Lütfullah Kaleli’nin yazısında, Türkiye ve Azerbaycan’ı hedef alan kasıtlı ve birbirini takip eden düşmanca hamleler ele alınmaktadır. İran, İsrail ve ABD gibi dış güçlerin yanı sıra bazı Avrupalı devletlerin de Türk dünyasını kuşatıp bölmeye çalıştığı vurgulanmaktadır. Özellikle dini duyguların istismar edilmesiyle çıkarılan fitnelerin ve siyasal İslamcıların kışkırtmalarının iki ülke arasındaki kardeşliği zedelemeyi amaçladığı belirtilmektedir. Yazıda, bu tehlikeli oyunların başarısız olması için her türlü ayrıştırma çabasına karşı çıkılarak dilde, fikirde ve işte birlik ruhunun korunması gerektiği savunulmaktadır. Son olarak, Türk devlet aklının bu kirli tezgâhların farkında olduğu ve Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı toplantısının bu tür tehditlere karşı en güçlü yanıtı oluşturacağı ifade edilmektedir.
Ardışık: birbiri ardından gelen, kesintisizce sırasıyla takip eden manalarına gelir. Yazımızın konusunda ise buna belli bir amaç için yapılan ataklar kelimesini eklemek gerek. Günümüzde ülkemize yönelik, hiç de iyi niyete bağlı olmayan ardışık olaylarla karşılaşıyoruz.
İran-ABD-İsrail. Türkiye üzerinde iyi niyet beslemedikleri kesin! Kimisi eylemleri ile kimisi eylem ve söylemleri ile niyetlerini ortaya koymaktadırlar. İran, şu an sıkışmış görünse de niyetini bir kenara bırakmış değil. Türkiye ve Türk devletlerini değişmez tehdit olarak görüyor.
Yıllarca PKK’yı desteklemesi ve Azerbaycan-Ermenistan savaşında, Ermenistan’ın yanında yer alması ve silah desteği vermesi unutulmuş değil. İsrail ise; “Vaat edilmiş topraklar” uğruna çevirmeyeceği halt yok. T.C. ile bir savaşa girmesi kaçınılmaz görünüyor. 1. Dünya Savaşı’nda yaptıkları hatayı tekrarlamak istemiyorlar.
ABD ise; yıllardır geliştirdiği politikaları belli. Gemimizi batırması (Muavenet), Kıbrıs Harekâtı’nda Kocatepe zırhlımızın batmasını sağlaması, halen süren ambargoların var olması, her fırsatta Yunanistan’a silah yığması, parasını ödediğimiz silahları vermemesi… Daha birçok örnek sırasını beklemektedir.
Avrupalı birçok devletin, özellikle Almanya ve Fransa’nın ABD’ye eşlik etmesi… Almanların 2. Dünya Savaşı sırasında Azerbaycan’a yerleştirdikleri Almanları unutmamak gerek. Adamların ülkülerinde değişiklik yok.

Gelelim günümüz fitnesine (ayırma harekâtına)! İstiklal Harbi’nde olduğu gibi, yine kutsal dinimiz istismar edilmeye çalışılıyor hem Azerbaycan’da hem de Türkiye’de. Hiç yoktan bir başörtüsü ortaya atıldı. Türkiye’de hem dinimiz istismar ediliyor, milli duygularımız incitiliyor hem de Azerbaycan nankörlükle itham ediliyor. Bu işte siyasal İslamcılar başı çekiyor. Örnek: TVNET’te Azerbaycan’a baskı yapılması öneriliyor ve daha birçok art niyetli olarak algıladığım yaklaşımlar…[1]
Beyler, İslam’ı kullanarak Müslümanı kahretmeyin! Devlet olmazsa din olmaz, bağımsızlık olmaz; kadın ve çocuklar perişan olur. Tıpkı uğruna her gün istismar ettiğiniz Gazze’de, Myanmar’da, Doğu Türkistan’da olduğu gibi. Etmeyin beyler; düşmanın kahredici kurşunu olmayın. Düşmanlarımızı (Allah-Tanrı-Çalap) umutlandırmayın; hayra fren, şerre motor olmayın!
Azerbaycan’da ise bağımsız oldukları vurgusu ile Türkiye aleyhine söylemler ve gösteriler almış başını gidiyor.
Azerbaycan’daki iç dengeleri de görmek gerekiyor: Hâlâ yüreklerindeki Rus aşkını atamayanlar, İran etkisinde olanlar, her alanda Türkiye ve Türk dünyası ile bütünleşmek isteyenler… Bürokrasideki İsrail etkisini de hatırdan çıkarmamak gerek.
Eğer ayırma harekâtı başarılı olursa; bağımsızlığını yitirmiş bir Azerbaycan, Ermenilerin insafına terk edilmiş Azerbaycan Türkleri! Türkiye ise; kuşatılması tamamlanmış, ateş çemberi harlanmış, yok etmeye hazırlanan düşmanlar ile yüzleşme durumu!
Böylesine bir sonuçla karşılaşmamak için hem Azerbaycan Türkleri hem de Anadolu Türkleri olarak neye dayanırsa dayansın her türden ayırma harekâtına hayır diyoruz. Düşmanlarımız bizleri ayıramayacak! İnadına “dilde, fikirde, işte birlik” diyoruz! “İşimiz, aşımız, eşimiz kimseden sorulmaz!” diye haykırıyoruz.
Türk devlet aklı; tüm önlemleri almış, uygulamaya koymuştur. Her iki devletimiz de kirli oyunun farkındadır. Tezgahlanan oyunları boşa çıkaracaklarına inananlardanım.
T.D.T.’nin Ankara’da ay sonunda yapılacak olan toplantısı öncesinde yapılan bu ayırma hamlesi gözlerimizi açmalıdır. Diğer ardışık olaylarla ilintili olacağını hesaplıyorum. Rusların Kafkasya politikalarında değişiklik olduğunu düşünmek saflığın diğer adı olacaktır. Ukrayna belasından kurtulur kurtulmaz tüm hışımları ile Kafkaslara yöneleceklerdir. Ukrayna’daki gibi kibar da olmayacaklardır.
Devlet hayatında tesadüf (rast gelme) diye bir şey yoktur. Her şey planlı, hesaplıdır; hatta sıkça kullanılan “dostum” kelimesi bile! Kendilerini dev aynasında gören bazı yorumcuların düştüğü hatayı tekrarlamayalım.
Cumhurbaşkanlığı makamınca ayırma harekâtına ilk cevap verilmiştir. “T.D.T. toplantısında birlik ve beraberliğimizi daha ileri aşamaya götüreceğiz” mealinde açıklamalar yapılmıştır. Ardından Dışişleri Bakanı Azerbaycan’a gönderilmiştir.[2]
Yalnızca bir ardışık olayı inceledim; diğer ardışık olayları okuyucularımın anlayışına (ferasetine) bırakıyorum.
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; her türden ayırıcı eylem ve söylemlerden uzak duran, birlik ve dirliğimizi korumak için çaba gösteren, düşmanlarımızın oyunlarını boşa çıkaranların üzerine olsun vesselam.
[1] TV-Net, “Olan Biten” Programı, 16/10/2026
[2] A.A., TRT Haber










