Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kusura Bakma Hayat

Kusura Bakma Hayat

featured
0
Paylaş

Erol Sunat’ın bu kaleme aldığı metin, bireyin yaşamla kurduğu sancılı ilişkiyi ve insanın kendi hatalarıyla yüzleşmesini lirik bir dille ele almaktadır. Yazar, toplumsal ve ekonomik zorlukların gölgesinde kalan modern insanın hayata karşı duyduğu mahcubiyeti ironik bir “kusura bakma” ifadesiyle dile getirir. Metinde, insanın kendi hırsları ve vurdumduymazlığı nedeniyle yaşamın anlamını yitirmesi ile kader arasındaki ince çizgi sorgulanmaktadır. Geçim derdi, doğal afetler ve özgürlük arayışı gibi temalar üzerinden, aslında hayatın kendisinin değil, insanların seçimlerinin dünyayı yaşanmaz kıldığı vurgulanır. Nihayetinde bu eser, varoluşsal bir iç döküş niteliği taşıyarak okuru yaşama hakkı ve sorumluluklar üzerine derin bir muhasebeye davet etmektedir.

 

Seni üzdüğümüz için…

Bunalttığımız için…

Canından bezdirdiğimiz için…

Kusura bakma hayat…

Kusura kalma…

Hata bizde…

Kusur bizde…

Günah bizde…

Suç bizde…

Darda kaldığımız için…

Karmaşa ve kargaşanın tam ortasında işin içinden çıkamadığımız için…

Senin kapını çalmak zorunda kaldığımız için…

Bir daha kusura bakma…

Deme bize neden?

Deme bize niçin?

Bizim istediğimiz değil, senin istediğin olduğu için…

Günün sonunda olan ne, her şey senin istediğin gibi olmuyor mu?

*****

İnsan bu…

Düşer de kalkar da…

Güler de, ağlar da…

Yaşar da şaşar da…

Bazen bendini aşar taşar da…

“Hayat harcadın beni” demiş şair…

Hayat harcasın bizi diye mi daldık hayatın içine?

Galiba öyle…

Bizde bu gözü karalık…

Bizde bu boşvermişlik…

Bizde bu umursamazlık, vurdumduymazlık varken…

Hayat değil bizi harcayan…

“Biz varken, hayata sıra bile gelmez” diyenlere kulak vermek lazım.

İleriyi geriyi düşünmeyen kim?

Lafının nereye varacağını kestiremeyen kim?

Öfkesine ve hırsına mağlup olmada eline su dökülmeyenler kim?

Yanlış ata binenler, yanlışta sürekli ısrar eden, “ben ne dersem o olacak” diyenler kim?

*****

Bazılarımız bırakmış kendini hayatın akışına…

Hayat yele benzer demiş, hayat sele benzer demiş, hayat yedi kat ele benzer demiş…

Gittiği yere, vardığı yere, kaldığı yere çarpıp da durduğu yere kadar demiş.

Dökme suyla değirmen dönmez dense de dökme suyla dönen, döndürülen değirmenler az değil.

Nasıl döndüğü ise bir hayli buruk…

Böyle hallerde kusura bakma diyen hayat mı, o hayatı yaşayanlar mı, orası da karışık…

İçimizde boşvermişler var… Kendini koyvermişler var… Fena dağıtmışlar var…

Kimi yediğimiz hayatın sillesi diyor…

Kimi feleğin…

Bizi bu hale koyan ne?

Adına hayat deyip geçtik…

Felek der gibi… Efkâr der gibi… dert, gam, sıkıntı der gibi… Bir zamanlar böyle değildik elbet…

Hayatla aramız iyiydi… Hayatı seviyorduk… Hayata baktığımız pencereler ardına kadar açıktı. Havada ne sis vardı ne is…

Hayata karşı ne serzenişimiz vardı ne hayat aleyhine söyleyeceğimiz, hayatı itham eden bir kelam. Bir şeyler oldu… Kafamız karıştı… Tadımız kaçtı…

Umutlarımızla aramıza kara çalılar girdi. Hayat bize küstü, biz hayata… Bir barıştıran da olmayınca… Uzadı gitti ne varsa…

*****

Kiminin hayatı hoş… Kiminin boş… Kiminin nahoş…

Kiminin hayatı lüküs hayat…

“Şişli’de bir apartman, yoksa eğer halin duman” gibi bir şey…

Kimi kahretmiş… Pespaye hayat demiş… Hayat denen bataklıktan kurtulamadık demiş…

Kimi “hayatına hayat kattım” demiş ne hayat anladı ne hayatına dokunduğum…

Hayata anlam katanlar ise… Tansiyonu düşürmüş… Hayat sevimli bir hale bürünmüş…

Hayat diye lafa başlayanlar bazen kestirip atmış, bazen eklemeler yapmış, bazen abartmış, bazen tek bir kelimedir, tek kelimeliktir “hayat” demiş, özetlemiş geçmiş hayatı.

Bazen de o güzel şarkının, “Hayat mı bu, yaşamak mı, Allah’ım benim şansım yok mu?” diyen mısralarını mırıldanmış.

Ne diyorduk?

Kusura bakma hayat… Kusura bakma baba… Kusura bakma anacığım… Kusura bakma kardeş…

Kusura bakma eş dost, hısım akraba… Kusura bakma dünya… Hatta kusura bakma Merkür, Jüpiter, Uranüs…

Kusur gibi berbat, iflah olmaz, kendine gelmez, söz dinlemez yaramaz bir kavram var elimizde, dilimizde…

Sürekli kusur işlemişiz de özür dileme mecburiyetindeymişiz gibi bir hâl…

*****

Mutlu olamıyoruz mesela…

Mutlu olabileceğimiz pek bir şey yok…

Barınma derdinden kolumuz kanadımız kırık…

Geçinme derdinden de…

Ev kira, borç-harç yığılı…

İş yok, aş yok; kimimiz işsiz, kimimiz emekli, ekseriyetimiz asgari ücretli…

Mutfak karalar bağlamış, mutfak ağlamaklı…

Ne diyelim?

Mutlu olamadığımız için kusura bakma hayat mı?

İnsanlar imalı göndermeler yapıyorlar hayata…

Diyorlar ki…

Deprem altında kaldığım için kusura bakma hayat…

Sele kapıldığım için kusura bakma…

Cayır cayır yandığım için kusura bakma…

Birdenbire evim başıma çöktüğü, enkaz altında kaldığım için kusura bakma…

Dibe vurduğum için, enflasyon başımda halay çektiği için kusura bakma…

*****

Sevgili hayat…

“Derdim çoktur hangisine yanayım” demiş ya şair.

“Her yerde sen, her şeyde sen, bilmem ki nasıl söylesem…” şarkısının bu güzel mısraları gibiyiz aslında.

Seni mi anlatıyoruz, kendimizi mi?

Az biraz karışık…

Hayatın içinden diyorlar.

Biz mi?

Biz hayatın içinden geliyoruz…

Öyle ucundan kenarından, yüzeyden değil…

Tam ortasından…

Kusura bakma hayat, anlıyor musun kusurdan, özürden?

Cevap vermediğine göre…

Ne anladığı belli ne anlamadığı…

Ya da bile isteye öyle davranıyor.

*****

Hayat herkesin hakkı… Yaratan her yarattığına vermiş bu hakkı…

Onu gasp etmeye, insanların elinden almaya kimin hakkı var?

Binlerce yıldır devam eden hak ve hukuk mücadelesi, mahşere kadar sürecek bir mücadele…

Hayat da az çekmedi, hayat hakkı dediğimiz yaşama hakkı da…

Hürriyet de öyle… Hür olmak da… Hür olma mücadelesi verenler de…

Dünyayı herkesin özgürce yaşayabileceği bir hale getirmek varken, binlerce yıldır saçmalamaya devam ediyor insanlık.

Oysa hayat, tahminler ötesi kısa… Belki “bu daha… daha…” diyenler, çıkamayacaklar sabaha…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!