Yazar, toplumdaki yozlaşmayı ve ikiyüzlülüğü sert bir dille eleştiriyor. Din istismarı, uyuşturucu kullanımı ve liyakatsiz medya figürleri üzerinden ahlaki çöküşe dikkat çekiyor. Eğitim sistemi ve ticari kurnazlıkları eleştirirken, geçmişin değerlerine duyduğu özlemi vurguluyor.
Hayatınızdaki “keşkeleri” atmadan, onları yok saymadan ne mutluluğu bulabilirsiniz ne de huzuru… Her “keşke”, yaptığınız yanlışın dudaktan dökülen halidir. Nedametlerinize altyapı olmuş keşkeleri bir daha demeyeceğiniz günler diliyorum.
Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Allah’ın suç saydığı değerlere sahip dindarları (!) gördük… Sahtekârı, hırsızı, yalancısı, münafığı vesaire hepsiyle karşılaştık; bir tanesi eksik kalmıştı, ona da kavuştuk: Kokainci dindarlar… Şükürler olsun, mebzul miktarda mevcutlar… Konya mıydı, Karaman mıydı tam hatırlamıyorum; onlarca çocuğa tecavüzle gündeme gelmiş bir sistem, bir tarikat vakfı, bir devlet okulunda sarıklı ve cübbeli kıyafetlerle uygulama yapıyor.
Aklımıza gelmiyor değil… Acaba ileride alıştıklarını yapacakları için eleman mı arıyorlar diye…
İlkokula başladığım günü hatırlıyorum… Ben de sıkıntılıydım ama etrafımda herkes sınıf kapısının penceresinden bakmaya çalışan velilerini görmeye çalışıp ağlıyordu… Melike Öğretmen, hepimize anne şefkatiyle yaklaşıp başlarımızı okşuyordu… Bu hava yumuşatmanın arkasından, “Hadi şarkı söyleyelim” dedi… Bir müddet sonra öğrendiğimiz şarkıyı hep birlikte söylemeye başladık:
Daha dün annemizin kollarında gezerken,
Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken,
Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk,
Sevinçliyiz hepimiz, yaşasın okulumuz!
Artık rahatlamış, “okul-sevinç” lafları beynimize kazınmıştı; birbirimizle oynuyor, gülüşüyorduk… Sınıf kapısının camından bakanlar teker teker azalıyordu, bir müddet sonra da kimseler kalmamıştı…

Bunları niye mi yazdım? Geçtiğimiz günlerde kar tatili ihtimaline karşı “çocuklara müjdeyi henüz veremiyorum” diyen sabah spikeri… Çocukların beynine okulun kapanmasını nasıl “müjde” diye pazarlarsın? Yayın hayatında olsam bu hanımefendi ile işi ya bitirir ya da ciddi bir uyarı yapardım… Spiker-sunucu bahsi açılmışken bir hatırlatma, daha doğrusu “demiştik” yapalım mı? Sadık okurlarım bilir; seneler önce en popüler zamanlarında İsmail Küçükkaya için dediklerimi… Kanada’daki sevgili Mirzen Teyzem mutlaka hatırlıyordur… Bir şey daha demiştim:
“Menfaatine ufak bir dokunun, Serhan Asker’i de görürsünüz…” Ne yapalım, bu da bir Allah vergisi; perşembenin gelişini pazartesinden anlıyoruz… Nerede eski TRT terbiyesi, nerede Aytaç Kardüz’ler, Zafer Celasun’lar, Zuhal Çetinkanat’lar, Mesut Mertcan’lar nerede… Şimdi, kucak gezgini İmam Hatip mezunu kokainmanlar iş başında, eskort kızlar ekranlarda fink atıyor…
Siyasete girme duygum henüz oluşmadı. Anlaşılan beşeri konular ağır basacak. Geçtiğimiz günlerde bir lokanta sahibinin paylaşımları bana kadar geldi.
Hazret müşterilerini ikaz ediyor: “Çok ikramlı yerlerde verilenler maliyete ilave edilir. Ben sizleri bu külfete sokmuyorum. İsterseniz ikramları ayrıyeten ücreti mukabili alabilirsiniz.” Bir gri propaganda daha.
Gayet tabii her şey maliyete ilavedir. Yoksa kâr maksadıyla kurulmuş tesis işletme yapamaz, varlığını sürdüremez… Ankaralılar iyi bilir, ASPAVA diye hizmet veren kebapçılar var. Yemek öncesi o kadar çok ikram geliyor ki neredeyse ana yemeği yiyemiyorsunuz… Ne yaptım biliyor musunuz? “Doğru yahu” demeden, gazeteciliğimin gereği araştırdım.
İkramları parayla veren lokantanın kebap fiyatı, insanları ikrama boğan lokantanınkinden daha pahalı… Herhalde anladınız. Ben niye kebabı daha ucuz ve ikramı bol olan yeri tercih etmeyeyim?
Her gün televizyonlardan haber kaynaklarından duyuyorsunuz; “ünlülere yapılan operasyonlarda…” diye başlayan cümlelere alıştınız. Bu ünlüler kim, ne yapmışlar, nasıl ünlü olmuşlar? Bu sistemlerin komşu sektöründe çalışmış bir kimse olarak rahatlıkla söyleyebilirim:
Neredeyse %90 seviyesinde hepsi eskort kızdır… Sanatçı denilenlerin ise büyük çoğunluğu “alo” ile sanatçı olanlar… Siz, Tarkan haricinde bir tanesinden uluslararası başarı yakalayanını gördünüz mü? İşte bunlar ve bunlar gibiler, kokain partilerinin kucak gezginleridir.
Bunlara sanatçı demek, sanata ihanet ile eş değerdir… Geçtiğimiz günlerde Aleyna diye biri, testlerin pozitif çıkmasının gerekçesini avukatı vasıtasıyla şöyle savunuyor: Meğerse kızımız, uyuşturucunun serbest olduğu (muhtemelen Hollanda) bir ülkeye gitmiş. Orada içenlerden tebahhur edenler vücuduna sinmiş… Anlatsın, heyecanlı oluyor değil mi? Ben bu yavrucuğun adını “Aleni Tilki” olarak değiştirdim… Kızımız aslında namazında abdestinde biri.
Takip edin, yakında Umre görüntüleri de çıkar. Sadece o mu?
Subaşını tutanlardan biri hemen neye sarıldı? Kur’an ve ayet yollamaya başladı… Her zaman prim yapar. Hatırlayın, çok değerli (!) bir “bakmayanımız” ne demişti: “Her cuma bir Bakara-Makara sallıyorum.” Ne oldu? Yüce Divan yerine Prag Büyükelçiliğine gitti… O kurban olduğum Allah durur durur, sizi öyle bir çarpar ki… Bu yazılanları “ama abi bunlar Müslüman” diyenler dikkatle okuyun… Yazacak çok var da şimdilik klasik finali yapalım: Bildiklerimi anlatsam yer yerinden oynar…
Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…