Yazar A. Yağmur Tunalı, Rusya’nın uyguladığı etnik bölücülük politikalarını ve bu yöntemlerin Türkiye üzerindeki yansımalarını eleştirel bir dille analiz etmektedir. Metinde, “halkların kardeşliği” ve “halklar” gibi kavramların aslında birliği değil, toplumları küçük parçalara ayırarak merkezi otoriteyi güçlendirmeyi hedefleyen siyasi araçlar olduğu savunulmaktadır. Sovyetler Birliği döneminden kalma bu stratejinin, Türkiye’de bölücü faaliyetler yürüten yapılar tarafından devletin temelini sarsmak amacıyla kullanıldığı öne sürülmektedir. Yazar, bu söylemlerin toplumsal barışa hizmet etmediğini, aksine kurucu kimliğe karşı bir düşmanlık beslediğini ve ülkeyi bir kaos ortamına sürükleme riski taşıdığını vurgulamaktadır. Sonuç olarak kaynak, bu tür ideolojik terimlerin arkasındaki gizli niyetlere karşı toplumsal bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.
Ruslar, aile ve kabile adlarını millet yapmayı pek severler. Biz “yetmiş iki buçuk millet” diyerek millet sayısını değil çokluğu ifade ederiz. Onlar kendi egemenlik alanındakileri yüzlerle sayarlar. Neredeyse her mahalleden bir millet çıkarma maharetini gösterirler. Mesela nüfusça en küçük ülkelerden birine, Kırgızistan’a gidin, “Kırgızistan’da yüz yirmi millet yaşıyor” derler. Küçücük şehirlerde de sayı yüzlü rakamlardadır. Sayının tez tez arttığını da yıllara bakarak görürsünüz.
Rusların, egemenlik kurdukları yerlerde etnik kompartımanlar yaratmaları devlet yönetmenin ana ilkelerindendir. Tek kimliğin hâkimiyetini böyle sağlarlar. Çağın millî devletlerinde birliği sağlayan tek kimlik vardır. Aslında Rusya’da da tek kimlik, Rusluk esastır. Diğerleri Ruslukla eşit değildir. Altta çekişirler.
“HALKLARIN KARDEŞLİĞİ” SLOGANI RUSLUĞU KORUMA KALKANI
Hani hep hatırlatıyorum ya, bazı sosyalist ve İslâmcı görünenlerin genellikle dediklerinin tersini anlayacaksınız. Acayip ve yaygın bir sahtekârlıktır. Hep aynı örneği veriyorum; barış derken savaşı kastettikleri hiç şaşmaz. İslâm da kelime anlamı itibarıyla barış ve esenlik demektir. Bizim din kullanıcılarının hem bunu söyleyip hem de barış ve esenliği bombalamakta El-Kaide’ye, Taliban’a ve IŞİD’e ne kadar yakın durduklarını görür ve şaşarsınız.
Safiyetle duydukları gibi anlayanlar olur. Bizim sosyalistlerin ve dindarların önemli bir bölümü bu gruba girer. Sosyalistlerin, barış derken savaş kastetmeye benzer terslikleri diğer kavramlarına da yansır. “Halkların kardeşliği” daha temel bir kavramdır. Onda kardeşliği söyler görünür, düşmanlığı körüklerler.
Rusya’ya bakın: “Halklar” diyenler böyle böler, ayırır, kavga ettirirler. O kapışmayı kenardan keyifle seyrederler. Kavga edenlerden yenen de yenilen de Rusluğa sığınır. Mühendisliğin basit görünen sağlam kurgusu böyle işler. Şimdiki Rus dediğimiz nüfusun yarısından çoğu; zorla, makam ve imkân vererek, en çok da bu ve benzeri yöntemlerle Ruslaştırılmış olanlardır. İşte size halklar…

LENİN’İN MİLLETLER NAZARİYESİ
Rus milliyetçiliği her rejimde değişmezlerdendir. Sosyalist rejimde Rusluğun daha çok merkezde olduğunu görürsünüz. Ruslar, Rusluk etrafında birleşmeyi bölerek sağlamayı ilke edindiler. Sovyet Rusyası’nda Lenin’in “milliyetler nazariyesi” böyle işler.
Rejimin temel kavramını tekrar tekrar hatırlatmalıyım: Halklar ve halkların kardeşliği üzerinden giderler. Bu hümanist ve romantik ökseye, safiyane kolayca kapılanlar olur.
Bizde sol-sosyalist gelenekte de kullanılır. Farkını, ana ilkeyi tekrar ederek söylemem gerekecek: Sovyet Rusyası, böldüğü gruplar arasında mikro milliyetçiliği azdırır ve kavga ettirirdi. Şu etnik topluluğu diğeriyle zaman zaman boğuşturan rekabet sık görülürdü. Fakat merkeze bağlılığında problem olmazdı. Bayrağa ve parti devletinin ilkelerine karşı saygıda kusur etmezlerdi. Yani doktrin kurgusunun vardığı her durumda Rusluk kazanırdı. Şimdi sosyalizm gitti ama bu kural gitmedi.
Dışarıya nasıl ihraç edildiğine de bakalım. İçeride kullanılan halklar tabiri ile diğer ülkelerde kullandırdıkları tabir farklıydı. İçeride Rusluğu güçlendiren ayrımcılık, dışarıda egemen güce karşı ayaklanmayı temin etmeye yarıyordu. PKK’nın ve DEM’in kullandığı kavramlara bakın, aynıdır.
“HALKLAR” DİYENLERİN HALKI VAR MI?
Kürtlerle Türkler kardeştir. Bu kardeşlik retorik değil, bin yılın gerçeğidir. Stalinist PKK ve türevlerinde devleti kuran unsura zerrece dostluk etmemek ana ilkedir. Halklar dediklerinde Sovyet uygulamasına benzeyen sadece bölücülük tarafıdır. Bölücülüğün esası da Rusların içeride uyguladıklarından farklıdır. Orada Rusluğa karşı bir tavır akıllardan geçmez. Türkiye’de Türklüğe karşıdırlar, devlete karşıdırlar. Toplantılarında, mitinglerinde bayrak bile asmazlar. İstiklal Marşı’nı söylemezler.
Yani “halklar” derken bir ve kardeş kabul ettikleri arasında başkaları, özellikle de bu devleti kuran Türkler yoktur. İdeolojik kurgu burada her yalana, yanlışa izin verir. Mesela kurucu unsur zalimdir; sadece PKK’lıların değil, halkların düşmanıdır, soykırımlar yapar, kötülerin kötüsüdür.
Bunları derken Türkiye’nin bütün imkânlarından en yüksek seviyede faydalanırlar. İşin tuhafı, bunu en demokratik ülkelerde yapmak en ağır suçlardan biri olduğu hâlde burada serbestçe yapıyorlar. Tersliklere bakar mısınız?
Halklar, kardeşlik kavramı değildir. Yaptıklarına bakın, anlarsınız. “Halklar” demeleri ve durmadan ezildiklerinden yakınmaları, hayatlarıyla terstir. Nasıl yaşadıklarına bakın, anlarsınız. Silah tehdidi her hâllerinde devam ediyor. Bakın, anlarsınız.
Şimdi “Apo’ya özgürlük” diyorlar. O ne derse o diyorlar. Önce ona statü verilsin diyorlar. Onunla müzakere edilsin, muhatap odur diyorlar. Bir yıl önce kayıtsız şartsız silah bırakacağı söylenen PKK’nın ve DEM’in ön şartı bu. Son şartlarının ne olduğu, söylenmese de belli. Nereye gideceği de belli.
Benim ilk tahminim de bir yıl sonraki görüşüm de aynı: Bu iş çıkmaza varır. Bu toplum bu bozgunu kaldıramaz. “Teklifin ne?” derseniz, madem öyle bir de şu “halklar” dediklerine sorun derim.
