
Kafkasya coğrafyasındaki jeopolitik riskler ve emperyalist devletlerin bölge üzerindeki sömürgeci emirleri, Türk dünyasının birlik ve beraberliğini zorunlu kılmaktadır. Geçmişte yapılan anlaşmalarla Türk yurtlarının kara bağlantısının kesilmesi, bölgenin İsrail, İran ve Rusya gibi dış güçlerin hedefi haline gelmesine neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet aklı, bu tehlikeleri görerek kardeş ülkelere uyarılarda bulunmakta ve olası ayrılıkların düşmanlara fırsat vereceğini vurgulamaktadır. Azerbaycan yöneticilerinin uyarıları dikkate alarak birlik içinde hareket etmesi, dış müdahalelere karşı en büyük savunma mekanizmasıdır. Türkiye’nin gücünü kaybetmesi tüm Türk dünyasının tehlikeye girmesi anlamına geleceğinden, Türk milletinin birlik ve dayanışmayı sürdürmesi hayati bir önem taşımaktadır.
Azerbaycan ile ilgili yazıdan önce, kısa bir tarihe değinmek gerek. SSCB döneminde, Göyce ve Zengezur’un Ermenistan’a devri anlaşması yaptırıldı. Böylece; Türk yurtlarının Anadolu ile kara bağlantısı kesildi, Nahçıvan ile Azerbaycan’ın bağı koparıldı. Yüz yıllık fitne halen işlerliğini koruyor; sürgünler, soykırımlar, işgaller ve savaşlar yaşandı.
Yeryüzünde, Kafkaslar bölgesiyle ilgilenmeyen devlet yoktur. İlgili devletlerin tamamına yakını düşmanca niyetler içindedir ve gereğini yapmaktadır. Kafkasların ulaşım koridorları ve enerji kaynakları, sömürgeci emeller besleyen ülkelerin radarındadır; bekledikleri yalnızca küçük bir fırsattır. Örneğin: Venezuela’nın başına gelenler, Maduro’nun kaçırılıp hapsedilmesi, petrollerine el konulması; Kanada’nın ABD eyaleti yapılmak istenmesi ya da Grönland’ın anlaşma yoluyla işgal edilmeye çalışılması gibi…
Bugün de önce Azerbaycan’ın yalnızlaştırılması ve desteksiz kalması hedefleniyor. Bir ulusu parçalamak adına iki kardeş devletin arasına fitne sokma çabaları yoğunlaşmaktadır. Çocukluğumdaki bir anıyı aktarmakta yarar görüyorum:
Çocukluğumu Bergama’da geçirdim. Bir akşamüzeri Ulu Cami’nin şadırvanında babamla oturuyorduk. Serçeler yavrularına uçmayı öğretiyordu; yavrular ilk bakışta ana babalarından farksız görünse de tecrübesizce uçuşuyordu. Derken bir kedi belirdi. Büyük serçeler feryat ederek tehlikeyi haber verdilerse de laf dinlemeyen yavrulardan birini kedi kapıverdi. Babam o manzarayı işaret ederek:
— Büyüklerinin sözünü dinlemeyen, kedilere yem olur, dedi.
Azerbaycan asırların rüyasıdır ve bu kutlu rüyayı kimsenin yok etmesine izin verilemez. Azerbaycan devletini korumak uğruna binlerce Anadolu Türkü şehit düşmüş, nice yiğit can vermiştir. Bu kahramanlardan biri olan büyüğümüz Mehmet Emin Resulzade, Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki ebedi istirahatgâhında dinlenmektedir. Yine büyüklerimizden İsa Yusuf Alptekin de İstanbul’da Topkapı Mezarlığı’nda yatmaktadır.
Bizim köyde güzel bir atasözü vardır:
“Kardeşlerin kavgasından köyün ağası yarar görür.”
Kardeşler birlik ve beraberliğe zeval getirmeden meselelerini konuşarak çözer; düşmana asla koz vermezler.
Etrafta sinsi sinsi dolanan kedileri ilk fark eden yine Türk devleti oldu. Devlet aklımız, sağduyulu ve ağırbaşlı ikazlarla kardeşimizi uyardı, uyarıyor ve uyaracaktır. Bizim sömürgeci kedilere yem edecek tek bir çakıl taşımız, tek bir kardeşimiz yoktur! İsterseniz o kedilerin adını açıkça koyalım: İsrail, İran ve Rusya… Biraz tarih bilinci, sahnelenen kirli oyunu ve gelecekte yaşanacakları görmek için kâfidir.

Sömürgeci zihniyeti kavramak için Venezuela örneğinden ibret almak gerekir. Ülkesine bağlı Maduro’yu nasıl saf dışı bıraktıklarına ve yerine yerleştirdikleri iş birlikçiler eliyle petrollere nasıl çöktüklerine dikkatle bakılmalıdır. Emperyalistlerin iştahını kabartan bir diğer stratejik hedef ise Orta Koridordur. Bu hattı ele geçirebilmek için yollarına çıkan her engeli kaldırmak niyetindeler. Anadolu’yu çembere almak amacıyla Türkistan coğrafyasıyla olan bütün bağlarımızı koparmaya çalışıyorlar. Ancak Türk devlet aklı buna dün geçit vermediği gibi bugün de yarın da asla fırsat vermeyecektir! Kardeşlerin birbirinden kopmasına razı gelmeyecektir.
Şurası iyi bilinmelidir: Türkiye Cumhuriyeti güç kaybederse, tıpkı Osmanlı’nın gerileme devrinde olduğu gibi Türkistan yeniden işgale maruz kalır. Kaynaklar sömürülür, Türk boyları soykırımlarla yüzleşir ve nihayetinde yine bizim ciğerimiz dağlanır. Devlet aklımız, Azerbaycan içindeki karmaşık dengeleri çok iyi tahlil etmektedir. Nasihat dinlemeyenleri bekleyen bir kedi pusuda her zaman hazırdır. Bu açıdan Cumhurbaşkanı’nın 8 Kasım’da gerçekleştirmesi beklenen ziyaret, açılan pek çok yaraya merhem olacak mahiyettedir.
Bölgedeki dengeleri bir kez daha hatırlatmakta yarar var: Rus yanlıları, İran taraftarları, bölgedeki etkin Yahudi çevreleri ve bunların güdümündekiler ile has Türkler… Türklerin iradesi dışındaki hiçbir yapının bu topraklarda nihai başarı elde etme şansı yoktur; en fazla bulanıklık yaratırlar. Zira Azerbaycan Türkleri, Anadolu Türklüğü ile ruh ve kader birliğini çoktan tamamlamıştır.
Bakü’deki yöneticiler, Cumhurbaşkanı’nın adeta bir Dede Korkut bilgeliğiyle yaptığı çağrılara canıgönülden kulak vermelidir. Hatırlayın; Suriye’de Esed, vaktiyle kendisine uzatılan samimi eli tutmadı, ikazlara kulak tıkadı ve sonunda emperyalist kedilere yem olarak Rusya kapılarına sığındı.
Hani, nerede “benim” diyen bey erenler?…
Oğuz Kağan’ın şanını anlayın, kutlu öğüdünü tutun! Bir olun; tamu (cehennem) yollarına taş döşemeyin, budunu (milleti) darda koymayın! Düşmana cesaret vermeyin, kardeşinize sımsıkı sarılın ve aradaki fitne çalılarını söküp atın!
Görklü Çalap’ımızın rahmeti ve selamı; kardeşlerin arasını düzelten, birliği ve dirliği perçinleyen kutlu yüreklerin üzerine olsun. Vesselam…
