Erol Sunat
  • 589 Yazı
  • 0 Yorum

Erol Sunat - Tüm Yazıları

Laf barışa yakışır

Laf barışa yakışacak, yakışmasına da yakışmasını isteyen var mı önce ona bakmak gibi bir gerçek ortaya çıkıyor. Ancak bu gerçekle yüzleşmeye tahammülümüz yok. Barışı ister görünmenin bile en talihsiz yalanlardan biri olduğunu en acı bir şekilde görüyor ve ödüyor dünyamız....

Devamını Oku

Dağ fare doğurmak zorunda mı?

Emeklinin zammı, enflasyonu, emeklinin tansiyonu gibi…Hatta, kalbi, şekeri, kronik başka ne derdi varsa tamamı… Emekli tekliyor, yollarda sağa sola çekiyor. İki adım atsa yoruluyor. Derdi, gamı, kederi, hayal kırıklığını ve enflasyonu sırtlandı, attı kendini sokaklara…Hali ahvali Temmuz sıcağından daha berbat!...

Devamını Oku

Ben konuşuyorum ben!

Konuşmak, gerçek anlamda bir sanat. Ancak “ben konuşuyorum, ben” diye ortaya çıkanların nasıl bir sanat icra ettiklerini var mı söyleyebilecek olan? Küfretmek, küfürlü konuşmak ne zaman sanat oldu? Atalar, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır dememişler mi? Yunus Emre, söz ola...

Devamını Oku

Bir hazin eşik

Ağlayanın, inleyenin, feryat edenin halini seyretme, parmağını bile kıpırdatmama hali ise umursamazların, görmezden gelenlerin, duymamayı marifet sayanların geldiği oldukça kritik ve hazin bir eşik olarak gözler önünde… Ve o eşik, çoktan beşik gibi sallanmaya başladı… Hazin bir eşiğin tam önündeyiz....

Devamını Oku

Vezir kızının hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde zalim bir Beyin hüküm sürdüğü bir şehir varmış. Beyin adamları da en az kendi kadar zulmetmeyi seven insanlarmış. Şehir ahalisi babası da zalim olan bu Beyden illallah diyormuş. Şehir ahalisinin feryadını, çığlıklarını duyan yokmuş....

Devamını Oku

Biz asılız ya hani

Bir rüzgâr eser de emeklinin, dar gelirlinin yüzünü güldürür, rahatlatır mı? Öyle olduğunda, siz bizim yüzümüzü güldürdünüz, Allah’ da sizin yüzünüzü, güldürsün demez mi insanlar? Der demesine de ne biz o kadar artış yapalım, ne de siz bize dua edin...

Devamını Oku

Kırma insan kalbini

Konuşarak çözülebilecek birçok mevzuyu içinden çıkılamayacak hale getiriyoruz. Miraslar, aile içi meseleler, akrabalarla olan ilişkiler, iş dünyasındaki rekabetler, üstünlük mücadeleleri kördüğüme dönüyor. Küfür ve hakaret sınırları zorluyor. Hatta bendini ve haddini aşmaktan çekinmiyor. Kırılan, dağılan, parçalanan, savrulan kalpler bir daha...

Devamını Oku

Kötü gün dostunuz var mı?

Kötü gün dostları birdenbire ortaya çıkan insanlardır. Hızır gibi imdadıma yetişti dediğimiz haller o hallerdir. Biz o eski sokaklarımızı dozerle yıkıp geçerken, kültürümüzü, tarihimizi, geleneklerimizi, insani ilişkilerimizi de dümdüz ettik. Şimdi tepe-tepe gömdüğümüz o kötü gün dostlarını arıyoruz… Ne sesleri...

Devamını Oku

Çalışmayanın hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde tepeler üzerine yayılmış, inişi yokuşu bol bir şehir varmış. Şehrin surları dışında ise oldukça geniş araziler, tarlalar ve bahçeler şehrin zenginliğini yansıtırmış. Şehrin altı ise o arazilere ve bahçelere açılan tünellerle doluymuş. Şehirde öyle...

Devamını Oku

Biz bu hale nasıl geldik?

Bize ne oldu böyle? Bu hale nasıl geldik? Çıldırdık mı? Kendimizi mi kaybettik? Ne oldu bize? Bizi bu hale kim getirdi? Nasıl böyle bir girdabın içine sürüklendik? Neden çıkamıyoruz bu bataklığın içinden? Avrupa’dan daha pahalıyız? Bizi kıskanan Avrupa bizden kira...

Devamını Oku
Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!