featured

Mehmet Özkendirci’nin “Millîlik” adlı yazısı, günümüzde “millî” kavramının anlamını yitirdiğini ve içini boşaltan bazı çelişkili uygulamaları sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, tarikat ve cemaatlerin sivil toplum kuruluşu olarak görülmesini eleştirerek devlet kurumlarındaki millî ibaresinin varlığını ve samimiyetini sorgulamaktadır. Metinde ayrıca, Meclis’te Türk askerine yönelik hakaretlerin cezasız kalması, şehit annelerinin adalet ararken yaşadığı mağduriyetler ve terör sempatizanlarına gösterilen tolerans gibi toplumsal huzursuzluk yaratan olaylar vurgulanmaktadır. Tarihi gerçeklerin ve geçmişteki acıların göz ardı edilerek yürütülen politikaları eleştiren yazar, şehit ailelerinin feryatlarının duyılmazdan gelinmesine ve terörle mücadeledeki zafiyetlere dikkat çekmektedir. Sonuç olarak bu metin, ülkenin temel değerlerinin zedelendiğini savunarak yetkililerin tutumlarını ve yaşanan siyasi olayları eleştirel bir bakış açısıyla gözler önüne sermektedir.

 

“Millî” kelimesi o kadar sıradanlaştırıldı ki neredeyse anlamını bütünüyle yitirdi. “Tarikat ve cemaatler bizim sivil toplum kuruluşlarımızdır” diyen Millî Eğitim Bakanı’na sormak gerek: Bunlarla mı millî olunacak? Tabelalardan “millî” kelimesi kaldırılsın da hiç olmazsa gereksiz yer işgal etmesin; tıpkı bir zamanlar valilik tabelalarına “T.C. sığmadığı için yazmadık” diyenler gibi… Bir de adının başında “millî” sıfatı bulunan Millî Savunma Bakanlığı var ki son günlerde gündemden hiç düşmüyor. Bakanlık bütçesi görüşülürken PKK’nın savunuculuğunu üstlenen DEM Partili kadın milletvekili, şanlı Mehmetçik’i kastederek meclis kürsüsünden pervasızca “Kandan beslenen işgalci ve tecavüzcüler!” diye haykırabiliyor.

Sormak lazım bu hadsizlere: Size veya yakınlarınızdan birine Mehmetçik ne zaman tecavüz etti? Anlaşılan, Rusların kışkırtmasıyla katliam yapan Ermeni çetelerinin torunları, tarihteki gerçekleri kendi atalarıyla karıştırmış. Akdamar Adası’nda Ermeni haydutların tecavüzünden kurtulmak için Van Gölü’ne atlayıp ölümü seçen şerefli Türk kızlarını ve analarını yok sayıyorlar. Üstelik bu utanç adasındaki kiliseyi yeniden restore edip çan ve haç dikerek ayin yaptıranlar, buranın kanlı tarihini nasıl bu kadar kolay görmezden gelebiliyor? DEM vekili Meclis çatısı altında âdeta bir işgal ordusu komutanı gibi bu edepsizliği sergilerken, Ayyüce Türkeş çıkıp haddini bildirince “Ben o sözleri Savunma Bakanı’na söyledim” diyerek çark ediyor; peki Sayın Bakan bu ağır sözleri nasıl duymazdan gelebiliyor? Aynı Bakan, acılı bir şehit annesini kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle mahkemeye vermekten ise geri durmuyor. Terörist cenazelerinde zafer zılgıtları çekenler TBMM koridorlarına kadar gelirken, Numan Kurtulmuş Türk askerini şehit eden hainleri makamında ağırlayıp hatıra fotoğrafı çektiriyor.

Aklı başında her insan sormadan edemiyor: Sahi, tek bir kurşun bile sıkmadan terör örgütü bu tavizleri nasıl kopardı? “Analar ağlamasın” diyerek şehit analarının feryadını hiçe sayanlara sormak lazım: Siz hiç gözünüzden sakındığınız evladınızı hain bir kurşun yüzünden toprağa verdiniz mi? Bu işler garibanın sıvasız evine Türk bayrağı asmakla yürümüyor. Hele ki terörist başına İmralı’da dubleks yalı tahsis etmekle hiç olmuyor!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!