Erol Sunat

Gümbürtü

featured
0
Paylaş

Erol Sunat’ın “Gümbürtü” başlıklı yazısı, bir anonim mâniden yola çıkarak toplumsal duyarsızlığı ve biriken insani acıları konu alır. Metinde “küp”, sadece bir eşya değil; içine dertlerin, hayallerin ve feryatların sığdırıldığı metaforik bir kavramdır. İnsanlar dertlerini bu küplere doldurup göğe kadar dizmiş, ancak çevredekiler bu durumu görmezden gelmiş veya sağırmış gibi davranmıştır. En alttaki küpün çekilmesiyle kopan büyük “gümbürtü”, tüm memlekette sarsıcı bir etki yaratır. Bu patlama sonucunda küplerin içindeki sırlar ve acılar nihayet ortaya dökülür. Yazar, bu sarsıcı olay karşısında bile “duymadım” diyenlerin hakikati gizlediğini vurgulayarak, küpün aslında bir “sır küpü” olduğunu belirten bir mâniyle yazısını noktalar.

 

Mâniler bize has bir kültür. Mâni denen dörtlüklerin özelliği, tek bir dörtlükte ne olmuş ne bitmiş anlatması.

İçinde mecaz var…

Faslı hicaz var…

Kimine göre az var…

Kimine göre telli saz var…

Kimine göre piyaz var…

Kimine göre ayaz var…

Kimine göre niyaz var…

Kimine göre mevsimi yaz var…

Ondan bundan biraz var…

Şimdi efendim bir manimizde denmiş ki;

“Yerden göğe küp dizseler / Üst üstüne bindirseler / En alttakin bir çekseler / Seyreyle sen gümbürtüyü!”

Gümbürtü, büyük bir gürültüyle çıkan ses demek…

*****

Gümbürtü olacak, kimse duymayacak öyle mi?

Mümkün değil…Değil amma…Kulakları küp gibi sağır olanlarımız var…

Sağır değiller amma…Sağırmış gibi yapıyorlar…

Görüyorlar amma…Köristan’da yani körler ülkesinde yaşarmış gibi davranıyorlar…

Dünya yansa, kül olsa görmedim, duymadım, haberim yok, bir anlat hele ne olmuş diyenler yok mu?

Ortalık yıkılacak…

Yer yerinden oynayacak…Her yer zangır-zangır titreyecek sallanacak ve dahi kimse duymayacak…

Akla zarar bir şey…

Hani insan insana sorar ya…

Nasıl duymadın nasıl duymazsın pes yani diye…

Ne diyor bazılarımız?

Benim uykum öyle ağırdır ki, top atılsa duymam…

Olur mu?

Olmaz amma…

Yalandan kim ölmüş diyenlere de bir mâni söylemek lazım bundan böyle.

Efendim mânimiz ne diyor?

Diyor ki…

Bu mesele öyle böyle değil, derin bir mesele…

Yerden göğe küp dizseler diye başlar bu mesele… Yer de bulunur, küp de, üst üstüne dizen de, el alttaki küpü bir çekende…

Ya gümbürtü?

Gümbür gümbür gelir, meydan gümbür gümbürlenir Köroğlu’nun dediği gibi…

*****

Küp ne?

Küp kavramının anlamı bir hayli fazla…

Biz mânimizdeki manasından dem vuracağız…

Bizim küpümüz…

Su, pekmez, yağ benzeri sıvıları veya un, buğday gibi tahılları saklamaya yarayan, geniş karınlı, dibi dar toprak kap…

Biz küplerimize artık bu saydıklarımızı değil duygularımızı, düşüncelerimizi, ahlarımızı ve feryatlarımızı da koymaya başladık.

Şimdi diyeceksiniz ki…

Bir kere dünya kadar küp bulacaksanız, her küpün kulpu ayrı, o kulplardan tutacaksınız. Elinizden kaymayacak düşmeyecek kırılmayacak…

Ne demiştik?

Mâniye göre küpleri üst üstüne bindirecekseniz.

Yeminle tam Guinness rekoruna giden bir manzara…

Küpler devrilmeyecek, sallanmayacak, hani bu yıllarda ev taşımalarda asansör diye bir şey kullanılıyor ya…

Ona benzer bir yöntemle küpleri dizeceksiniz de dizeceksiniz…

Ne kadar yukarı dizdiniz, şenliği yani gürültüsü o denli büyük olacak…

Gök gürültüsü ne ki…Bu gürültü değil artık, gümbürtü…Yıkılan ve kırılan kalplerden çıkan ahların feryatların gümbürtüsü…Ve onları taşıyan küplerin gümbürtüsü…

Yedi mahalle öteden, yedi iklim dört köşeden memleketin dört bucağından dağından taşından duyulan bir gümbürtü…

*****

Derdimiz çok…

Her dert ayrı bir küp…

Her küp ayrı bir dünya…

Her küp kırılan hayallerin, yorgun ve ümitsiz kalplerin arşa uzanan bu yolculukta arşa yazılmış içli birer mektubu adeta…

Dert derdi bırakır mı?

Senin derdin dert midir, benim derdim yanında der mi?

Demez…

Demez çünkü…

Dert derde sırdaş olmuş…

Hallerini bilen anlayan olmuş…

Vermişler el ele aynı yolun yolcusu olarak düşmüşler yola…

Yerden göğe doğru öylesine dizilmişler ki bulutlarla kucaklaşmış küpler…

Derdim var dağlar gibi diyenler, bakmışlar ki, küpler dert çeke çeke birbirine tutunmuş bırakmıyor birbirini…

Benim de derdim var, bende dertliyim demiş küpler. Küp küpe vermişler…

*****

Her gelen bir küp bulmuş getirmiş kendince.

Küp dizilen meydana koymuş bırakmış.

Meydan ben demiş anlamam küpten de küp dizmekten de…

Lakin ben meydanım, nice yaralı kalp gördüm, nice yakarış gördüm, kaç kez gözyaşlarıyla yıkandı bu meydan saymasını unuttum.

Bu meydan demiş, dert meydanı oldu, dertlilerin meydanı oldu, adım dertli meydan diye mi anılacak, küp meydanı diye mi diye sormuş.

Meydana gelenler, demişler ki, ne küpü bunlar…

Ne var bu küplerin içinde…

Dert demişler…

Herkes çok yer dolaştı, yol aştı tepe aştı dağ aştı, çok kapı çaldı, bu küpleri bırakacak yer bulamadı. Sonra bizim nazımızı meydan çeker dediler, kahrımızı da…

Meydanı bomboş gözlerle seyredenler, bir anda irkildiler. Küpler ne oldu bilinmez bir anda kanatlandılar adeta, üst iste kendiliklerinden dizilmeye başladılar.

Herkes görsün, görmeyen kalmasın, ben görmedim diyen olmasın babından ağır ağır eklendiler birbirlerine. Bir ucu yerde, bir ucu gökte derler ya meydanda tek bir küp kalmayıncaya kadar yükseldi gitti gökyüzüne…

*****

Hani arşa yükseldi gitti o küplerin içinde ne varsa derler ya…

Ağıtlar…

Yakarışlar…

İnleyişler…

Feryatlar…

Sessiz çığlıklar…

Gözyaşları…

Artık başkaca ne varsa ne kaldıysa geriye…

Sonra bir zaman geçti aradan…Unuttular her şeyi geçip gidenler oradan. Küpler hâlâ üst üstüne diziliydi. Kaldırın bu küpleri diyenler oldu…Kalkmıyor dediler…Zamk gibi birbirine yapışmış, yeminle kaynamış, oynamıyor.

Sonra bırakın demiş olunacak ki, meydan süsü gibi kaldı görüntü bir süre daha…

Bir gece sis vardı, hani bir adım önümüzü göremedik denir ya, ondan daha koyu bir sis.

Her ne olduysa işte tam da o sırada oldu diye anlattı herkes…

O üst üste dizilen küplerin en altta olanını bir çeken oldu.

Çekti ve sisler arasında kayboldu…

Kimdi? Kim çekti?

Gören de yoktu, bilen de…

Bir gümbürtü koptu…Kıyamet koptu dediler…

Sarsıntıdan camlar çerçeveler kırıldı. Evlerde avizeler sallandı.

Richter ölçeğine göre fena büyük bir deprem gibiydi. Memlekette duymayan, sallanmayan, sarsılmayan tek bir yer kalmadı.

Bu gümbürtüyü seyreylemeye, görmeye gelmeyen kalmadı.

*****

Bir gümbürtü koptu kopmasına amma, küpler infilak eder gibi patladı, küp kırıkları her yere dağıldı.

İnsanlar küp kırıklarını da gördü, küplerin içinde ne vardı ne yoktu onları da…

Birçokları böyle bir gümbürtü hiç duymamıştık dediler.

Meğer, neler varmış o küplerin içinde…

Her şey görene, köre ne, denmiş…

Gören görmüş, kimi ah vah etmiş, kimi yürümüş gitmiş, kimi gördüm amma görmedim demiş.

Gümbürtü…

Duy beni dedi…

Gör beni dedi…

Daha da duymadıysan bu gümbürtüyü daha nasıl duyacak, nasıl anlayacaksın dedi.

Söylenecek ne laf varsa birer, birer söylendi.

Bu gümbürtüyü az duydum, bir başkasından duydum, benim kapıma gelen küp kırığı benzeri bir mesaj yoktu, varsa da ben anlayamadım diyenler çıktı. Hakikat bu yalancılardan bunaldı, bıktı…

 Ne diyelim, acizane bir mâni de biz söyleyelim…

“Hal bilmez der kır küpü / Var dertliye sor küpü / Ahlar yükselir arşa / Küp, küp değil sır küpü”

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!