A. Yağmur Tunalı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kılıçdaroğlu’nun “Düşkün”lüğü

Kılıçdaroğlu’nun “Düşkün”lüğü

featured

Bu köşe yazısı, Alevilik geleneğindeki “düşkünlük” kavramını toplumsal bir denetim mekanizması olarak inceleyerek güncel siyasetle bağdaştırmaktadır. Yazar, yolun değerlerine aykırı davrananların topluluktan dışlanmasını ifade eden bu geleneğin, özellikle şehirleşme ve siyasi ideolojilerin etkisiyle bozulmaya uğradığını savunmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden sert bir eleştiri sunularak, modern siyasetteki etik kayıpların geleneksel ahlak ölçütleriyle taban tabana zıt olduğu ileri sürülmektedir. Toplumsal arınma ihtiyacına vurgu yapan yazar, mevcut siyasi tutumları geleneğin en temel adalet ve doğruluk ilkelerinden sapmakla suçlamaktadır. Sonuç olarak kaynak, kadim inanç değerlerinin günümüz politik figürleri üzerindeki yansımasını tartışmalı bir perspektifle ele almaktadır.

 

Bizim Alevilerin “düşkün” ilan etme kuralı kanundan güçlüdür. Kişinin düşkünlüğü işlediği suça göredir. Sürekli veya geçici olabilir. Cinayet, ırza tecavüz, ikrardan dönmek, Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e dil uzatmak ağır suçlardır ve mahşere kalır.

Diğer suçların cezası düşkünlüktür ve zamanlıdır. Diyelim ki birisi eşine, komşusuna, hayvanına iyi davranmıyor veya hakkına girdi, önce uyarılır. Uyarılar sonunda düzelmeyen, Dede’nin teklifi ve Cem’e katılanların onaylamasıyla düşkün ilan edilir. Bir süre verilir, düzelirse affedilir. Yoldan çıktığı kabul edilen kişi düzelinceye kadar da topluluğun normal bir ferdi kabul edilmez.

Düşkün’e yolsuz dendiği de olur. Yol önemlidir. Tarikat de yol demektir. Değerleri değişmez. Yol alışları değişir.

 

“DÜŞKÜN”Ü DE KAZANMAK ESASTIR

Mesele “yol”dur. Yol ehli olmak lazımdır. Yola girmek, yol almak yüksek kişilik kazanma yolunda girilen uzun yolun kavramlarıdır. Yoldan çıkmak düşkünlüktür. Yollu olmayacaksınız. Bunlar, Türkçenin yol kavramını düşüncemize ve hayatımıza yerleştiren yaygın deyimlerinden bazılarıdır. Aleviliğin-Tahtacılığın-Kızılbaşlığın, resmî din kabulüne mesafeli hâlde bu yoldan ilerlediği sosyolojik araştırmalardan bellidir. Bu yolda düşkünlük, insanı dizginleyen, gerektiğinde onaran, toplumu arındıran sağlam uygulamalardandır.

Aleviliğin yaşadığı köylerimizde düşkünlük hâlá geçerlidir. Dikkat edin, bazı bozulmamış Alevi köylerinde düzeni sağlayan en başta demokratik yolla düşkün ilan etmedir. Bunun için suçlu azdan az çıkar.

Aleviliğin pratiğinin Türk karakterine uygun kurumlaşmalar arasında sayılması üzerinde durmak lazımdır. Prof. Dr. E. Ruhi Fığlalı’ya göre düzgün insan ve toplum modeli için önemli bir sosyal uygulamadır. Alevi inanış modeli düzeni bozmayı ve topluma zararı karşılıksız bırakmaz. Canların, yani mensupların kararı geciktirilmeden alınır ve uygulanır. Özgürlükler geniş ve kontrollüdür. Yanlış kullanılması önlenir.

“Böyle bir Alevilik kaldı mı?” sorusuna sanırım rahatlıkla “Evet” diyemeyeceğiz. Öyle ya, her kesim bozulurken onlar nasıl aynı kalsın?

ALEVİLİK DE BOZULDU

Şehre gelen Alevilerimiz bozuldu. Reha Çamuroğlu, 15 yıl önce Vahit Erdem’in başkanı olduğu Altay Vakfı’ndaki bir konferansında, “Şehirde Alevilik olmaz” demişti. Evet, olamadı. Belki dönüştürülmesi lazımdı. O da yapılamamıştır. Şehre gelince çok yönlü etkilerin hücumu başladı.

Asıl bozulma, sol ideolojik yapılara giren Alevilerdedir. O yapılarda sol yapılanma ve jargon, Aleviliği boğdu. Bunlar üzerinde ciddi çalışmalar henüz yapılmadı. Sosyal alanlarda, değişik disiplinlerden bakarak birçok tez konusu çıkar. Araştırmalar, incelemeler yapılabilir. Hikâyeler, romanlar yazılabilir.

Kılıçdaroğlu, sol jargonun esir aldığı eski Alevilerimizdendir. “Eski” deyişimi her manada anlayınız.

 

NASIL ARINACAĞIZ?

Önce Kılıçdaroğlu adını düşünmeden değerlendirmeye bakacağız. Bize lazım olan ölçülerdir. Temelden bâtıl butlan kararına bel bağlayacak adamı Alevilikte tutmazlar demek için o dünyayı yüzünden bilmek bile yeter. Yenildiği hâlde yan yollara sapana, seçimden kaçana, hak hukuk tanımayana Alevi denmez. Bırakın Aleviliği, siyasetçi ve insan olarak tartıya bile çıkarılmaz.

Kılıçdaroğlu, gücü arkasına alıyor ve “arınma”dan bahsediyor. Temsilde hata olmaz, arındıracak suyu —affedersiniz— lağım kanalına bağlayıp içine düştükten sonra rakiplerine “Hadi gelin arının!” diyor. Nasıl göründüğünü düşünmüyor. Ziya Paşa, “Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?” der ya, işte öyle.

İç karartmaya gerek yok. Kötülük tohumu kursağımıza ekilmişse yapılacak bellidir. Toplum bu tohumu —yine affedersiniz— kusacak. Oraya doğru gider miyiz? İşaretler var. “Bu kadar da olmaz!” diyenler çoğalıyor. Sokakta, okulda, kahvede, evde “Bu yapılanlar bizi bize düşman edecek” diyenler çok. “Cebimizi boşaltan bu haksız, hukuksuz işlerdir” diyenler çoğalıyor. Bu farkına varış kurtuluş ümidine yol açar.

 

“ÇUKUR” DA BİR SEVİYE Mİ?

Kılıçdaroğlu, Reha Çamuroğlu dostumuzun X paylaşımında dediği gibi artık “siyasi mevtâ”dır. Göreceksiniz, toplumun bu haksızlığı, olmaz işler arasında sayması yakındır. Bu yol çıkmaz sokak. Yönetenler de bu kurgudan dönmeye mecburdur. Dönmeye mecburuz. Dönülecek. Her şeye ve hepimize rağmen dönülecek.

Bir zamanlar, edebiyatta ve siyasette “çukur” tartışması vardı. Necip Fazıl’ın retorik şehveti bilinir. “Bazı kişiler vardır ki, onlara alçak bile diyemem. Çünkü alçaklık bir seviyedir, onlar çukurdur, çukur.” demişti. Çok konuşulmuştu. Abartı bu ya, sonra “Çukur da bir seviye, adı geçene başka sıfat lazım” diyenler olmuştu.

Kılıçdaroğlu’na ve süreci kullananlara bakınca onu hatırladım. Kılıçdaroğlu, “düşkünlük” eşiğini dibe çekti. Artık düşkünlüğü seviye olarak anlayacağız diyen çıkarsa hiç şaşırmam!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!