Bu metin, Türkiye’nin mevcut siyasi ve toplumsal krizlerini sert bir dille eleştiren kişisel bir değerlendirme niteliği taşımaktadır. Yazar, iktidarın muhalif belediyelere yönelik baskılarını ve muhalefet partilerinin yetersiz kaldığına inandığı normalleşme adımlarını hedef alarak mevcut siyasi tıkanıklığa dikkat çekmektedir. Ülkedeki liyakatsizlik ve ekonomik çöküşün gençleri vasıfsız işlere yönelttiği vurgulanırken, gıda sektöründeki denetimsizliklerin halk sağlığını tehdit ettiği savunulmaktadır. Çözüm yolu olarak milliyetçi blok çatısı altında birleşmeyi öneren yazar, demografik yapının bozulması ve tarımdaki gerileme gibi konularda toplumu uyanışa davet etmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin geleceği için milli bir dayanışmanın zorunlu olduğu mesajını veren karamsar bir tablo çizmektedir.
Bir sene daha almış ama ömrümden bir yılı daha kaybetmiş haldeyim. Hıdırellez de denilen güzel gün aynı zamanda doğum günüm. Umarım gül diplerine dileklerinizi bırakmayı unutmamışsınızdır. Hepinize merhabalar olsun. Türkiye, birden büyüktür…
İktidar, gözünü karartmış ve dönülmez bir yola girmiş gibi. Yapılacak seçimlere kadar bir tane bile seçilmiş muhalif belediye başkanı bırakmamak niyetinde… Anadolu’da bir laf vardır: “Besle kargayı oysun gözünü” derler. Tam da öyle oldu. Son seçimden grogi halde çıkan AKP-Reis’e, normalleşme teklifi altın tepside sunuldu… Şimdi de Küçük Kripto’nun (Özgür), esasında milletin gözü oyuluyor. Ama hemen telaş etmeyin; bir “kırmızı kart” soytarılığı daha yapar, feleklerini şaşırtırız… Al sana normalleşme… Al sana seçim istememe.
“Gençler iş beğenmiyor” diyen; odacı dahi yapılamayacak kapasite, tahsil ve liyakatteki badem ezmelerine duyurulur… Paspasçılık için açılan imtihana üniversite mezunları akın etti. Bu çocukların branşlarında ülkelerine hizmet etmesi gerekirken paspas yapmaları vicdanları yaralamaz mı? Bu işi beğenmeyip “Aç kalırım daha iyi” diyenlere de “Gençler iş beğenmiyor” demek, hangi katı ve kapkara kalbin ürünüdür?

İşte yukarıda bahsettiğim; liyakatsiz, kapıcı çaycı bile yapılamayacak kapasitedeki “dini bütün” adamlar (lafın gelişi) şu an ticaretin neredeyse tamamını elinde tutuyor. Bu yüzden hile yapılmayan bir gıda kalmamış gibi… Tüketicinin çeşitli hastalıklara, en azından alerjilere, hatta ölüme bile maruz kalmaması için çok dikkatli olması gerekiyor. Dışarıda, bilmediğiniz yerlerde asla kıymadan yapılmış mamulleri tüketmeyin. Eve alırken de hazır kıymayı değil, gözünüzün önünde çekileni tercih edin… Sucuk, salam, sosis; mümkünse yemeyin. En fazla hileye açık olan gıdalar bunlar. Pirinçte yerliyi tercih edin; ucuz ve ithal olanlar GDO’lu… Emsaline göre yarı yarıya ucuzlamış meyve ve sebzeye ihtiyatla yaklaşın. İyice inceleyin; yakın zamanda Rusya veya Avrupa tarafından geri yollananlar mı araştırın. Her gün bir ürünümüz iade ediliyor ama şimdiye kadar bir tanesinin bile imha videosu yok… Yine aşırı ucuzlamış peynir, yoğurt vb. malzemelerin son kullanma tarihini mutlaka kontrol edin. Ben geçmişine veya son günü olana çok rastladım…
Türkiye siyaseti maalesef kilitlenmiş durumda. Meşruiyeti başka yerlerde arayan AKP, halka umut olmak bir kenara, halkın başına bela durumuna gelmiştir. CHP ise Atatürkçü oyları AKP’ye ciro eden bir düzenek ve bol kriptolu bir konumda, siyaset girdabında adeta çırpınmaktadır… “Ne yapacağız?” diyenlere, akılsız Türkmen’e, “Ama abi bunlar Müslüman”cılara söylenecek —belki de bundan sonra o da söylenemeyecek— tek laf kalmıştır: Milliyetçi Blok tek seçenektir. Bu sistem, ABD derin sistemlerinin bütün oyunlarını bozar, memleketi selamete çıkarır… Bu fikri ilk savunduğum zamanlar; “Beynimin %51’i Zafer, %49’u İYİ Parti’de” demiş, daha sonra bu oranı gelişmelerden dolayı %60 Zafer, %40 İYİ olarak revize etmiştim… Şimdi nerede miyim? %61 Zafer, %39 İYİ diyorum. Kafanızdaki oranlar ne olursa olsun, kalbinizde bir gram milli endişe kalmışsa aynı çatı altında birleşmek gerekir. Bu birleşme, diğer mecralardan akacak toplanmaları da tetikler. Ülkenin başka çıkışı kalmamıştır. Bu durumdan kurtulmaya çabalamayanın vatan hainliğinden başka sıfatı olamaz…
Artık gizlenemiyor: Türkiye’deki çocuk sayısı tarihin en düşük döneminde. Sizi yıllar önce uyarmıştım; “Üç çocuk” diyenler esasında gizli hedeflerini maskeliyor diye… Bir insan kendini ne kadar güçlü veya dürüst gösteriyorsa bilin ki orada bir problemi mutlaka vardır. Sen “üç çocuk” diyeceksin ama halkı bir çocuk bile besleyemez duruma getireceksin. Beslenenler de gıdasızlık, proteinsizlik ve vitaminsizlik yüzünden “ecik cücük” olacaklar… Bulgur, makarna ve Halk Ekmek arasına hapsedilmiş gençler; düşünme kapasitesinden mahrum, tam da rektörümüzün dediği gibi “ferasetinden medet umulacak cehalette” biat ehli olarak yetişecekler… Çiftçiye “Saksılara dahi tohum atın, ekim yapın” diyeceksin ama ya tohum vermeyeceksin ya da çok pahalı vereceksin… Ülkeye bir sömürge valisi atansa bile bu kadarına cesaret edemez… Ey akılsız Türkmen, ey “Ama abi bunlar Müslüman”cılar; siz uyumaya devam edin, ta ki Münker ile Nekir’i karşınızda görene kadar…
Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…