Galiyevcilik veya casusluk gibi çeşitli ithamlarla suçlanmışlardır. Tataristan özelinde idam edilenlerin yıllara göre dağılımı ise rejimin dehşetini gözler önüne sermektedir:
Yıl 1929 (Kasım ve Aralık ayları) 40 kişi
Yıl 1930 317 kişi
Yıl 1931 251 kişi
Yıl 1932 16 kişi
Yıl 1933 29 kişi
Yıl 1934 –
Yıl 1935 –
Yıl 1937 2519 kişi
Yıl 1938 (23.08.38–31.12.38 kadar) 627 kişi.

1917 yılından sonra yerleşen totaliter rejim birçok insanın hayatını alt üst emiştir. Yukarıda verilen resmi rakamlar dışında yargılanan, idam edilen, soğuk Sibirya “Gulag”larına ve susuz Kazakistan çöllerine sürülen, 1920 ve 1950’lı yıllarda yapay ‘açlık’ yüzünden hayatının kaybedenlerin sayısı bazı kaynaklara göre Sovyetlerin dörtte birine denk gelen 30–40 milyonu, bazı kaynaklara göre ise nüfusun yarısına denk gelen 50–100 milyonu bulmuştur. Bu sayılar hiçbir zaman tam olarak tespit edilememiştir. Her ne kadar kayıtlar tutulmuş ise de, arşiv belgelerinin tamamı halka açılmamış, bunun dışında tüm ölümlerin de kaydedilmediği bir gerçektir. Bu ürkütücü rakamlar, totaliter rejim altında ezilen halkın hangi şartlar altında yaşadığının da bir göstergesidir. Karanlık fikirlerinin ortaya çıkmasından korkan Stalin, halkı aydınlatan ileri düşünceli fikir ve bilim adamları, yazar ve sanatçıları cezalandırmayı ilk hedef olarak belirlemiştir. Stalin’in zindanlarından çıkamayan büyük çoğunluğun dışında bu cehennemden sağ kurtulanlar da olmuştur. Stalin Devri’nin zulmünden kurtulan yazarlar, geç de olsa yaşadıklarını kaleme almış ve toplum tarafından bilinmeyenleri gün yüzüne çıkarmıştır.
“1924-1945 Yılları Arasında Sovyetler Birliği’nde Yaşanan Büyük Tasfiyeler ve Sürgünler” başlıklı sempozyum, bu acıları hatırlatmak ve bilimsel bir zeminde sorgulamak adına son derece önemliydi. Tarih geçmişteki gelecek, derler. Onun için geçmişi bir kez daha anmak bilimsel açıdan değerlendirmek bir gerekliliktir. Sempozyumun konu edindiği Sovyetler Birliği’nde yaşanan büyük tasfiyeler ve sürgülerin 1924-1945 yılları ile sınırlamak doğru değildir. Zira yukarıda da belirttiğim üzere Bolşevikler iktidara gelir gelmez Kızıl terör baş göstermiş ve birçok insanı hayattan koparmıştır. 1945 İkinci Dünya Savaşı’nın ardından tekrar tutuklama, yargılamalar başlamıştır. Bilhassa savaşta esir düşüp sağ kalanlar yargılanıp sürgüne gönderilmiştir.
Sempozyumda, 1944 Ahıska, Kırım Sürgünü, Kazakistan’da yaşanan repressiya, Özbekistan, Azerbaycan, Kafkasya’daki tasfiyeler, öne çıkan millî kahramanlar ayrı oturumlarda ele alındı. Ancak, oturumların birisinin İdil-Ural bölgesine ayrılmaması şahsım ve mensubu olduğum Kazan Tatarları adına derin bir teessür kaynağı olmuştur. Zira tarihsel gerçeklik şudur ki; Stalin’in sistemli bir şekilde yürüttüğü “aydın soykırımında” nüfusuna oranla en ağır bedeli ödeyen, en çok kurban veren milletlerin başında Kazan Tatarları gelmektedir. Kazan Tatar aydınlarının mücadelesini ve uğradıkları zulmü, koca sempozyumda sadece “Sultan Galiyevciliğin Ortaya Çıkışı, Kapsamı ve Repressiya Kurbanı Tatar Aydınları” başlıklı tek bir sunuma sığdırmak ne tarihsel adaletle ne de bilimsel nesnellikle bağdaşmaktadır. Bu tutum, devasa bir kütüphaneyi tek bir rafa sığdırmaya çalışmak, koca bir halkın trajedisini bir “ayrıntıya” indirgemektir. Bir Kazan Tatarı olarak bu eksikliğe verdiğim tepki; sadece kişisel bir sitem değil, sahipsiz bırakılmaya çalışılan bir tarihin çığlığıdır.
Yetkililerden aldığım “yoğunluk” veya “yazı gelmedi” gibi gerekçeler, bu ölçekteki bir sempozyumun organizasyonel sorumluluğunu hafifletmemektedir. Gerçek şu ki; Türk dünyasının entelektüel lokomotifi olan Kazan Tatar aydınları bu platformda sahipsiz kalmıştır. Bu noktada Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleri bir kez daha hafızalarımızda yankılanmaktadır:
“Sahipsiz olan vatanın batması haktır, Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır”
Sahip çıkmak, benimsemek en önemlisi de milleti sevmek ve onun varlığını yaşatmak için mücadele etmek hepimizin boynunun borcudur!
SONUÇ
Netice itibarıyla, 1924-1945 yılları arasındaki tasfiyeler ve sürgünler, sadece geçmişte kalmış bir trajedi değil, Türk dünyasının ortak hafızasında derin izler bırakan bir insanlık suçudur. Bu tür sempozyumlar, yaşanan zulümlerin bilimsel olarak belgelenmesi ve gelecek nesillere aktarılması açısından hayati önem taşır. Ancak eksiksiz bir tarihi muhasebe için, Türk dünyasının her bir bölgesinin hak ettiği temsiliyetle ele alınması gerekmektedir. Gerçekleri unutmamak ve unutturmamak, sadece bir vefa borcu değil, benzer acıların tekrar yaşanmaması için en güçlü teminattır.
[1] Çeka, Tüm Rusya Karşı Devrim ve Sabotajla Mücadele Olağanüstü Komisyonu’nun kısaltılmasıdır.