Mehmet Edip Ören, bu yazısında sosyal medya platformlarını birer toplumsal analiz laboratuvarı olarak kullanarak güncel siyasi ve kültürel meseleleri ele almaktadır. Yazar, Kerkük’te bir Türk valinin seçilmesi üzerine verilen tepkisizliği eleştirirken, bozkurt sembolünün sadece bir gruba ait olmadığını, aksine Atatürk’ten miras kalan evrensel bir Türklük simgesi olduğunu vurgular. Metin boyunca toplumsal hafızanın zayıflığına ve siyasi kutuplaşmanın getirdiği bağnazlığa dikkat çekilerek, milli değerlerin ideolojik kalıpların ötesinde sahiplenilmesi gerektiği savunulur. Ayrıca yazar, mesleki tecrübelerine dayanarak medya kalitesindeki düşüşü ve siyaset dünyasındaki tutarsızlıkları sert bir dille eleştirmektedir. İlahi adalet ve bağımsızlık karakteri gibi kavramlar üzerinden şekillenen bu anlatı, okuyucuyu mevcut önyargılarından arınmaya davet eden bir çağrıyla sona erer.
Mayıs’ın da tepesinden aştık. Aşağı saldık. Taaa Haziran’a kadar. Sonra mı… Temmuz, Ağustos… Kasım, Aralık, 2027, 2028… 2030-2040 acaba kaçımız görecek, göreceksek nasıl göreceğiz? Eyy kul hakkı yiyenler, bilmez misiniz ki eninde sonunda ilahi adaletin karşısına çıkacaksınız? Eğer bilmiyorsanız zaten müslüman sayılmazsınız, ebedi azap muhatabısınız. Eğer bile bile yapıyorsanız da ne büyük ceza ve azaplar sizi bekliyor. Düşünmesi bile korkunç… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Bugün sizle farklı bir konu üzerinden farklı eleştiriler yaparak yazıma başlamak istiyorum. Konumuz sosyal medya ve de onun en aktif hallerinden biri olan WhatsApp… Ben bu platformu; sadece dostlarımla bilgi alışverişi yapmak için değil, çok farklı şeylerden haberdar olma ve de değerlendirmeler yapmak için kullanıyorum. Tarzım gereği, örneklerimi hemen bekler olduğunuzu biliyorum. Sizi hiç bekletmeyeceğim… Mesajlarımı uzun süre açmayan ve paylaşımda bulunmayan kimseleri mutlaka arıyorum. Açtığı zaman sitem ettiğim kimseler de oluyor ama genelde kötü haberlerle karşılaşıyorum. En son, bir dostumun kızı açtı ve babasının vefat ettiğini söyledi… Bir müddettir, toplum psikolojisini de değerlendirme testlerinde bulunuyorum. Bunun son örneğini, kökenim olan Kerkük üzerinden yaptım. Biliyorsunuz oraya yeni bir Vali seçildi. Ezilen, baskı altına alınan Türklerin 102 yıl sonra elde ettiği bu pozisyon aslında çok önemliydi… Yeni Vali ve halk bozkurt işaretleri yaparak sokaklarda tur attılar. Ben sadece yorumsuz olarak paylaştım… “Nasılsınız” diyenlere bile 3-5 beğeni yapılırken bir kişi dahi bu olaya tepki vermedi. Bu davranışta bulunanların çoğunluğu CHP yanlısı ve Atatürkçü geçinen kimseler… Çoğunluk, bir yerde M. K. Atatürk’ün bizlere mirası olan Misak-ı Milli’yi es geçti… Bu vesileyle bir anımı da paylaşayım. Rahmetli Ecevit, çok iyi ilişkiler içinde olduğum ve de beni hiçbir zaman kırmayan değerli bir liderdi. Günlük canlı yayınım için bir gün davet etmiştim. O programın konusu Atatürk’ün İsmet İnönü’ye aktardıklarıydı. Ulu Önder, İsmet Paşa’ya, Musul ve Kerkük’ün çok önemli olduğunu, buraların da Hatay gibi anavatana katılması gerektiğini söylemiş… İnönü de Sn. Ecevit’e bundan ve detaylarından bahsetmiş… İşte Kerkük, bu millet için bu kadar önemli. Bu iş Ülkücü Edip’in meselesi değil ve de sizlere ırkçılık propagandası yapmıyor; olay bütün milletimizi ilgilendiren bir konudur… Siz hâlâ 40-50 sene öncesinin köhne yaklaşımlarının esaretindesiniz… İnsanlık, barış, kardeşlik, demokrasi vs. vs. lafları ağzınızdan düşmez amma içinizdeki kin asla bitmez. İşte ben, kalabalık gruplarıma bu testi uyguladım. İlgilenenleri tenzih ederim. Nokta atışı değil, genel bir değerlendirmedir, biline… Gördüğünüz gibi, toplumun katmanlarını ve kesitlerini bir köşe yazarı olarak bu şekilde test edebiliyorum… Sosyal medya, daha anlatmadığım birçok konuda bana laboratuvar hizmeti veriyor… Özel dostlarıma ve gruplara, yazılarımın gazete halini değil orijinal halini yolluyorum. Bu onlara verdiğim kıymetin nişanesidir. Bazen gazete halini yollamamın sebebi, adresi bilmeyenlerin öğrenmesi içindir, o da biline. Ufak bir sorundan bahsederek konuyu kapatacağım… Gazeteden okuyan dostlarım esas itibariyle yazımı dikkate alsınlar. Yazı içi yorum yapan arkadaşlar bazen bariz hatalar oluşturabiliyor. Elli yıllık, sürekli basın kartı sahibi bir ağabeyleri olarak onları mazur görüyorum. Gençlerin, hatalarıyla pişip bizlerin yerini alacağı kanaatimin hâlâ mevcut olduğunu ifade ediyorum…

Madem konu buralara geldi, birkaç şey daha söyleyip kapatmakta fayda görüyorum… Bozkurt, açık arazide sürüsüyle karşılaştığınızda korkmanız gereken bir şeydir. Sembol olarak çekinmeniz ve dışlamanız ise kendi kendinizi inkar etmektir. Bozkurt selamı sadece Türkiye’deki ülkücülerin malı değildir. İran, Kerkük, Moldova, Kosova, Kazakistan, Kırgızistan vs. vs. Türkün olduğu her yerde kullanılır. Bunların hepsini gözlerimle gördüm ve çektim… Yayıncı kuruluş uygun görürse bir görsel paylaşmak istiyorum. Olay Rusya Federasyonu’nda, o zamanki Savunma Bakanı olan bir Türk’ün kızıyla alakalı… Ulu Önder’imizin Avrupa’daki adı “Bozkurt”tur.
Bunu aynı adla kitap haline de getirdiler. Rahmetli, bizi Avrupa mahkemelerinde çok iyi savunan değerli büyüğümüze “Bozkurt” soyadını vermiştir. Atamız, milli petrol şirketimizin (Petrol Ofisi) amblemini, uluyan bozkurt şeklinde hayata geçirmiştir. Şimdiki yatay kurt başı haline gelişi, ondan sonra olmuştur… Kurt, evcilleştirilemeyen yegane hayvandır. Hiçbir sirkte kurda rastlayamazsınız… “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen yüce önderimizin kurda merakı buradan olsa gerektir… Milli destanımız Ergenekon’dan çıkışta ise dişi bir kurdun (Asena) yol gösterdiği rivayet olunur… Yazacak çok şey var ama satırlar tükendi. Herkes bundan sonra saplantılarından arınıp doğru noktaya gelmelidir. Bu arada, bazı çakallar da kendisini kurt yerine koymaya çalışıyor. İşte, esasen dikkat edilecek yegâne olay budur… Benden bu kadar…
Geldik çeşitlemelere, yani finale… Ne diyoruz zaman zaman… CHP’ye verilen oy, er geç AKP’ye gider. Kalburüstü ne kadar adam (lafın gelişi) varsa, AKP hepsini topluyor. Reis “Siz, bu malsınız” diyor. Daha ne desin… Burcu’su, Böceği, öncekileri ve de sıradakileri… En az AKP seçmeni kadar yobaz ve bağnaz olan CHP’liler, uyanın artık! “Ama abi bunlar müslümancılardan” bir farkınız olsun… Bu gökkuşağı altından geçmişlerden ayıklanın artık… Eski İtalya Başbakanı, Reis’in kankası Berlusconi’nin sokakları süpürme cezası aldıktan sonraki elinde süpürgeyle resimlerini görünce aklıma Atatürk’e hakaret edenler geldi. Bir mahkeme bunlara da aynı cezayı vermeli… Hem de Anıtkabir’i süpürmeliler… TRT Müzik, seyrettiğim tek TRT kanalı. Bademler orayı da halletmek üzereler. “Rüzgâr Gibi Geçti” diye dışarıya yaptırılmış bir program var… Bu kadar mı basit olur. Eski zamanların kasaba kumpanyalarına benziyor. Bir oda içinde çekilmiş, basit bir program. Dekor, sahne, sanatçılar (?), elle tutulur hiçbir şey yok. Seyrederken, eski bir TRT yapımcı-yönetmeni olmaktan utandım…
Hepinizi Allah’ıma emanet ediyorum. Hoşça kalınız…